Aydınlık ufuk; Kâtip Çelebi (1)

A+A-
Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Kâtip Çelebi (1609-1657) 17. yüzyıl fikir ve düşünce hayatının adeta bir güneşidir. Kararan zihinlere doğan bu güneş, günümüze de ışık saçmaktadır. Görkemli bir mantık ve muhakeme sahibi olan bu bilgeyi, ayrıntılı biçimde size anlatmak istiyorum. Anlatmak istiyorum; çünkü günümüzde ‘hamileleri’ sokakta istemeyen; çocuklarının düğününde eşinin oynamasına izin veren kocaya ’deyyus’ diyen -yaşadığımız politik iklimden de cesaret alan- pek çok ahmak türedi bu ülkede! Çelebimiz o ahmaklara şöyle diyordu: “Bu soydan türlü sünnetlerle, halkı kendi haline koyup, (din adamları) din ve dünya işine zararı umumi olan ve düzeni bozan işlere baksınlar!”
1600’lü yıllarda Kâtip Çelebi, aklın ve müspet bilimlerin korkusuz savunucusudur. “Matematik biliminin öğrenilmesinin günah olup-olmadığı” tartışılırken, o yaptığı keskin çıkışlarla; İslam’ın akla ve müspet bilimlere karşı olmadığını adeta haykırıyordu. Ve yine o yıllarda ‘Kadıların matematik ve geometri öğrenmesi gerekir’ diye, çırpınıyordu. O gerçekten bir hak, hukuk ve toplum huzurunun savunucusuydu.
17. yüzyılın ilk yarısında İstanbul’da adlarına Kadızâdeliler denilen, akıl yoksunu sözde dindarlar türemişti. Bu din tüccarlarının ortaya attığı saçma-sapan iddiaları bir bir çürüten sadece Kâtip Çelebi idi. Söz gelimi; Kadızâdeli vaizler, Firavun’un imanla ölüp-ölmediğini İstanbulluların gündemine sokunca, şöyle der: “Yıllar öncesine ait bir olay. Şimdi bunu tartışmanın sırası mı? Hem bize ne? Bırakalım da bunu Yahudiler tartışsın. Çünkü Firavun’dan eziyeti onlar gördü.”
O, yaşadığı yüzyılda; aklın, mantığın, halk huzurunun temsilcisidir.
Çelebimiz, Abdullah adlı bir sipahinin oğlu olarak 1609’da İstanbul’da doğdu. Kırımlı İsa Halife’den Kur’an öğrendi. İlyas Hoca’dan Arapça dil bilgisi, Böğrü Ahmed Çelebi’den hat dersleri aldı. 14 yaşında Anadolu Muhasebesi kalemine girdi. Pek çok sefere katıldı. Bağdat Seferi’nden dönerken babasını yitirdi. Babasından kalan mirası çoğunlukla kitap almaya harcadı. Çok iyi Arapça ve Farsça bilirdi. Çeviri yapacak düzeyde Latince’ye egemendi. Tarih, coğrafya, kozmoğrafya, kaynakça ve din konularında ilginçliğini hâlâ koruyan eserler verdi. Eserleri tüm dünyada ilgi ile izlendi.
Onun, coğrafya ve kozmoğrafya alanındaki “Cihannüma” adlı eseri en büyük çalışması sayılır. 20 yılda tamamladığı “Keşfü’z-Zünun” adlı eserinde, kitap adlarının ve yazarlarının yer aldığı 14.500 kaynaktan söz eder. Bu eser, türü itibariyle Osmanlı’da ilk çalışmadır. “Fezleke” onun ilk tarih kitabıdır... Kâtip Çelebi’nin bu eserleri yanında, “En Doğruyu Seçmek İçin Hak Terazisi” anlamındaki o küçücük “Mizanü’ül- Hakk”  adlı eseri, benim için tüm eserlerinden önemlidir. Topluma, akla, mantığa önem veren açıklamalarının yer aldığı o ölümsüz eseri 17. yüzyılın adeta akıl defteridir. Mizanü’ül-Hakk, günümüz Türk aydının da başucu kitabı olabilecek bir değerdedir.
İstanbul’un pek çok camisinde kürsüleri işgal eden Kadızâdeli vaizler, Kur’an’da olmayan ’haramlar’ icat etmişlerdi. Hz. Muhammed zamanı dışındaki davranışların; yemeği kaşıkla yemenin, matematik eğitiminin, Arap entarisi yerine şalvar giymenin haram olduğunu yayarak; böylesi pek çok uydurma günahlardan söz ediyorlardı... İstanbul halkının kafası karışmış; halk şaşkın durumdaydı. Çağını çok iyi tanıyan Kâtip Çelebi, halkın aklını kilitlemeye çalışan bu iğrenç insanlara Mizanü’ül- Hakk ile öyle bir cevap verir ki, o cevap günümüzde de geçerlidir... O cevabı ve konuyla ilgili TRT’de geçen bir anımı gelecek hafta anlatacağım efendim.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları