ATEŞ BÖCEKLERİNİ YILDIZ SANMAK...

A+A-
Hulki CEVİZOĞLU

Yarın Türk Milli Futbol Takımı, Euro-2008’de (Avrupa Kupası) Almanya ile yarı final maçı yapacak.
Bugünleri yaşayanlar, “dar sokaklardan çarpa çarpa geçtiğimize” tanık oluyor. İte kaka ilerliyoruz. Allah’ın büyük lütfu ve mucizesi ile rakiplerimizi yeniyoruz. Nasıl kazandığımıza bizler de, dünya da şaşıyor.
Örneğin, rakip takımın oyuncuları maç bitimindeki penaltı atışlarında iki topu dışarı atıyor. Biz ise, kendi becerimizle maçı almış gibi çığlıklar atıyoruz.
Hele, teknik direktör Fatih Terim’in tavrı ve açıklamaları yok mu?..
Neredeyse tam bir kibir âbidesi.

“NEFRET ÖDÜLÜ” İSTER MİSİNİZ?..
 Dilimizde güzel bir söz var.
“Her şeyin hayırlısı!” diye.
Bir örnekle soralım.
Size deseler ki, “Büyük bir başarı kazanacaksınız ama halk sizden nefret edecek... Böyle bir başarı ister misiniz?”
Herhalde büyük çoğunluk “Hayır” der.
İşte bu yüzden “her şeyin hayırlısı” sözü çok anlam kazanıyor.
Diyelim ki, Avrupa Futbol Kupası’nı kazandınız, ama halkınız sizden nefret ediyor. Daha yumuşatırsak, halkınızın en az yarısı sizden nefret ediyor!..        Böyle bir kupayı teknik direktör olarak ister misiniz?
Ben istemem.
Tıpkı, Orhan Pamuk’unki gibi bir Nobel Ödülü’nü istemediğim gibi.
Tavır ve sözleriniz kibirli ve yanlış olunca, kazandığınız başarı ve ödül de “nefret ödülü” oluyor..
O yüzden “her şeyin hayırlısı!..”

MUCİZENİN YARATICISI!..
Bu, aslında bir futbol yazısı değil, sosyolojik yazı.
Fatih Terim örneğinden devam      edelim.
Nasıl ki, kaybettiği zaman hesabı kendisine sorulacak ise, tesadüfen ve mucize sonucu kazandığı zaman da onu kutlamalıyız.
Ancak, kendi iradesi ve becerisinin dışındaki gelişmeleri, herkes körmüş gibi, “Ben yaptım” ya da “Mucizeler böyle zaman alır” gibi sözlerle açıklandığında, toplum kutlayamıyor.
Canını dişine takarak oynayan oyuncularımızı ise kutluyor ve yarın da başarı bekliyoruz. O ayrı.
Terim, “Elimizden geleni           yaptık. Allah bize yardım etti. Akıl almaz biçimde kazandık. Ekran başında bize dua edenlere ve oyuncularımıza    teşekkür ederim” deseydi; kendi becerisi dışındaki gelişmelerden de onu kutlardı herkes.
Bu iş bu kadar basit.
İşin ilginci, bizim takımın da “psikoloğu” var. Bunların verdiği dersler herhalde, vaktiyle “Ben ders almam, veririm” diyen Terim için geçerli değil.
Ben de ders vermeyeyim ama bazı sözleri hatırlatayım. 
 “İnsan zekâ karşısında eğilir, ama şefkat karşısında diz çöker!..” (Voltaire)

DİYOJEN’DEN DERS..
Bir de küçük bir öykü. Yaz sıcaklarında okunacak bir kitaptan (Sevinçgül, Ömer, “Kolay, Kısa,      Keyifli Felsefe”, Carpe Diem Yayınları, s.49)
Yoksul Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta kibirli bir zenginle karşılaştı.
İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildi.
Kibirli zengin, hor gördüğü filozofa, “Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem!” dedi.
Diyojen, hemen kenara çekilerek, gayet sakin bir şekilde şu karşılığı verdi:
 “Ben çekilirim!”
Kıssadan hisse.
Tabii almasını bilenlere ve “Ateş böceklerini yıldız sanmayanlara..”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları