"Bağımsızlık Sevdası" ve Ata'ya Sesleniş...

A+A-
Arslan BULUT

(Ablamı kaybettim. Bugün sizinle güzel bir destanı paylaşayım...)

---

Yer yer olalı, gök gök olalı görmedi,

Bir milletin bu şekilde uyanışını,

Ve başı göğe değercesine şahlanışını.

Onlar ki,

Yemediler, içmediler.

Geceyle yarıştılar,

gündüzle yarıştılar,

Kartaldan yüksek uçtular.

Ceylândan hızlı koştular.

Uçsuz bucaksız bozkırı,

bir solukta geçtiler.

Duman başlı dağları, bulut olup aştılar.

Ayazları yorgan diye sardılar uykularına,

güneşin gölgesinde soluklandılar.

Millet, rızkını koydu ortaya.

Eskici Ahmet elli kuruş getirdi.

Çocuk Hasan,

küçücük ellerinde terlemiş,

bir beş kuruşçukla sıraya girdi.

Herkesin gözü dolarken,

O, muzaffer bir komutan gibi

göğsünü gerdi                                                          

*

Küt diye açtı kapıyı,

delice girdi içeri,

Gariban Deli Battal.

Kızma Kaymakam Bey, hemen çıkarım geri.

Yalnız duydum ki, dardaymış Kemal'in askerleri.

Sizi inandırsın Allah'ım,

yok şu dünyada bir tek dikili ağacım.

Ama şu, yeni yıkadığım bir çift yünlü çorabım,

aha bu da çarıklarım,

Helâl hoş olsun!

İki gözüm önüme aksın ki,

Şimdilik bende kalan,

bir şu deli gömleğim,

bir de kupkuru canım.

Ne zaman gerekirse,

onları da, getirmeye hazırım.

*                                              

Bir çığlık yayıldı,

İnebolu'nun daracık sokaklarına.

Bir kurban bayramının tam birinci gününde

Bunun anlamı, düşman gemileri demekti.

Ve acilen saklamak gerekiyordu

ekmekten kıymetli cephaneyi.

'Bayramlaşma kalsın ey cemaat'

der demez imam,

çelikten kelebeklere dönüştü kızlar,

karnı burnunda gelinler.

Doğar doğmaz,

beşik diye kağnılara bindi bebekler.

çıplak bedenlerini siper edip yağmurlara,

beleklerini cephane sandıklarına giydirdiler. 

Sıradağları yüklendi,

dizleri tutmaz nineler, dedeler.

Ve hep bir yürekten,

düşman çizmeleri kol gezerken ülkede,

bayramlara bayram denmez dediler. 

*

Vuruldu bir genç komutan.

Aha şurasından,

şahdamarından.

Ve her hecede,

belki bin yıl uzaklaşırken hayattan,

son emrini döktü,

kan boşalan dudaklarından.

Beni bırakın çavuşum,

durmayın, devam edin diyordu.

*

Abdurrahman Çavuş,

onarma derdindeyken tekleyen makinelisini.

Düşman, ateşler yağdırıp yaklaşıyordu.

Baktı ki olmuyor,

pense diye kullandı dişlerini,

tuttuğu gibi taktı yerine,

tüfeğinin dağlanmış iğnesini.

kurt kuş aldı yanık et kokusunu.

Ama Abdurrahman Çavuş,

dirence dönüştürdü can acısını.

*                                              

Donmuş ormanlarda şehit düşünce,

Akıncı Halil Efe'nin,

Akıncı Karısı Makbule Ana,

bir taş koydular başucuna,

emanet bıraktılar O'nu,

Ulus Dağı'nın Kocayaylasına.

O güne kadar ölümlere gülüp geçen efeler,

o an, engel olamadılar gözyaşlarına.

*                                                   

Nasıl olmuşsa kurtulmuştu,

yakılıp yıkılan köyünden.

Yalnız adı, Deli Baba'ya çıkmıştı.

Cepheye doğru giden bir çocuk bile görse,

yalvarıyordu çünkü.

Ne olur, söz verin,

kızımın namusunu temizleyin diyordu.

'Söz baba söz' dedi,

ellerine sarıldığı komutan.                                                    

*

Düşman çizmeleri,

baştan başa kirletirken ülkeyi,

sapıklıklar, vahşetler,

kol gezerken şehirlerde köylerde.

Ve yaralı Mehmetçikler,

bir yudum su diye inlerken,

hekimsiz, ilâçsız,

hastane denen harabelerde.

Kara cahiller,

gönüllü hemşirelerin karşısına dikilip,

yabancı erkeklere el sürülmez,

günahtır diyorlardı her yerde.

Oysa ki, her Mehmetçik için,

gece gündüz dualar ediliyordu,

nerdeyse tamamı, Müslüman olan,

mazlum insanların ülkelerinde.

*

Ve işte böyle,

yer gök,

faltaşı gibi açılmış gözleriyle,

ağzı açık izledi,

bir Millet'in, ölümlerden dirilişini.

Ölümsüz bir destan yazıldı bu topraklarda,

tüm dünyanın mazlumları adına.

Ve sonunda,

eli kanlı,

gözü kanlı,

İnsan kanı içmekten sabıkalı vampirler,

Mustafa Kemal'in dediği gibi,

'Geldikleri gibi gittiler.'

*

Yalnız, bir değişmez kural vardı hayatta.

Hani kurt uyurken, kuş uyurken,

dünya yine dönüyordu ya.

İşte aynen onun gibi,

su uyusa bile, düşman uyumuyordu.

*                                            

Ve o yüzdendir ki,

Gazi Mustafa Kemal,

gözünü hiç kırpmıyor,

arada bir doğrulup oturuyordu.

Efendiler, diyordu.

Yalınayak, aç susuz,

Hatta elsiz ayaksız,

cepheden cepheye,

topların tüfeklerin üstüne üstüne,

Allah Allah diye koşanlar!

Kusura bakmayın,

Uyandırmak istemezdim hiçbirinizi.

Ama ne yazık ki,

hissettim, sizin de sızlayan kemiklerinizi.

Yeniden akbabalar uçuşmakta çünkü,

kurtardığımız vatanın göklerinde.

Vampirler, dört yandan dişlerini bilemekteler.

Ne dersiniz?

*                                                       

ağlamaklı gözlerle,

hafiften doğruldular,

kefenli kefensiz şehitler.

Haklısın Paşam haklısın dediler.

Yalnız, vampirler yabancı değiller.

Ama asıl düşman, yine içerdekiler.

Yine içerdekiler.

Dişlerinin geçtiği her yeri kemirmekteler.

*

Ey Kumandanlar Kumandanı,

Gazi Mustafa Kemal Paşam!

Ne olur,

hepimizin adına,

Bir kez daha söyle de,

aman ha aman,

Allah, Muhammet aşkına,

bir an olsun,

bir an olsun,

gafletlere düşmesinler,

Bağımsızlığa Sevdalı,

onurlu ve inançlı gençler!  

                                    29 EKİM 2005

                                    Fuat DUYMAZ

  • Yorumlar 85
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları