Babamın günleri

Altemur KILIÇ

Bugün “Babalar Günü” daha doğrusu biz yaştakiler için “Dedeler Günü” !.. Müsaadenizle bugün köşemde babam Kılıç Ali’yi rahmet, şükran ve hasretle anmak istiyorum. Ben ne anama ne de babama doyabildim. Anamın kucağından küçük yaşta alındım. Babamı ise bizlerden Atatürk ayırdı. Atatürk yaşadığı sürece babam onun yanından 10 Kasım 1938’in sabahına kadar hiç ayrılmadı. Ailesini ve evlatlarını ihmal etmek pahasına. Ama bu yüzden ne babama ne de Atatürk’e kırgınlığım yok. Olamaz da. Babamızın Mustafa Kemal’e ölesiye bağlılığı, biz evlatları için ömrümüz boyunca yaşadığımız bir imtiyaz, bir onurdu. babam sayesinde o müstesna insanı Atatürk’ü gördük ve çevresinde yaşadık.

***

Ünlü bir babanın evladı olmak, büyük bir mazhariyet olduğu kadar aynı zamanda da taşıması ağır bir yük. Onun şanına layık olmak, adına leke sürmemek gerekiyor. “Kılıç Ali”nin oğlu sonra da ünlü futbol adamı “Baba” Gündüz’ün kardeşi olmak hem iftihar vesilesi oldu ama rüştümüzü ispat edene, kendi adımızla yaptıklarımızla tanına kadar, onların gölgesi altında yaşadık.
Babamız hep Atatürk’le beraber olduğu için ben onun kardeş çocuğu amcam, Mustafa Kemal’in Yıldırım Ordularından Kurtuluş Savaşına kadar emir subayı Muzaffer Kılıç’ın yanında büyüdüm ve yetiştim...  Milliyetçiliği bana bu tam kan Abhaz Çerkes Türk subayı aşıladı.
Ben şimdi burada baba yarısı olan amcam Muzaffer’i de şükran ve rahmetle anıyorun!
Tevazuya gerek yok; Babam Kılıç Ali günahları ve sevaplarıyla yakın tarihimize mal olmuş bir kişi... Kadirşinas kişiler mesela, Gaziantepliler onu kahramanları olarak anarlar. Şahin Bey’le birlikte anıtını dikmişler ve bir caddeye adını vermişlerdir. Kabrinin üzerinde “Gaziantep Kahramanı” yazılıdır. Atatürk’e hizmeti ve canını ona siper etmesi ve devrimlerini, İstiklal Mahkemesi yargıcı olarak savunması Kılıç Ali’ye Atatürkçüler indinde şerefli bir yer kazandırmıştır. Ama bazıları da belki bu yüzden babamı hayırla anmazlar!
Ben bu hususta tabii ki objektif olamam. En iyisi takdiri ve hükmü tarihe bırakmak!

***

Babam gençliğinde bir hayli haşarı imiş. Oturdukları Bostancı’da komşular “Bu Asaf gene ne yaptı” derlermiş. Asaf yıllar sonra Kılıç Ali olduktan sonra da onunla iftihar etmişler.
Haşarılıkları yüzünden Bostancı eşrafından Miralay Tevfik Bey çareyi  onu İstanbul’da Küçük Zabit Okulu’na(Astsubay) vermekte bulmuş. Ondan önce gittiği rüştiye okulunun müdürü Hüseyin Cahit Bey’i İstiklal Mahkemesi’nde o yargılayacaktı.
Kurtuluş Savaşı esnasında padişahın hassa birliğinde subaylık yapan Tevfik Bey, Bostancı eczanesinde otururken oğlunun ve yeğeni Muzaffer’in “efendisi” padişaha başkaldırı suçundan idama mahkum edildiğini duyunca fücceten(ansızın) vefat etmişti. Babamın hayatıyla tarihimizin gerçekleri kesişmişti. Daha sonraki yıllarda da Kılıç Ali, uçarı oğlu Gündüz’ü adam olsun diye Kuleli Askeri Lisesi’ne verecektir.
Astsubay Asaf, Çanakkale savaşında yaralanmış, yararlılığından dolayı subaylığa terfi etmiş ve 1918’de Yüzbaşı rütbesiyle, Azerbaycan’a giden Enver Paşa’nın kardeşi, İslam ordusunun komutanı Nuri Paşa’nın emir subaylığını yapmış.
Babam mizaç itibariyle hem sert  hem de sevecen adamdı. Bizlere haşin davranmaz ama sıkı bir disiplin uygulardı. Dayak yoktu. Tek tokadını 16 yaşımda cebimde sigara paketi bulunca yedim ve bir daha da sigaraya elimi sürmedim!

***

İlkeleri vardı.. 27 Mayıs öncesinde gidişin umutsuz olduğunu görmüş ve Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nden istifa etmeye karar vermiştim.. Bunu ona söyleyince kızdı; “Sakın ha” dedi  “Gemiyi fareler terk eder.”
Kore’ye gönüllü gideceğimi söyleyince de “Aferin. Benim oğluma da bu yakışır” dedi ve toplu tabancasını verdikten sonra da şu nasihatte bulundu; “Bu tabancayı kılıfından ancak gerekirse çıkar. Fakat görevini, yapmadan da kılıfına geri sokma!” Bu sözler benim için ilke olmuştur... 

***

Atatürk öldükten sonra devir değişir. İsmet Paşa onu da tasfiye eder. Ankara’da sıcak bir sonbahar günü, gene İnönü tarafından ekarte edilmiş Celal Bayar’la Atatürk Bulvarı’nda yürüyorlar. Arkalarında zamanın hükümeti tarafından görevlendirilen eski dönemlerden tanıdıkları bir MAH ajanı. (MİT’in ilk dönemlerdeki adı.) Hava sıcak, paltolarını kollarına alırlar, yine de ter içindedirler. Babam durur arkasına döner ve “Gel buraya Mehmet” diye seslenir. Adam şaşırır ama naçar gelir. Babam “Ulan Mehmet; madem ki bizi takip ediyorsun. Paltolarımızı sen taşı”  der ve paltolarını adamın eline tutuşturur.
Bir gün Atatürk’le birlikte halkın arasında yürüyorlar. Tek koruma yok. Babam biraz sertçe kalabalığı açıyor. Bunu fark eden Atatürk  “Ne yapıyorsun Kılıç”  diye kızıyor. Babamın cevabı:  “Halkla temas ediyorum Paşam” ...

***

Bir Gaziantep türküsü;  “Kılıç Ali der ki getirin göreyim, Karayılan nasıl bir yiğitmiş bileyim. Üç kızım var birini ona vereyim”...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş