Atsız’ı anmak ve ahşap oyma hat sergisi

A+A-
Cazim GÜRBÜZ

Sıradan ve sürüden biri değil, özgün adamdı Atsız. Fikirleri ve şiirleriyle dizgin adamdı Atsız.
Ufuklar ötesine sezgin adamdı. İnadına doğru düzgün adamdı Atsız.
Engindi utkularında, dingindi tutkularında, Orkun ve Ötüken’e doğru gezgin adamdı Atsız.
Ezilmişti ezgin değildi, bıktırılsa da bezgin değildi. Ülkü siyasete alet edildiğinde üzgün adamdı Atsız. Dünya malına kuzgun olan milliyetçilere kızgın adamdı Atsız.
Yağmurundan, öz sağanağından bozgun adamdı.
Ve yazgın adamdı Atsız, ölümle düşmüştü elinden kalem.
Bu satıra dek hep olumladım Atsız’ı. Olumsuz yanı yok muydu? Olmaz mı, insan değil mi?
Atsız’ın olumsuz yanları şunlardır bana göre:
1- Birkaçı dışında, ne soyca, ne de kültürce Türk olmayan Osmanlı padişahlarına toz kondurtmuyordu, Vahdettin’e bile “Hain olamaz, çünkü o bir Osmanoğlu’dur”  diyordu. Vahdettin’in yüzünü böyle yıkamaya çalışan Atsız, Hasan Âli Yücel gibi bir insana karşı sıfır hoşgörülü ve acımasızdı.
2- Atsız Mecmua’da cumhuriyete ve devrimlere destek veren Atsız, sonraki yıllarda Cumhuriyet düşmanı ve Amerikaperest Büyük Doğu Dergisi’nde yazılar yazabilmişti.
3- “Anlamayız hayatı felsefeyle ilimle/Hayat çelik ellerle atılan zar olmalı” dizeleri, bana hep ters gelmiştir, hayatı felsefe ve ilimle anlamamak hayatı anlamamaktır. Ruh Adam romanında bol bol felsefe yapan Atsız, kendisi ile çelişki içindedir bu bağlamda. 
Bugün ölüm günü Atsız’ın. Saygıyla anıyorum. Hatası ve sevabıyla, Türkçülüğün yolbaşçılarından biridir ve öyle de kalacaktır.
Atsız bu kadar... Bir ahşap oyma hat sergisine davetliydim geçen hafta, o sergiden ve açan hakkak’tan söz edeceğim yazımın kalanında.
Başbakanlık ve bakanlık yapmış, Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşlarından Recep Peker, I. Dünya Savaşı’nda Of cephesinde dedemin komutanı imiş. Savaş halinde de olsalar, gene rapor yazıp komutanlığa göndermek gerekiyormuş. Fakat kâğıt yok. Babası marangoz olduğu için ahşapla arası iyiymiş dedemin, ağaçlardan ince yongalar çıkarır, onların üzerine raporlar yazarmış. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Ankara’da kendisini ziyaret ettiğinde, Recep Peker, dedeme “Sen hayatımı kurtarmıştın, onu hiç unutmam, bir de o yongalara yazdığın raporları...” demiş. Dedemin 28 torunu içinde yalnızca bir kişi, halamın oğlu Salih Zeki Tekin ahşaba gönül verdi. Değişik ağaçları oyarak hüsn-ü hat yazmaya başladı. Geçen hafta da ilk kişisel sergisini Gayrettepe-Astorya İş Merkezi orta galeride açtı. Bu serginin sponsorluğunu ise Şişli Belediyesi üstlendi. Kuşe kâğıda bastırılmış şık sergi katalogunun sunuş yazısında Mustafa Sarıgül “İslam sanatı çoraklaşmış ruhlara geçmişte hayat verdiği gibi bugün de maddenin ablukasındaki dünyamıza nefes aldırmakta, insanın dünyadaki macerasına yarenlik ederek ona can şenliği olmakta” demektedir.
Salih’in ürünlerinde sabrı, ince sanatı, sevdayı ve geçmişimizi gördüm. Ahşap, estetikle dillenmiş Tanrı’nın ve Peygamberin iletilerini fısıldıyordu füsunkârlık ve tatlılıkla. Cevize kazılıp yazılanlarda bir ağırlık, kayına yazılanlarda Türk zevki, kiraza ve dişbudağa yazılanlarda sanki bir huşu gizliydi.
Eline, gözüne, gönlüne sağlık diliyorum kardeşimin...
Bu sergi daha birkaç gün açık, görmenizi dilerim...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları