Azerbaycan ve güven tazelemek

Özcan YENİÇERİ

Fukuyama, ekonomik refahın yaratılmasını ağırlıklı olarak sosyal sermayeye ve toplumun bireyleri arasındaki güven duygusunun yaygınlığına bağlar. Hatta O, toplumları yüksek güvenli ve düşük güvenli olarak da iki kısma ayırır. Güven duygusu, refahın olduğu kadar düzenin ve barışın da teminatıdır. Uluslararası ilişkilerin yönünü ve seviyesini de büyük ölçüde güven duygusu tayin eder. Ancak uluslararası ilişkilerde inşası en zor; imhası ise en kolay olan duygu da güven duygusudur. Güven inşası tarihi bir süreç gerektirir, bugünden yarına kurulması mümkün olmaz. Tarihi, dini ve jeopolitik nedenler ulusların birbirlerine güven duymalarını kolaylaştıran ya da zorlaştıran özellikler taşır. Bu bakımdan Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ortak bağlar, güven kurmayı kolaylaştırıcı; Türkiye ile Ermenistan arasındaki tarihi ve dini husumetler ise  aksine iki ülke arasında güven inşa etmeyi zorlaştırıcı karakter taşır. Ayrıca halklar arasındaki ilişkilerin niteliği de ülke siyasetçilerinin güven kurmalarında etkindir.
Ülkeler arasındaki çatışma ve gerilimlerin büyük ölçüde güven kaybından doğduğu bilinmektedir. Uluslararası ilişkilerin gücünü bu anlamda da güven duygusu tayin eder. Güven duygusunun ölçüsü de tutarlılık, dürüstlük ve istikrardır.
Türkiye’nin son zamanlardaki uluslararası ilişkilerdeki tavrının bu bağlamda izaha muhtaç olduğu söylenebilir. Örneğin; Rasmussen’e  “hayır”  deme gerekçesi ortadan kalkmadan  “evet” demek; Karabağ işgali sebebiyle kapatılan Ermenistan sınırının, işgal sona ermeden açmaya teşebbüs etmek bunlardan bir kaçıdır.
Türkiye, Ermenistan’la güven artırmak için Azerbaycan’la olan güveninin zarar görmesine izin veremez. Böyle bir durum Türkiye’nin bir kazanmak için on feda etmesi anlamına gelir. Bu, hem matematik hem de mantık hatası olur. Nitekim 24 Nisan öncesi Türkiye, Ermenistan’la mutabakat metni paraf ederek tam da bunu yapmıştır. Bu durum Azerbaycan halkında haklı olarak büyük bir infial yaratmıştır. Karabağ’daki işgal sona ermeden Ermenistan ile varılan mutabakat Azerbaycan halkında arkadan vurulma, satılma ve aldatılma gibi duygular yaratmıştır. Hasar gören bu duyguların onarılması hiç de kolay olmayacaktır. Azerbaycan halkı, Türkiye’deki yönetimin potansiyel olarak sırf kendi çıkarları için Azerbaycan’ın hayati çıkarlarını göz ardı edebileceğini görmüş olmaktadır. Böylece Azerbaycan’da Türkiye’nin varlığını kendi varlığı, geleceğini kendi geleceği olarak görenlerin sayısı giderek azalacaktır. Siyasetçiler süreç içerisinde belki de yanlış anlamalardan kaynaklanan gerilimleri giderebilirler. Ancak halk arasında oluşan güvensizliğin ortadan kaldırılması hiç de kolay olmayacaktır.
İşgal bitmeden ilişki olmaz!
 Nitekim 24 Nisan’da  “ön şartsız” olarak, Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesine yönelik mutabakatın paraf edildiği açıklanmıştı. Halbuki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-Ermenistan sınırına ilişkin olarak iki gün önce, “Biz kapıları kapattık. Sebep işgal, netice kapıları kapatmamız. O zaman sebep kalksın, biz kapıları açalım”  dedi. Doğrusu da budur. Doğru ama güven duygusu bir kez zedelendikten sonra onu yeniden inşa etmek, sıfırdan üretmekten daha zordur. Çünkü uluslararası ilişkiler çelişkiyi, dengesizliği ve oportünizmi kaldırmamaktadır.
Bu yönden Başbakan’ın önümüzdeki günlerde yapacağı Azerbaycan ziyareti, güven duygusunun yeniden inşasında fırsat olarak kullanılmalıdır. Azerbaycan halkının Türkiye’ye karşı sarsılan güvenini yeniden inşa etmek için güçlü bir kampanya başlatılmalıdır. Kardeşlik duygusunun bütün çıkarların üstünde olduğunu kanıtlamak Türkiye’ye düşmektedir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş