Atatürk'ün Ankara'ya gelişinin 93. yıldönümü

Muhiddin NALBANTOĞLU

27 Aralık 1919 tarihi Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye üyelerinin Ankara’ya ayak bastığı tarihtir. Sivas ve Erzurum kongrelerinden sonra Ankara’da toplanmasına karar verilen TBMM’nin ve Kuvayı Milliye merkezinin hazırlanması için yola çıkılmış ve bugün Ankara’ya varılmıştır. Seymenlerin ve halkın yolda merasimle karşıladığı heyetin başındaki Mustafa Kemal’in, halkın güzel sözleri ve iltifatları karşısında gözyaşlarını tutamayıp ağladığı tarihi kaynaklarda kayıtlıdır. Kısa bir süre sonra işgal kuvvetlerinin baskını ile ve süngüyle kapatılıp dağıtılan Meclis-i Mebusan’ın tevkif edilip Malta’ya sürülen üyelerinden kaçabilenlerle beraber yeniden seçilen mebusların katılımı ile TBMM Ankara’da işgal bölgelerinden uzak ve masun bir vaziyette toplanmıştır. Artık Türklerin tarihindeki yeniden yükselme devri başlamıştı. Aynı zamanda bir vatan kurtaran ve devlet kuran Meclis olarak da tanınan Meclis’in çalışmaları tam bir Kuvayı Milliye ruhu etrafında harekete geçmişti. M.N.




Mustafa Kemal Mehmet Akif ve
İstiklal Marşı’nı anlatıyor



27Aralık Mehmed Akif Ersoy’un vefatının tarihidir. Biz bu vesile ile o büyük mücadelenin serdarı Mustafa Kemal Paşa’nın, Mehmed Akif ve İstiklal Marşı konusundaki düşüncelerini bir daha gündeme getirmek istiyoruz. Daha önce Akif’in, Mithat Cemal Kuntay’a yazdığı mektubundan bir kaç satırı nakletmiştik. Pek çok kaynakta da yer alan bu cümle şudur:
“Mısır’da onbir yıl kaldım. Fakat onbir saat kalsaydım çıldırırdım. Sana halisane bir fikrimi söyleyeyim mi, din de Türkiye’de, vatan da Türkiye’de, insanlık da Türkiye’de. Eğer -varsa- Allah benim ömrümden alıp O’na (Mustafa Kemal’e) versin.”
İstiklal Marşı TBMM tarafından resmi milli marş olarak kabul edildiği günlerde bir de beste sorunu ortaya çıkmıştı.
Ankara’da bu marş için beste yarışması açılıyordu. Daha sonraları yenilenen bu beste yarışmasında besteye girecek mısraları seçerek ilan eden bir komisyon kurulmuştu. Bu heyetin seçtiği mısraları beğenmeyen Mustafa Kemal’in bir gün ansızın gelerek katıldığı bir toplantıdaki sözleri oldukça önemlidir. O toplantının zabıtlarından Mustafa Kemal’in bu konuşmasını aynen alıyorum:
 “... Bu marş bizim inkılabımızı anlatır. İnkılabımızın ruhunu anlatır. Bunu ne unutmak ne de unutturmak lazımdır. İstiklal marşında istiklal davamızı anlatması bakımından büyük bir manası olan mısralar vardır. Benim en beğendiğim yeri de burasıdır:
“Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet
Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin İstiklal
Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır. Hürriyet ve istiklâl aşkı bu milletin ruhudur. Tarihe bakın: Bütün milletlerin bir esaret ve hürriyetsizlik devri geçirdikleri bir hakikattir. Fransa, İngiltere, Roma vilâyeti olmuşlardır. Almanya Hun eyaleti devresi geçirmiştir. Roma İmparatorluğu’nun üzerinde kurulduğu İtalya, Napolyon’a tabii olmuştur. İspanya; Arap, sonra Fransız idaresine girmiştir. Dünya tarihinde fasılasız hürriyet ve istiklâlini muhafaza ve müdafaa etmiş bir millet vardır: Türkler. Batı tarihinin milli kahramanı Versengetoriks, kendisi talim ederek hemşehrilerini kurtarmıştır. Bizim ona tekabül eden kahramanımız hürriyetini kaybedeceğini anlayınca nefsini ateşe vermiş ve küllerini bile düşmanına teslim etmemiştir. İşte Türk budur. İstiklal marşının bu pasajı asırlar boyunca söylenmeli ve bütün yar ve ağyar anlamalıdır ki Türkün, Mete hikayesinde olduğu gibi herşeyi, hatta en mahrem hisleri bile tehlikeye girebilir, fakat hürriyeti asla... Bu pasajı her vakit tekrar ettirmek bunun için lazımdır. Bu demektir ki, efendiler Türkün hürriyetine dokunulamaz!..
İstiklal marşının kabulünden ve yayınlanmasından kısa bir müddet sonra Kurtuluş Savaşı’nın ve bütün Türk tarihinin en acı safhası başlıyordu: 10 Temmuz 1921’de saldırıya geçen Yunan ordusu çok hızlı bir gelişmeyle ilerliyordu. 13 Temmuz’da Afyon düştü. 17 Temmuz’da Kütahya ve Ağustos’ta Eskişehir Yunanlıların eline geçti. Halide Edip o günleri anlatırken  “Ankara her an düşebilir”diye kaydeder. Gerçekten, Ankara da düşmek tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyordu. Ankara halkı akın akın Kayseri, Kastamonu ve Sivas yollarına üşüşmüştü. Devlet merkezinin bile Kayseri’ye hatta Sivas’a nakli hazırlığı başlamıştı. Mehmed Akif bir çözülmeyi önlemek için bu düşünceye şiddetle karşı çıkıyordu. Gerçekten de hiç bir zaman Ankara’dan ayrılmadı. 
O günlerde Mustafa Kemal Paşa’nın Hakimiyet-i Milliye gazetesinde bir beyanatı yeralıyordu:
“.... Gittiğimiz yol bir iman yoludur. İmansız olan buraya gelip savaşmaz. İmansız olanlara saflarımızda yer yoktur. Vakıa biz 10 milyonluk yorgun bir milletiz. Düşmanlarımız ise pek çok ve kavidir. Riyazi hesaplarla düşünülecek olursa Garbın çelik fabrikalarının zırha büründüğü muazzam düşman kuvvetlerine karşı galebe etmemiz şüphelidir. Fakat bizde olan şey onlarda yoktur. Bizim imanımız vardır ve biz bin türlü düşmanlarımızın kuvvetine rağmen galip geleceğiz.”
İşte kurtuluş savaşını zafere götüren bu iman gücüdür. Mustafa Kemal Paşa’nın bu konuşması nazma çekilmiş halde İstiklâl Marşı’nın şu mısralarında vardır:
“Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var
Ulusun korkma nasıl böyle bir imanı boğar
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar...”
Yine İstiklal marşının ilk kıtasında yeralan çok düşündürücü mısralar Kemal Paşa’nın cepheye yaralı olarak hareketinden biraz önceki son kabine taplantısında söylediği şu sözlerde asıl manasını bulmuştur. (Bu olayı o son kabine toplantısında bulunan Celal Bayar anlatmıştı.)  “Asla Cede etmeyeceğiz (Bayar bunları anlatırken ilave eder ki Atatürk cede kelimesini çok kullanırdı. Fransızca olan bu kelime boyun eğmek, ram olmak, teslim olmak manasına gelir) son ocağımız sönünceye kadar savaşacağız. Bayrağımız son vatan topraklarını terk edene kadar savaşacağız. Son sınır taşına kadar savaşacağız. Eğer orada galebe ümidimiz kalmamışsa sığınacağımız bayrağımız altında şehid olacağız. Fakat asla esir olmayacağız”
Bayar bunları anlattıktan sonra ilave eder ki:  “Hepimiz de aynı fikirde idik. Bunları dinlerken heyecandan titriyorduk...”
Yukarıda anlattığımız gibi İstiklâl Marşı’nın üç yerinde Atatürk vardır. Allah bir daha o günleri bu millete yaşatmasın ve bizleri  “yeni bir İstiklâl Marşı yazmak mecburiyetinde bırakmasın.” Bu son cümle bizzat Mehmed Akif’in sözüdür. Yattığı yer Cennet olsun.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş