Azınlıkların yeni talepleri gündemde, ya eski ihanetleri?..

A+A-
Muhiddin NALBANTOĞLU

Daha 1900’lü yıllara kadar Osmanlı Cihan Devleti’nin devlet kadrosunda Ermeniler, Rumlar ve diğer azınlıklar söz sahibi idiler. Hariciye Nazırları onlardan seçilirdi. Gabriel Noradankiyan Efendi gibi... Oskan Efendi yine nazırlar arasında idi. Abdülhamid devrinin Maliye Nazırı Kazaz Artin adlı bir Ermeni vatandaşımız idi. Yine dışişlerimizin önemli kişileri hep Rum ve Ermeni vatandaşlarımızdan oluşuyordu. Hatta “Türk Devleti Hizmetinde Ermeniler” adlı oldukça önemli bir eser vardır. Bundan başka devlet hizmetinde Fenerliler denilen ve yabancı lisanlara vakıf azınlık mensubu tercümanlar kullanılırdı. Yani Türk Cihan Devleti’nin bütün devlet sırları onların namus ve haysiyetine, vicdanlarına emanetti. Ne zaman ki devlet iç ve dış düşmanlarımızın tasallutu ile zayıfladı, bütün bu unsurlar devlete karşı büyük bir ihanetin içine girdiler, istiklâl istemek telaşına kapıldılar. Devlet iç ve dış gaileler içinde bunaldığı 1900’lü yıllarda da Avrupalı ülkelerin dümen suyuna ilk girenler, yine Türk devletinin yönetiminde söz sahibi olan bu azınlıklar oldu. İkinci Meşrutiyet yıllarındaki hürriyet havası içinde söylenen hürriyet türküleri arasında şu deyimler de yer almakta idi:


Türk Musevi, Rum Ermeni
Gördük bu ruzu ruşeni

Oysa çok kısa bir zaman sonra bu unsurların büyük ihanetleri, baltalamaları ve silahlı sabotajları ile devletin yapısı sallanmaya başladı. Trablus savaşı sonunda İtalyanlar ile Uşi anlaşması görüşmelerinde Türk hariciyesinde bulunan Ermeni vatandaşlarımızın İtalyanlara ajanlık yaptıkları tarih sahifelerinde kayıtlıdır. Yine Balkan savaşları sırasında demiryolu şirketinde (Fransız kontrolünde idi) azınlık memurlarının basit bir grev sorunundan dolayı işi bırakmaları sonucunda savaş kaybedilmiştir. Kuşatma altındaki İşkodra cephesinde olduğu gibi daha sonraki Edirne kuşatmasındaki askerlerimize İstanbul’dan gönderilmekte olan askeri birliklerimiz, ikmal ve iaşe katarlarımız, Sirkeci’den kaldırılmadı. Hatta Türkiye’nin ilk sanayileşme hareketleri bile yine  Türk devleti yönetiminde etkin bu azınlıkların kalleşlikleri ile baltalandı, engellendi. Bütün bunlar tamamen tarihi gerçeklerdir.


İttihatçıların önlemleri
İttihat ve Terakki Hükümeti yöneticileri ülkede gelişen olaylar karşısında bir tedbir olarak devletin üst kademesindeki nazırlar, müsteşarlar ve umum müdürler arasındaki azınlıkları bu görevlerinden uzaklaştırdılar. Ermeniler ve yerli Rumların devlete karşı hırçınlaşmaları ve çeşitli grevlere, baltalama hareketlerine kalkışmaları, ihtilal komiteleri kurmaları, kısacası silaha sarılmaları bundan sonradır. İşin içine bir de yirmi beş asırlık Türk tarihinin en büyük felaketi olan Cihan Savaşı girince dış güçlerin de geniş çapta yardımlarını alan bütün bu azınlıklar silaha sarıldılar. Ülkenin geniş coğrafyasının hemen her kesiminde çete vardı. Sonuçta bu mukateleler (karşılıklı çatışmalar) bir Ermeni sorunu oluşturuldu.


Aynı tezgah devreye mi?
Basında yer alan ve girişimin içinde patriklerin ve azınlıkların temsilcilerinin de, yeni TC Anayasası hazırlıklarına katılacak olmaları dikkat çekiyor. Bu azınlık temsilcilerinin mazideki bütün olayları olmamış sayarak yeniden ve tam yüzyıl sonra yine devletin her kesiminde söz sahibi olmak istemeleri ibret verici. Yüz yıllık bir mücadelenin sonundaki bu taleplerini ortaya koymaları, halk deyimi ile baklayı ağızlarından çıkarmaları iyi olmuştur. Onlar, ülke yönetiminin hükümet yönetimi dahil adliye ve idari teşkilatının da her kesiminde yönetici olmak istemekte. Eğer mazideki acı deneyimleri hatırdan çıkarırsak yine o faciaları yaşarız. Bunun sonunu da alamayız. Bir anda devletimizin üniter yapısının güme gitmesi bir yana, ülkenin bu yolda paramparça olması işten bile değildir. Binbir hile ile dolu yüz yıllık bir kin ve intikam hırsı ile kursaklarında kalan zihniyetin eski meş’um emellerini bir anda devreye sokmayacaklarını kim garanti edebilir? Tarihimizde azınlık ihanetlerinin yüzlerce örneği yatmaktadır. Bütün bunlar dikkate alınmadan yapılacak her türlü hukuki tasarruf, ülkeyi yeniden büyük badirelere sürükleyebilir. İşler içinden çıkılmaz bir duruma gelebilir. Bu ihanet odaklarının bütün dünyayı da yaygaraya boğmaları işten bile değildir. TBMM’nin kanun yapıcılarını ben değil, tarih uyarıyor..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları