Aziz hocaya selam olsun!

A+A-

Prof. Dr. Aziz Sancar hocayı, hem Nobel Ödül'ü alarak Türkiye'nin şanını yükselttiği için kutluyor, hem de kararlı bir şekilde "Ben Türk'üm. En çok ülkem için sevindim" dediği için teşekkür ve minnet duygularımla selamlıyorum. Sonra da, kimlik bunalımı yaşayan yeni nesillere ve aydınlara cesaret ve hedef veren şu tavsiyelerinden dolayı selamlıyorum; "Türkiye'ye bilim lâzım. Güç durumdan çıkıp Avrupa düzeyine varması için bilim gerekli. Türkiye bizlere çok güzel eğitim sağlıyor. Bunu Amerika'da yapamazsınız. O bakımdan ben bu ödülü memleketime ve Cumhuriyet döneminde başlatılan eğitime borçluyum. Genç beyinlere tavsiyem, hiç yılmasınlar, dış ülkelere gitsinler, çalışsınlar, fakat benim yaptığımı yapmayıp, Türkiye'ye dönsünler."

Aziz hoca; bağımsızlığı ile ünlü(!) İngiliz yayın kuruluşu BBC'nin, ilk sorusuna 'Arap mısınız, kısmen mi Türk'sünüz' diyerek saygısızlık yaptığını" açık sözlülükle ifade ederek; "BBC'ye söyledim, 'Arapça konuşmuyorum, Kürtçe konuşmuyorum, ben Türk'üm' o kadar dedim. Mardin'de doğmuşsam, Cizre'de de doğmuşsam, Kars'ta doğmuşsam ben Türk'üm. BBC'ye de söyledim, size de söylüyorum" diyerek bazı çevrelere karşı adeta meydan okudu.

Bu şahsiyetli duruşu teyit eden;

1) Kuzey Carolina Üniversitesi kampüsü içinde yer alan Türk Evi'nde her yıl 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim gibi millî bayramlar ile Ramazan ve Kurban Bayramları ve Nevruzun kutlanması,

2) Aziz hocanın bilim adamı Kızılderili eşi Gwen Boles Sancar'ın Türklüğün sembolü olan "Bozkurt" işareti ile fotoğrafının yayımlanması, bazı çevreleri rahatsız etmişe benziyor.

Bu rahatsızlığı; Nobel Bilim Ödülü'nü bir Türkün almasını, "Nobel Mardin'e", "Mardin mozaiği" veya "Arap-Kürt kökenli Türk" gibi kimlik karartmalarında gördük. Üniversitelerimizin sessizliğini de, buna ilave etmek gerekebilir. Ama bütün bu çevrelere Aziz hocamızın şu sözleri ile cevap verelim, "Mardin mozaiği değil, Mardin mermeri."

Gerçek bilim adamı olunca

Kendi milletinin başarılarıyla iftihar edememe hali nereden kaynaklanıyor olabilir? Bunun en sade cevabı herhalde, dünyaya, milletler camiasına, Türk Milletine; milletin içinde yer alan kişiden başlayarak, aileye, sülaleye, aşirete, aşiret topluluğu demek olan etnisiteye; din, inanç ve mezhepler gibi insan küme ve birimlerine hangi irtifadan bakıldığına bağlıdır. İrtifa düşük ise, ufuk da daralmış demektir. Elbette bu dar alanda görülenler de çok az ve sınırlı olacaktır; bunlar da yegâne gerçek olarak kabul edilecektir. İrtifa yükseldikçe, ufuk da genişleyecek, görülenler mukayese edilmeyecek kadar artacağından, gerçekler de buna göre değişecektir.

Böylece hayata muhtelif irtifalardan bakanlar arasında çelişkiler oluşacağından, ihtilaflar da buna paralel olarak artacaktır. Anlaşma güçlenecektir. Çünkü aile, aşiret, etnisite, mezhep gibi alanlarda takılı kalanlar, buralarda hapsolacaklardır.

Tabii olan bu durum, milletlerin mukayesesinde de karşımıza çıkmaktadır. Eğitim, bilim, maddi ve manevi kalkınma ve gelişme ile refah seviyeleri, bunlar arasındaki üstünlük sıralamasını belirleyecektir. Bu sıralamaya göre, etkileme, kontrol etme ve güdüm, kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Böylece, ilk basamaktan itibaren etkilenme, başkasına benzeme ve kendinden uzaklaşma kaçınılmaz hale gelecektir. İnsanlık camiasının düzeninin, büyük ölçüde devleti olan milletler tarafından sağlandığı ve yürütüldüğü kabul edilirse, ait olduğumuz milletin konumunu da belirlemiş oluruz.

Millet denilen sosyolojik olgunun, (ki bu yaratılışın kanunlarına göre meydana gelir) bünyesindeki muhtelif sosyal birimlerin varlığı ve bunların en geniş manada milleti meydana getiren özellikleri taşıdığı bir gerçektir. Buradan hareketle tarih şuuruna dayalı olarak millî kimliklerin oluşması, millet bütünlüğünün muhafazası ve her alanda güçlendirilmesinin hayati derecedeki önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Millet bütünlüğünün en yaman düşmanı, milletin kendinden olan ayrılmaz parçaları sosyal grupların, ayrı bir asabiye peşinde koşarak egemenlik "davası!" tuzağına düşmeleridir. Emperyalist güçlerle iş birliği yaparak bu tuzağa düşen ayrılıkçı hareketler, öyle bir ruh haline sokuluyorlar ki, gözleri hiçbir gerçeği göremez hale getiriliyor. Dünyaya yüksek irtifadan bakan sömürgeciler kendi aralarında yeni yeni birlikler kurarak daha da güçlenmeye çalışırken, hayata en düşük irtifadan bakan sosyal grupları, ayrılıkçılığın "özgürleşme" olduğu yalanıyla rahatça aldatabilmektedirler. Zamanımızda bunun acı ve kanlı örnekleri fazlasıyla mevcuttur.

Sözün sonunda başa dönersek; Nobel Ödülü kazanarak bilim dünyasına katkıda bulunan ve Türk Milletinin şerefini yücelten, "Ben Türk'üm, o kadar" diyen Prof. Dr. Aziz Sancar ve Türklüğün sembolü "Bozkurt" işareti ile fotoğraf çektiren, muhterem eşi Gwen Boles Sancar'a yürekten teşekkürlerimizi sunuyor, selam ediyoruz.

Bu iki şerefli, adları bilim ve Türk tarihine altın harflerle yazılacak olan bilim adamımız, dünyaya ve Türk Milletine en yüksek irtifadan baktıklarını, herkese göstermişlerdir. Darısı, yönettiği milletin adının "Türk" olduğunu söyleyemeyen, bundan utanç duymayan bahtsızlara ve bu izi takip edenlere olsun.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları