Ayıpsınız!

Altemur KILIÇ

Robert Kolej’deyken evinde pansiyoner olarak kaldığımız Ermeni Madam Lusi, toprağı bol olsun, bizlere çocukları gibi şefkatle bakardı. Her akşam yoklama yapar; “Altemur geldi, Ahmet geldi, Üstün geldi”  der ve “Tunç gene gelmedi” diye endişelenirdi. O sıralarda tifüs salgını vardı. Madam Lusi, akşamları “bit muayenesi” yapar, çamaşırlarmızı adeta etüvden geçirirdi. Onu, nasıl rahmetle, evet rahmetle anmam!.. Birçok Ermeni dostumu, kırk yıl Amerika’da yaşadıktan sonra, bana kusursuz Türkçesiyle “Güzel Türkçemize ne yaptınız!..” diye çıkışan Arto Ayvazyan’ı; cirit talimi yaparken yaralandığımda, beni sırtında hastaneye taşıyan hademe Kirkor’u nasıl şükranla hatırlamam! Kore savaşındaki silah arkadaşım, liyakat madalyası hamili Yedek Asteğmen Mahak’ı unutabilir miyim!.. Türk kültürüne, musikisine hizmet eden Agop Dilaçar’ı, Berç Türker’i, Udi Hrant’ı, Bimen Şen’i nasıl unuturuz?.. Liste uzun.


Oranları korumak
Bu olaylar -ortak acılar- hususunda “bütün oranları” eşitlemek şart!  Ermeni diasporası ve şimdi onlarla birlikte Ermenilerden özür dilememizi isteyen yerli yardakçıları. Ermeni çetelerinin, Taşnakların Türklere yaptıkları mezalimi de kabul edip -telin ederler- özür dilerler mi? Talat ve Cemal Paşaların şehit edilmelerinden dolayı, özür dilemelerini bir tarafa bırakalım; haydi Erzurum’daki toplu mezarları da unutalım. Ama ben, babamın bizzat yaşadığı ve bana anlattıklarını nasıl unuturum?.. Maraş’ta babam “çetesiyle”, yanmış dumanları tüten bir camiye varmış. Fransız üniformalı Ermeniler, kadınları, çocukları caminin içine doldurup yakmışlar... Babam bunu yaşlı gözlerle anlatırken “Bebelerin yanık tenlerini, hâlâ ellerimde hissediyorum” demişti. Ve gene babam, 1919’da ABD Kongresi tarafından “Ermenistan Devletini” kurmakla görevlendirilen Amerikan Generali James Harbord’u, Sıvas’ta Mustafa Kemal’le konuştuktan sonra, Karabekir Paşa ile de görüştürmek için Erzurum’a götürürken Generale, Ermeni çetelerin yaktıkları, dumanları hâlâ tüten Türk köylerini gösterir.. Karabekir Paşa’yla da konuştuktan sonra “ikna oldum” der... Biz hâlâ kendi yazarlarımızı, aydınlarımızı ikna edemiyoruz! Unutmadığım canlı bir hatıram daha var: Erzurumlu hısımımız yaşlı bir hanım, bazen bizde kalırdı. Geceleri birden “Ermeniler geliyor” diye çığlıklarla uyanır, kaçmaya kalkardı!..
Bütün bunları Ermeni diasporası hınzır gibi bilir de itiraf etmez, özür dilemez! Bizim “fahri” Ermeniler, Hrant Dinkler de bilirler... Taksim Meydanında günah çıkarma ayinleri yapanlar bilmez mi? Beni bir TV kanalında, bu adamların, kadınların karşısına çıkarsalar Amerika’da TV programlarında diaspora temsilcilerine sorduğum gibi onlara da sormak isterdim. Şimdi buradan soruyor, cevap bekliyorum. Ermenilerin hakkaniyet gereği -eşitlik olsun- diye cevap veremeyecekleri, özür dilemeyecekleri muhakkak. Ama “bizimkilere” sorarım: Bu ortak acıları, yaraları kaşımak, diasporanın ve Ermenistan’ın amaçlarına, çıkarlarına hizmet etmekten gayri neye yarıyor?
 Şimdi “farzı muhal”, abes ama düşünelim: Gelecek 24 Nisan’da iç ve dış baskılara boyun eğerek milletçe, devletçe, devletin, hükümetin en yüksek katlarından özür dilense, TBMM’de bu yolda karar alınsa, “Ermeniler haklıdır, ne isteseler yeridir” dense, Ermeni diasporası, bizi “bağışlar mı?” Yoksa “suçumuz”(!) böylece kendi itirafımızla sabit olunca, buna istinaden İnsan Hakları Mahkemeleri’nde tazminat davaları açmazlar mı?.. Sigorta şirketleri bunun üzerine atlamazlar mı? Ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Türkiye topraklarının Ermenilere verilmesi için kararlar alınırsa, oradaki baş delegemiz buna nasıl itiraz edebilir? Abartıyor muyum?.. Hayır; sonra olacakların en azını söylüyorum.
Sizler, ey Taksim Meydanında toplanıp  “günah çıkarma ayinleri” düzenleyen kadınlar erkekler; bütün bu olacakların farkında mısınız? Ermenilerin amaçlarıyla bölücülerin amaçlarının birleştiğinin farkında mısınız?.. Umurlarınızda mı? Ve anlamıyor musunuz, asıl  kötülüğü bu devlete sadık Ermeni vatandaşlarımıza yapıyor; Türk-Ermeni düşmanlığını kışkırtıyorsunuz! Bunun vebalini taşımaya hazır mısınız? 
Sevgili Madam Lusi, bir hata yaptığımızda bize “Ayıpsınız” derdi. Ben de buradan bu güruha sesleniyorum; “Ayıpsınız”, hem de çok ayıp!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş