Ayrı dil, ayrı devlet...

Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Bu hafta sizlere, iki değerli yazarın dil konusundaki fikirlerini kısaca aktaracağım.
Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa E. Erkal; geçen hafta Eminönü Halk Eğitimi Merkezi’nde gerçekleştirilen, Prof. Dr. Orhan Türkdoğan ve değerli fikir ve siyaset insanı Sadi Somuncuoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı “Dil ve Millî Bütünlük” konulu toplantının çağrı metninde şöyle diyordu: 
 “Türkiye nereden nereye getirildi ve nereye götürülüyor sorularının sıkça sorulduğu bir dönemi yaşıyoruz. Bu dönemde dil ve kimlik tartıştırmaları önemli bir yer tutuyor. Bazı mahalli diller Türkçeye ve millî kimliğe karşı kullanılıyor. Açılım maceralarının önemli bir bölümü dile ve kimliğe dayandırılıyor. Ülkenin dış taleplere göre dönüştürülmesinde bunların birer malzeme olarak kullanılması dikkat çekiyor. Anayasa değişiklikleri için 12 Haziran Genel Seçimleri sonrası bekleniyor.”
 “Önü açılmış millî devletlerin önüne konan etnik tuzak, diller üzerine kurulmuştur. Etnik taassup ve ırkçılık, bütünü reddederek parçayı öne çıkarma; demokratikleşme diye takdim edilmektedir. Egemenlik haklarının birilerine devredilerek ve paylaştırılarak millî devletleri sonlandırmanın yolu mahalli dillerle oynamaktan geçmektedir.”
Bu konuda diğer bir yazı Suay Karaman’ın... Sayın Karaman’ın 20 Aralık 2010’da İlk Kurşun gazetesinde yayımlanan “Parçalanma dil ile başlar” başlıklı görkemli yazısından aldığım paragraflarda yürek yangını sözler var:
 “(...) ” Kürt açılımı Türkiye’yi AB’ye yakınlaştırıyor “ diye bol keseden palavra atan emperyalist güçler, AB üyesi ülke olan Slovakya’nın ülkedeki azınlıkların kamusal alanlarda kendi dilleri ile konuşmalarını yasaklarken utanmıyor mu? Bu yasağa karşı gelmenin cezası 5.000 Euro’dur. Ülkedeki 500.000 Macar asıllı, karara isyan etti ama AB’den bu yasağa karşı tek ses çıkmadı. ABD ve AB’nin, Slovakya hükümetine  “Macar açılımı yapın, Macarca televizyon kurun, Macarlar ana dillerinde eğitim yapsın” baskılarında bulunmaması, üzerinde düşünmeye değer bir olgudur.”
 “Paris’teki bir mahkemede sanıklar Korsika dilinde konuştukları için mahkeme görevlileri tarafından dışarı çıkartılmışlardı. Avrupa ülkelerinde bu gibi olayların örnekleri çoktur. Hiç kimse bu ülkelere “Korsikaca, Baskça, Brötanca, Oksitanca, Katalanca vb. dillerde televizyon kurun, bu dillerde eğitim yapın” demiyor. Ama konu Türkiye olunca, Kürtçe eğitim yapmaya ve tüm etnik dillerde televizyon ve radyo yayını yapmaya zorlanıyoruz.”
 “ABD nüfusunun yaklaşık %30 kadarının ana dili İspanyolca’dır. Ancak ABD’ye “İspanyol kökenlilere ana dillerinde eğitim hakkı verin” diye bir baskı yapılmıyor. 2007 yılında ABD, ’İngilizce Dil Birliği Kanunu’nu çıkardı. Bu kanunun gerekçelerinden biri, İngilizce’nin “ABD’deki farklı etnik köken, kültür ve dilleri birleştiren temel olgu” olduğu gerçeğidir. Diğeri ise ülkedeki az gelişmiş bölgelerin dil farkı sebebiyle geri kalmalarını önlemektir (Birleşmiş Milletler’in, resmi dil için kullandığı gerekçe budur).
ABD titizlikle bu kanunu uygulamaya yönelirken, her Avrupa ülkesi kendi resmi dilinde yayın ve eğitimde ısrarlı iken, Türkiye’ye hangi amaçla “ana dilde eğitim” adı altında Türkçe dışında eğitim dayatılıyor?”
 “Birçok ülkenin parlamentosunda, anadili farklı olan milletvekilleri bulunmaktadır ama hepsi mecliste resmi dille konuşurlar. Hiç Almanya ya da Avusturya’da Türk kökenli milletvekillerinin parlamentoda Türkçe konuştuğu görüldü mü?”
 Yazı uzun. Tümünü gazetenin www.ilk-kursun.com   sitesinden özellikle okumanızı dilerim.
Haftaya buluşmak dileğiyle...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş