Av mevsiminde adalet ve askerlik

Altemur KILIÇ

Adamın biri, lokantada menüye baktıktan sonra sormuş: “Patlıcansız bir yemek yok mu?” diye... Şu sırada, dünya “menüsünde” WikiLeaks belgelerinden başka bir şey yok gibi. Hatta evrende başka hayat bulunabileceği emarelerinin keşfedilmesi gibi, müthiş bir haber, dünya gündeminde arka sıralarda... “Uzaylılar” dünyamıza saldırmışlar, ne gam; dünya, zaten altüst! Kıyametin kopması, kutsal kitaplarda söylendiği gibi, “yeçüç meçüçün”, WikiLeaks belgelerinde ortaya çıktı!
Erdoğan, “olmayan şeylerin belgesi olmaz” yani “davası olmaz, bunları tartışmak abes” diyor... Öyleyse, bu “olmayan” şeyler, kendi deyimiyle, neden “vuruk” oldu? Görmezlikten gelinirse, kaybolur mu? Bu “travmanın atlatıldığı” iddiası fazla iyimser; sonunda da ölümcül olabilir!
Şimdi, Ergenekon duruşmalarında da, ortaya dökülmeye başlayan, telefon kayıtları... Eski AKP Bakanı Abdüllatif Şener’in sözleri... Dokunulmazlıklar kaldırılırsa, bu sır kutusundan çıkacaklar İktidara, WikiLeaks’den fazla zarar verebilir. Belgedekiler, “vaki” olmasalar da, “şayi” olmaları, yeter.

Vatanseverlik sınırları   
Önceki yazımda; CHP ve MHP’nin, bu belgeleri siyaset malzemesi yapmamalarının, vatanseverlik olduğunu, yazmıştım. Ancak, daha da  ortaya çıkacak yeni belgelerle, bu  “vatanseverlik” sınırı zorlanacak,  muhalefetin özenine rağmen kopan “kıyamet” iktidarı sarsacak... 
İktidarı çok zora sokacak bir fotoğraf vardı gazetelerde... Dolmabahçe’deki ofisinin önünde, Erdoğan’ı protesto etmek için eylem yapan genç bir öğrenci kız, polislerin çizmeleri altında, acımasızca dövülüyor... Hem de Başbakan içeride rektörlere demokrasiden, özgürlükten söz ederken! Bu fotoğraf karesi, bin kelimeye bedel. Bu imaj, seçim “sath-ı mailinde” çok hatırlatılır. Seçim sandıklarında, seçmenler tarafından, muhakkak hatırlanır!

Ergenekon ve ordu  
Kanımca, bu “eğik düzeyde”, iktidara çok zarar verebilecek bir faktör de “Ergenekon süreci”. Bu, Türk Ordusuna, komutanlarına, değerli aydınlara ve gazetecilere karşı “sürek avıdır”. Erdoğan, “Ben fahri savcıyım”, dedikten sonra, “adalet diye diye” adaletin tepelenmesinin, yapılan adaletsizliklerin sorumluluğundan kurtulamayacaktır! Mesela dünyaca ünlü profesör Mehmet Haberal’a yapılan zulüm. Kalp hastası olan değerli profesörün, hastaneden taburcu edilmemesi ve dolayısıyla, gene, “Silivri’ye sokulamadı” diye, hastaneye yapılan baskın ve rapor veren doktorları sorgulamak, ne sönmez kindir!
Ve bir “TC Hükümetinin” kendi ordusuna karşı açtığı savaş... Bu “harbin” son ve İktidara göre “zaferle” sonuçlanan “muharebesi”; üç başarılı komutan, iki Bakanın emriyle açığa alındı... İki generalin ve bir amiralin, yürütmeyi durdurma taleplerini, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM), reddetti...
İktidarın, kendi amaçlarına engel saydığı TSK’ya karşı “duyguları” mâlum. AYİM hükmüne gelince; bu hükümde, olumlu oy veren 6 yargıcın ve de karşı oy veren 4 yargıcın da ellerini vicdanları üzerine koyarak ve cübbeleriyle, rütbelerini -asker olduklarını- unutarak, karar verdiklerine inanmak isteriz.  “Adaletin kestiği parmak acımaz”  derler ama kesilen “parmaklar” da bir daha yerine gelmez. Üç komutanın kayıpları telafi edilemez. Sonunda gerçek adalet tecelli etse bile.
İki yıllık yarıda kalmış hukuk tahsilimle bu hüküm konusunda ahkâm kesemem, ancak fakültedeki Yahudi asıllı Alman hocamız Profesör A. B. Schwarz’ın sözlerini hep hatırlamışımdır: “Çoğunuz yargıç, avukat, savcı olacaksınız. Hep hatırlayın ki; Hüküm ve savunmalarınızda son kıstas, vicdanlarınızdır. Cüzdanlarınız, kişisel çıkarlarınız olamaz.”  
Evet, adalet başka, siyaset bambaşka. AİYM kararı adilane olsa da bu karar üzerine sevinçlerini, nasıl değerlendirmeli? Orduya karşı “boks maçında”, bir raunt daha kazandılar. Üç değerli komutanın geleceklerinin “kesilmesi” pahasına.
TSK ve komutanlarına karşı sürek avı devam edecek. Bu, ordusuna bağlı Türk Milletini hiç mi rahatsız etmez? Bu bağlılık şimdi, başka bir vesileyle sınanıyor, geleneksel bir asker uğurlanmasında, müessif bir kaza oldu. Bir kişi canını kaybetti. Düğün alaylarında, seçim konvoylarında da böyle kazalar olur, ama şimdi bu vesileyle, “asker millet olmamızın” bu geleneğin kaldırılması için kampanya başlatıldı... Evet “av mevsimi”; umudumuz “ava gidenlerin avlanmaları”!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş