Avrupa Parlamentosu

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Avrupa Parlamentosunun Dış İlişkiler Komitesi son oturumunda aldığı kararla “Kıbrıs görüşmelerine yardımcı atmosferin yaratılmasına katkıda bulunulması için Türkiye’den (1) askerlerini geri çekmesini, (2) Maraş’ı eski sakinlerine iade etmesini, (3) yerleşikler konusunu ele almasını ve (4) devam etmekte olan görüşmeleri desteklemesini” talep etmektedir. Bu karar 10 Şubat’ta Strasburg’da Parlamento tarafından görüşülerek karara bağlanacaktır.
Kıbrıs meselesi ile uzaktan veya yakından, düzeysel seviyede olsa da, ilgilenmiş olan herkes Komitenin bu kararını görür görmez bunun sadece Rum tarafını dinleyerek alınmış tek yanlı bir karar olduğunu teslim edecektir. Komitede görevli Rum ve Yunanlı kaç delege varsa bunları, komiteyi yanlış yola sevk etmek becerileri için kutlamak gerekir. Komite, Kıbrıs meselesinin başladığı tarihi, Rum propagandasının belirlediği gibi, 1974 olarak kabul ediyor ve Rumlar gibi “işgal kalksa, mesele halledilecek” noktasında direniyor. 1963-74 yıllarını, Rumlar gibi, Avrupa Parlamentosunun bu önemli Komitesi de hafızasından silmiş. Türkiye’nin adaya niye geldiğinden de habersiz; Türk askeri gelmemiş olsaydı Muratağa, Sandallar, Atlılar, Taşkent ve diğer yerlerde yapılan katliamları, soykırım teşebbüslerini bilmek de istememişler. Türk askeri gelmeseydi daha neler olacaktı? İlgileri dışında. Yeter ki Türk askeri işgalden (!) vazgeçsin. Rum tarafı, gasp ettiği “Meşru Kıbrıs Hükümeti” adının arkasına saklanarak adanın tümüne sahip çıkmak siyasetini pervasızca yürütüyor; Uluslararası Antlaşmalarla meydana gelmiş bir ortaklık devletini bu nedenle yakıp yıkmış olan Rum idaresini Kıbrıs’ın tek halk, 1960 Ortaklık Cumhuriyetini de üniter bir Rum devleti zannediyor. Anayasa ne diyor, Türklerin statüsü ne olacak? Bakmak, araştırmak istememişler. AB üyesi Kıbrıs Hükümeti “işgal kalksın, yerleşikler gitsin, Maraş verilsin”  demiş ya? Bu Türkiye’ye “askerini çek ve Maraş’ı iade et” çağrısı yapmak için yeter de artar bile.
Türk dünyası BM Güvenlik Konseyinin 4 Mart 1964 kararı ile hak etmediği bir şamar yemiş; ABD-İngiltere-Sovyetler gibi devletlerin kendi çıkarları için aldırttıkları kararlar nedeniyle 47 yıldır kalıcı, adil bir uzlaşmaya kavuşamamış; Kıbrıs Hükümeti dedikleri suçlu tarafı üye yapmakla AB’nin hışmına uğramış bir durumda bu kurumlardan hak ve adalet beklemekte! Sn. Talat, bunlara “aman biraz daha müdahale ediniz” çağrısında bulunmakta; kimse bunlara “kendinize geliniz, hak ve adaletten yana olunuz, taraflara eşit davranınız” demek cesaretini gösterememektedir.
Kıbrıs Türk halkının, Annan Planı döneminde feci şekilde aldatılmış olan büyük bir çoğunluğu bu kurum ve kuruluşlardan, bu çıkarcı devletlerden hak ve adalet beklemenin boşuna olduğunu iyice anlamış, bunların  “görüşmeleri destekliyoruz” çağrılarından tiksinir hale gelmiştir. Görüşme yolu ile uzlaşmanın tek şartı, 1960 Antlaşmalarında eşitlikleri tescil edilmiş olan taraflara katıksız eşit muameledir. Suçlu Rum tarafı, “meşru hükümet” olarak pohpohlandığı sürece, 47 yıldır, uzlaşma ihtiyacı duymamıştır. Şimdi Hristofyas da aynı oyunu oynamaktadır: Görüşür gibi yaparak zaman kazan; kazandığın zamanı propaganda ile hükümetliğini pekiştirmek, Türk tarafını suçlamak taktiği ile harcamaya devam et; uzlaşmaz taraf Türk tarafıdır, Türkiye’dir yalanını yay ve Kıbrıs meselesi Türk işgalinden kaynaklanan bir meseledir hikâyesi ile dünyayı kandırarak yoluna devam et. Maraş iade edilsin diyorlar. Maraş’ın toprağı Vakıf arazi. Toprak, mal mülk meselesi global bir şekilde kapsamlı görüşmelerde ele alınan temel bir konu. Peyderpey halledilemez. Yargı yolu ile hiç halledilemez. Orams Davasında alınmış olan kararın KKTC’de uygulanma olasılığı yok. Yararı, görüşmelerin bir noktada kopmasını sağlamak olacak. Mal-mülk konusu (Maraş dahil) güneyde bırakılmış olan 103 köyün tazminatı ele alındığında çözülecektir. Kayıp ve şehit ailelerinin tazminatları ile diğer alacaklarımızın da hesaba katılması gerekmektedir. Bu konular tek yanlı girişimlerle halledilemez.
“Yerleşikler” konusunu Türkiye ele almalıymış. Bu konu KKTC’nin egemenliği ile ilgili bir konudur. Egemen bir devletin verdiği vatandaşlıkları Rum sahtekârların sorgulama hakkı yoktur. Utanmadan, Kıbrıs’taki nüfus oranı değişmeyecek diyorlar. Erkekleri hadım mı edecekler, yoksa kadınları kısırlaştıracaklar mı? Güneyde, 200 bin kişiye vatandaşlık vermişler. Söyleyen ben değilim, kendi Bakanlarıdır. Türkiye görüşmelere katkıda bulunsun diyor AP Komitesi. Türkiye, Garantör anavatan olarak 47 yıldır bu meselenin halli için elinden geleni yapmıştır. Yetmedi, evlâtlarını feda etmek zorunda kaldı. Yunan darbesi nedeniyle Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin zarar ve ziyanının tazminatını da masaya yatırmak gerekmektedir.
Avrupa Parlamentosunun Dış İlişkiler Komitesinde bilinmeyen veya göz yumulan gerçekleri acaba BM Genel Sekreteri Sn. Moon biliyor mu? Ne acıdır ki, yüreği yanık insanlarımızın kendisine iletmek istedikleri bir belgeyi BM yetkililerine vermek fırsatını bile bulamadılar. Hak ve adalet, egemenlik ve hürriyet başkalarına yalvarmakla elde edilmiş değildir. Ya devletimize sahip çıkacağız, ya da, bizi çoktan mahkûm etmiş olanlardan hak ve adalet bekleyeceğiz. Çok bekleriz. 47 yıl, gerçekleri görmemiz ve kendimize gelmemiz için yetmedi mi?

Yazarın Diğer Yazıları