Av sahasındaki insan(cık)lar

A+A-
Hulki CEVİZOĞLU
Başlıktaki sözle, “siyasetin” av alanındaki insanlardan söz ediyorum. “İnsancık” derken de, küçümsemek için değil, biz insanların siyaset (ama her türlü siyaset) karşısında ne kadar “aciz” kaldığımızı vurgulamak istiyorum.
Hepimiz birer yemiz aslında.
Hepimiz birer yem!
Gündem yüklü. O yüzden bugün birkaç konudan örnek vereceğim.
Parti siyasetinde, ekonomi siyasetinde, medya ve günlük siyasette; hep gündem belirleyenler ve “yönetenler” var, hep gündemin ardından soluk soluğa kalan ve “yönetilenler” var.
İşin acı tarafı, yönetilenlerin kendilerinin yem olduğunun yeterince ayırdında
olmaması.
Başkanlık sisteminin sırrı
Başbakan Erdoğan, toplum daha anayasa değişikliği tartışmalarını sindirememişken, bir de “şahsi olarak başkanlık sistemi düşündüğünü” açıklayıverdi.
“Şahsi düşüncem” demesinin önemi var. Çünkü aslında bu, iktidar partisi içindeki kavganın göstergesi. Henüz dışa vurmamış çok büyük bir kavganın.
Biliyorsunuz KKTC’de AKP ve Soros’un desteklediği Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanlığını yitirdi. Üç gün önceki seçimin ilk turunda “ulusalcı” Başbakan Derviş Eroğlu ipi göğüsledi.
Talat’la birlikte kaybeden AKP ve yandaşları oldu. Türkiye’deki seçimde de -eğer iyi bir parti ve isim ortaya çıkarsa- AKP iktidarı kaybedecek. Zaten tüm anayasa değişikliği, yargıyı kendilerine göre yapılandırma, hep bu hesaba göre. (Bunu daha önce de ayrıntılı yazmıştım.)
Başbakan Erdoğan, niçin, “Başkanlık şahsi görüşüm” diyor, bunun sırrı ne?
Sırrı şu: Erdoğan, bundan sonraki dönem için  “hesap vermemenin yolunu”  arıyor. Bu yolu, Çankaya’da görüyor. Ama Çankaya dolu. Abdullah Gül’ün Erdoğan’a jest yapıp orayı boşaltmayacağı da kesin.
E, ne kalıyor geriye?
Halka gitmek. Halka gidilirse, Cumhurbaşkanını halk seçerse (ki bundan sonra o olacak) Erdoğan, Gül’den daha şanslı. Bunu bilen Erdoğan, Gül’ün yerini bu yolla alacağını hesaplıyor ve Başkanlık sistemini ortaya atıyor. Önümüzdeki günlerde, hele şu anayasa değişikliği Meclis’te tamamlansın, bunu da zorlayacaktır.
Peki, başkanlık sistemine karşı olanlar, gerçekten bu sisteme mi karşı, yoksa Erdoğan’ın ya da bir AKP’linin başkan
olmasına mı?
Benim “şahsi görüşüm!” şu:
Başkanlık sistemine evet, Erdoğan’ın ya da başka bir AKP’linin başkan olmasına hayır!
Tabii bunun yolu da halka onlardan daha iyi bir aday sunmak.
Yumruk
Kayseri’deki şehit cenazesinde Enerji Bakanı Taner Yıldız’a bir vatandaş yumruk attı ve burnunu kırdı.
Bu tür yöntemlere ve kaba kuvvetin her türlüsüne, her zaman karşıyım.
Buradan yola çıkarak; AKP iktidarının halkı ne kadar gerdiğini, halkın AKP politikalarını reddettiğini, ama halkın çaresizlik içinde olduğunu, AKP’nin subayımızı şehit eden PKK ve yandaşlarına gösterdiği “hoşgörünün!” tepki doğurduğunu ve benzeri gerçekleri görmeliyiz.
Gerekçesi ne olursa olsun, bu saldırıyı kınıyorum.
Ama, şu gerçeği sorgulayalım..
Meclis içinde bir bakana, bir milletvekiline atılan yumruğa bu kadar tepki gösteriliyor mu? Yumruğun iyisi olur mu?
MHP Genel Başkanı, daha yakın geçmişte, “MHP sıralarına bir metreden fazla yaklaşırsanız, ne olacağını görürsünüz” demedi mi? Bahçeli’ye bunu dedirten AKP tavrı neydi?
Polislerin sade vatandaşlara şiddet içeren tavrı doğru mu?.. Tekel işçilerinin gözlerine sıkılan gazlar, kafalarına vurulan coplar doğru muydu?
Balbay
Cumhuriyet Gazetesi’nde “şaşırtıcı” değişimler yaşanıyor. Tuncay Özkan dostum gibi haksız yere yattığına “inandığım” Mustafa Balbay, Ankara Temsilciliğinden alındı.
Balbay ise, “İlk müebbet cezamı kendi gazetemden aldım” dedi.
Şimdi gazete, çeşitli yollarla kendisini savunmada.
Yaptığı “atılımlar!” içinde Sevgili Kürşat Başar ve Tuna Kiremitçi’yi yazar kadrosuna katmak. Yani, Cumhuriyet giderek magazinleşiyor.
Sorulan soru şu: İlhan Selçuk da, Balbay gibi işinin başında değil çok uzun zamandır. Onun yerine de atama yapılacak mı? Cumhuriyet’te yaşananlar büyük bir kavga mı, değişim mi? Bu, tirajı 50 binlerden 30 binlere düşürür mü? Bunun yolu bu mu olmalıydı?
İşin bir de psikolojik boyutu var.  Uzun süredir cezaevi koşullarında düşünen bir insana, yapılanı anlatamazsınız. Hemen hatırlatayım. Balbay, Emin Çölaşan ile ART’de ortak program yaparken tutuklanınca, Çölaşan’ın karşısına başkasını alarak program yapmasına da karşı çıkmıştı.
Bu tutum ve davranış, haklıdır ya da değildir. Ayrıca tartışılır. Ama, sevgili Balbay’ın durumunu bir de bu açıdan düşünmek gerekmez miydi?
***
200 yıl aradan sonra İzlanda’da bir yanardağ, yeniden kül püskürtmeye başladı. Küller Türkiye’ye de ulaşmış.
Ama asıl, siyasetin her türlüsünün küllerini üzerimizden atabilmek ve av sahasında insan(cık) olmaktan kurtulmak değil mi?
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları