AZRAİL'İN ÖYKÜSÜ...

A+A-
Hulki CEVİZOĞLU

Son günlerdeki gelişmeleri dikkate alarak, genel bir değerlendirme yapmak istiyorum. Sırayla gidelim.
TSK’nın terör örgütü PKK’ya karşı karda kışta süren başarılı operasyonları ile “PKK’nın yok olacağı” ileri sürülüyor. Yalan.
Çünkü, bunun olmayacağını, Ordumuzun en üst komutanları defalarca açıkladılar. Arşivlerde var. Ne diyorlar, askeri operasyonlar tek başına yeterli değildir, siyasal önlemler gerekir!..

ASKER BU OYUNA GELMEZ
Oysa, siyasetçiler önlem almak yerine, PKK’yı siyasallaştırmaya çalışıyorlar ve yurt dışından destek alıyorlar. Yani askerin dediğinin tam tersini yapıyorlar.
“Bakın terör bitti, PKK kalmadı, biz de yumuşayalım. Şunları şunları yapalım” diyerek milleti kandırmak için pusuda bekleyen politikacılar var. Peki, Türk Ordusu bu oyuna gelir mi? Gelmez..
Bir anlamda son gelişmelerle aslında ordumuz da hedef değil mi?.. Bunun örneğini, önce “örtülü” başlayan, sonra açığa çıkan biçimde Şemdinli olayında görmedik mi?.. Şemdinli operasyonunda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt hedef alınmamış mıydı?..
Öte yandan, Atatürk’ün Devrim Yasaları’nı ortadan kaldırmaya yönelik “silahlı” değil, “siyasal” çabalar var. Kim tarafından AKP Hükümeti ve MHP tarafından..

MEDYA PATRONUNUN SUSMA NEDENİ
Basının büyük kısmı niçin susuyor, diye milyonlar soruyor. Ve, “satılmış medya istemiyoruz” diye bağırıyor.. Şimdi böyle düşünenler olarak kendimizi onların yerine koyalım. Basın patronusunuz ve keskin muhalefet yapıyorsunuz, diyelim. E, sizi yok ediyorlar. Nasıl muhalefet yapacaksınız?.. Bu tür medya patronu herhalde şunu düşünüyor: “Boş ver canım, bak böyle yapanın başına neler geliyor. Niçin başımı ve milyar dolarlarımı tehlikeye sokayım?.. Bu siyasetçilerin işi. İktidarla, farklı görüştekiler uğraşsın. Diğerleri kazanırsa, bu kez onları desteklerim.”
Muhalif gazetecisiniz, diyelim. (Hakareti kastetmiyorum.) Sizi susturmak için bu kez başka yollar deneniyor.
Son hafta düzenlenen ve toplumun sağlıklı biçimde “ne olduğunu anlamadığı” operasyona ve “yayın yasağı” konusuna değinelim. Buna uymayıp, büyük bir propagandaya girişenler var ama, biz bu “yayın yasağına” uyarak yazalım.
Yayın yasağı niçin konur?.. Deliller karartılmasın diye. Peki, zaten araştırma gizli yapılmıyor mu?.. Yapılıyor.. O sırada deliller toplanmıyor mu?.. Toplanıyor!.. (Toplanmıyorsa, neye göre insanlar suçlanıyor?)
İnsanlara “dokunulduğu” zaman niçin gizlilik olsun ki?.. Tabii yasalarımız böyle bir uygulamaya izin verdiği için savcı ve yargıçlar bunu uyguluyor. O yüzden ben de savcıları ve yargıçları değil, yasa yapanları eleştiriyorum. Böyle olunca “diktatörlük” uygulamasından farkı olur mu? Bir an için -ileride- “yargının siyasallaştığını” varsayalım. İktidara gelenler, muhalifleri toplayıp toplayıp kamplara doldurmaz mı?..
Diyelim ki, bu uygulama haklı. O zaman da, “açık yargılamayı” hemen yapacaksınız ki, toplum tüm belge ve iddiaları görsün, suçlu olanlar cezalandırılsın, suçsuz olan varsa  “yargılama süreci” ve “yayın yasağı” kendi başına “toplumsal ceza” haline dönüşmesin.

ŞAH DA
PİYON DA!...
Türkiye’de büyük bir olumsuz gelişme olunca, taraflar mal bulmuş gibi birbirini suçlayarak, puan kazanmaya çalışıyor. O anda “suçlayan rolündekiler”, aldıkları “desteklerle” (!), “suçlanan durumundakilere” saldırıyor. Şehvetle.. Sonra tam tersi oluyor. Birileri, kimilerinin kendisini “şah” olarak, kimilerinin de “piyon” olarak hissetmesini sağlıyor.
  
Aydın suikastleri, faili meçhuller, darbeler, siyasi hileler ve rüşvetler, yalana dayalı politika yapmalar, ağır hakaretler, yasa tanımamalar, darbe ya da dikta özlemleri ve uygulamaları..
   
Siyasetin normal kurallara göre işlediği bir ülkede bunların hangisi var Allah aşkına?..
Oysa, bu oyunu hazırlayanlar, oyunu tamamlayınca şahı da piyonu da aynı kutuya koyup kapatacaklar. Hep öyle oldu. Kendisini şah ya da piyon olarak görenler de, her oyunda değişiyor.
Bu oyuna gelmeyelim.

Bu oyun ve tuzakları hazırlayanların ipi dışarıda. Uzantıları da içeride. Ben diyorum ki, özetle, birbirimizi yemek dışarıdakilerin işine geliyor. 12 Eylül öncesinde olduğu gibi.. Belki de 28 Şubat’ta olduğu gibi.. Sorunlarımızı kendimiz çözelim ve yabancıları karıştırmayalım..

AZRAİL!..
Bunu bir “Azrail öyküsü” ile tamamlayalım.
Rivayet odur ki, Allah melekler arasında görev dağılımı yaparken, en son melek Azrail’e, “Sen de insanların canını almakla görevlisin” demiş..
Azrail, karşı duracak olmuş: “Rabbim, herkese güzel görevler verdin. Bana ise can alma görevini. İnsanoğulları tüm melekleri sevecek ama bir tek benden nefret edecekler!..”
Allah, “Hayır” demiş, “Her ölümün bir bahanesi olacak. Kimsenin aklına sen gelmeyeceksin.”
Sonuç: Bizler birbirimizi yok etmek için bahaneler yaratmaya devam ettikçe, Azrail’e gerek kalmayacak. Oyuna gelmeyelim ve yabancılar Azrail’imiz olmasın.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları