Ayrı devlet istemek

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat, Ankara’da Kıbrıs meselesini görüşecek. Ne görüşeceğini, KKTC’deki  gezilerinde söylediklerinden tahmin edebiliriz.
“Halk çözüm istiyor. 2004’de Referandumda halkın iradesi çözümden yanaydı. Buna saygılı olmak gerekir. Son seçimlerde halk hükümeti değiştirdi,” devletim, egemenliğim, garantilerin devamı “diyen partileri seçti ama, seçimlerde Kıbrıs meselesi gündemde yoktu; gündem ekonomiydi. Halkın bütün örgütleri, sendikalar ve iş insanları çözüm istiyor. Çözüme karşı çıkan birkaç marjinal örgütün halk adına konuşma hakkı yoktur. BM’nin kabul ettiği ilkeler çerçevesinde yürüyeceğiz. Ayrı devlet istiyoruz dersek dünyadan tecrit ediliriz. Türkiye de bundan zarar görür. Çözüm için esneklik gösteriyoruz ama haklarımızı hassasiyetle korumaktayız; taviz vermedik. Cumhurbaşkanı ile yardımcısının seçimi için yapmış olduğumuz öneri uygundur.
Sayın Cumhurbaşkanı’na göre ayrı kurucu devletlerimiz, Rum’un kurucu Devletine eşittir. Ayrı coğrafyamız olacaktır. Ve garantiler devam edecektir. Bunların, Rumlarla birleşip AB üyesi olduktan sonra sıfırlanacağını kabul etmiyor. Kurucu Devletlerin, Annan Planından “çarpma” eyaletler olacağını da görmek istemiyor. Hristofyas ve tüm liderler “Kıbrıs Hükümeti ve devletini Türk cemaati ile aynı kefeye koyamazsınız” diyor. Buna rağmen “uzlaşma ümidini” aç insanın önüne fırından yeni çıkmış simit gibi koymağa devam ediyor.
Erdoğan Hükümeti sık sık “ayrı devlet, ayrı egemenlik istemiyoruz” diyen ve “Türkiye AB üyesi olmadan Rumlarla bütünleşerek Rum’un sakat AB üyeliğini meşru hale getirmeyi öngören; böylelikle 1960 Antlaşmalarının yıkılmaz temelini teşkil eden Türk-Yunan dengesini (Lozan dengesini) ortadan kaldıracak olan” görüşmeleri desteklediğini açıklamıştır. Talat da attığı her adımı Türkiye ile birlikte attığını sık sık açıklamıştır.
Rum lideri Hristofyas’ın, Başpapazın, Milli Konsey üyelerinin ve Konseyin açıklamaları Güney Kıbrıs’ı ziyaret eden Yunanistan Başbakanı Papandreu’nun beyanatlarına eklenince Rum-Yunan ikilisinin Kıbrıs’a sahip çıkmanın ötesinde bir niyetleri olmadığı kendiliğinden ortaya çıkmış olur. Tek halk, tek egemenlik, tek devlet formülüne dayalı AB üyesi Kıbrıs’ta AB müktesebatı işleyecek. Rum liderliği hatırlatıyor: “AB, müktesebatı Anayasanın da üstündedir, yani herhangi bir anlaşmaya imzanızı almak için size ayrıcalıklı haklar vermemizde ısrar ederseniz, verebiliriz, çünkü bunlar AB müktesebatına aykırı olacağı için bunların hükmü kalmayacaktır. Tek halk, tek devlet, tek egemenlik demek, tek demokrasi altında kurumların ve ekonominin de birleşmesi demektir. Yarınlar biz Ellino Kipreyolarındır (Yunan Kıbrıslılarındır). AB üyeliği dıştan Garantilere, yabancı asker bulundurmaya açık değildir “. Talat’ın görüşmelerde gösterdiği esneklik Rumların ve Yunanistan’ın bu yol haritasını ne dereceye kadar lehimize değiştirebilecektir? Milli kriterlerde esneyen taraf gaflet uykusundan zor uyanır, uyandığında da çok geç kaldığını anlar ama iş işten geçmiş olur.
Esnemek hakkımız olmayan kriterlere bakalım: 1960 Devleti ortaklıktı. Kıbrıs’ın egemenliğinde ve bağımsızlığında Rum’un ne hakkı varsa bizim de hakkımız o kadardı. Eşit ortaktık. Ortaklıktan zorla atıldık. Ancak Rum bizim egemenlikteki, bağımsızlıktaki hakkımızı gasp edemedi. Bunlara sahip çıktık. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin temelinde bunlar vardır. Rum “meşru hükümet” olduğunu iddia etti. Tanımadık. Yola gelmeyeceğini anlayınca devletimizi kurduk. Devletin Güneydeki devletten daha meşru olduğunu Talat da ikrar etmiştir. O halde KKTC’yi ilân kararı alan HALKIN Rum’a eşit egemen bir HALK olduğundan vazgeçilemez; kendi kaderimizi tayin hakkımız olduğu gerçeğinden de vazgeçilemez. 1960 Ortaklığı Türk-Yunan dengesi üzerine kurulmuştur. Bu anlaşmaların oluşturduğu sistemde (state of affairs’da) Rum tarafı ile anlaşmada Türkiye’nin ortaklık statüsü ile elde ettiği haklardan da vazgeçilemez. Bunların başında “Kıbrıs’ın, Türkiye’nin de üye olmadığı bir kuruluşa ,üye olamayacağı” vardır. Kıbrıs’ın, Rum müracaatı ile AB üyesi olduğu hikâyesi kabul edilemez; görüşmeler “aman biz de AB üyesi olalım, halk bunu istiyor” inancı ile Türkiye’nin Kıbrıs’tan kopmasına mal olacak şekilde yürütülemez. Rum ortak “ben Kıbrıs hükümetiyim” diyor. Karşısında KKTC var, Türk Garantisi var, Kolordu var. Bu nedenle Rum’un egemenliği Kuzeye uzanamıyor. KKTC’den vazgeçerek ve “ayrı devlet, ayrı egemenlik istemiyorum” diyerek görüşmeleri başlatmakla esnemenin ötesinde, halktan yetki almaksızın, uçuruma giden bir yola girilmiştir. Bu vahim yanlıştan “Türkiye arkamdadır” diyerek kurtulamazsınız. Türkiye’de TBMM’de KKTC’nin varlığına, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğine ve Türkiye’nin garantörlüğünün fiili ve etkili bir şekilde devamına destek veren milletçe ve oybirliği ile alınmış karar vardır. KKTC Meclisinde de benzeri bir karar vardır. Ümit ederiz ki Talat Ankara’da yapacağı zirve toplantısında bu gerçekleri bilerek konuşur ve kalıcı bir anlaşma olması için milli çizgiyi, KKTC’nin varlığını ve Türk Garantisinin devamını isteyen kendi Halkına “marjinal. Halkı temsil etmeyen kişiler” yakıştırmasını yapmaz.
Ankara’da “Milli, müşterek Kıbrıs meselesi” görüşüleceğine göre bu toplantıya Hükümetin de Başbakan seviyesinde katılması gerekmez mi? diye düşünüyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları