Bahçeli başbuğ değil!

A+A-
Ergun KAFTANCI

ASİYE Güldoğan adlı yazar MHP'nin bugüne kadar iki Başbuğ gördüğünü yazmış...

     Ona göre biri Türkeş Bey, diğeri Bahçeli Bey...

     Kızın MHP'ye ilişkin bilgisi o kadar...

     Milliyetçi Ülkücü camiadan olmadığı Devlet Bahçeli'yi Başbuğ ilan etmesinden belli.

     Araştırma yapsaydı yanılgaya düşmezdi...

     Milliyetçi Ülkücü camianın başbuğu merhum Alparslan Türkeş Bey'dir.

     Lider de o'dur!

     Devlet Bahçeli, sadece partinin şimdilik Genel Başkanı'dır; başbuğ ve lider değildir.

      ......................

        Güldoğan'ın yazısı yığınla hezeyan içeriyor...

      MHP'de, genel merkezin yanlış politikalar üretmesi üzerine ortaya çıkan muhalefet mensuplarını cemaat destekli göstermeye çalışmış...

      Tiksindirici bir karalama...

      MHP'de hiç kimsenin kapısı, AKP ile kumpas ortaklığı kurmuş dalavere uzmanı cemaate açık değildir.

      O kokuşmuş yapının desteğini kabullenecek milliyetçi ülkücü siyasetçi de yoktur.

      Ne Meral Akşener, ne Sinan Oğan, ne Ümit Özdağ, ne Koray Aydın, ne de Süleyman Sazak cemaate yakın durabilir...

      Bu insanlar, ilkeli, ahlâklı, düzgün milliyetçi ülkücü siyasetçilerdir.

      Biri bile cemaatçilerle -Paralelcilerle- ve FETÖ'yü ülkeye musallat eden AKP'deki siyasetçilerle karıştırılamaz...

      .........................

      Öyle anlaşılıyor ki bu yazar, Genel Merkez karşıtlarını karalamak suretiyle Devlet Bey'in ekmeğine yağ sürmeye kalkıyor...

      Ona bu görevi kim verdi acaba!

      Kurultaya kadar bakalım daha kimler ne tür hezeyan fışkırtıp duracak!

 

*

 

NEDEN YALNIZ KALDIK

         OTURDUĞUMUZ yerden esip gürlüyoruz...   

         "Dünya beşten büyük" diyerek Birleşmiş Milletler üzerinden Güvenlik Konseyi'ne dil uzatıyoruz...

          Amerika Birleşik Devletleri'ne sık aralıkla göndermeler yapıyoruz. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi oraya gidiyor ve sadık bir stratejik ortak olduğumuzu kanıtlamaya çalışıyoruz...   

         İngiltere ile aramızda hiç sorun yokmuş gibi davranıyoruz. En fazla sevdiğimiz siyasetçi İngiltere Başbakanı Cameron... Oysa, tarihen de sabit ki dünyayı aleyhimize kışkırtan hep İngilizler; bunun bile farkında değiliz.

      ..........................

      Fransa ve Almanya'ya gelince...

      Halklarıyla sıkıntımız yok ama siyasetçileri Ermeni uşağı, onlarla sıkıntılıyız...

      Erivan'a ve ülkelerindeki Ermeni popülasyonuna şirin gözükmek için Türkiye karşıtı her tezgâhı kuruyorlar...

        Enva-ı çeşit yolla diplomasiyi bok çukuruna çeviriyorlar. Biz de ağzımıza geleni söyleyerek mutmain oluyoruz...

      Sanki marifet...

      .........................

      Yunan kadim düşmanımız, Ermeni de öyle...

       Aramız ikisiyle de iyi değil...

      Her fırsatta kuyumuzu kazmaya kalkıyorlar; tıpkı bölücü terör örgütleri gibi...

      Elçimizi kısa bacaklı koltukta ağırladılar diye İsrail ile de dostluk köprüsünü yıktık.

      Misilleme olarak Marmara gemisini İsrail sularına yolladık..

      Beklediğimiz oldu, gemiyi bastılar, dostluk berhava oldu...

      Şimdi yeniden o köprüyü kurmaya çalışıyoruz. İktidarımız Yahudi karşıtlığını demek ki beyhude üstlenmiş...

      Lafın arasına sıkıştırayım; bu nasıl diplomasi akıl ermiyor!

      ............................

      Rusya ile papazı bulacaktık. Hâlâ aramız düzelmiş değil. Taraflar cart curt ederek kamuoylarını oyalamak meşgul. Rusya'nın da, Türkiye'nin de ekonomisi çekişme yüzünden sıkıntılı bir sürece girdi...

      Suriye, Irak, Libya malûm, bir kaşık suda boğmak istediğimiz ülkeler...

      Çünkü terör üretiyorlar...

      İslam'ın ilerlemesine, iğrenç politikalar izleyerek engel oluyorlar...

      Müslüman dünyanın en büyük sıkıntısı terör; ne acı ki bu yüzden batı terörü, toptan İslam'a yıkmaya kalkıyor.

      Haçlı hevesi işte!

      ........................

         Komşu olarak bir İran kaldı... Aramız iyi gibi ama siyasetçilere güven olmaz. Taraflardan biri bahane bulur, maraza çıkarabilir.

         ......................

      Cumhurbaşkanımız, Arap Dünyası'ndan sadece Suudilerle dost, bir de Katar Emiri ile...

      Can ciğer kuzu sarması gibiler...

      ......................

      Neden dostumuzun azaldığını ve nasıl yalnızlığa mahkûm edildiğimizi

anlayın işte!

 

*

 

YURTTAŞTAN KAÇIRILANLAR

         VELİ AĞBABA CHP milletvekili, genç bir siyasetçi...

       Siyasal çalışmalarıyla öne çıkan Ağbaba'nın hükûmet tarafından cevaplandırılmasını istediği bir sorusu vardı..

       Soru şuydu:

       -Cumhurbaşkanlığı dahil devlette istihdam edilen danışmanların maaşlarını ne kadar?

       Verilen yazılı cevap "Bu kamuoyunu ilgilendirmez" oldu...

       Oysa devletin her kurumunda danışman yığılması vardı ve bunlara ödenen maaş ve yolluklar yurttaşın, yani kamuoyunun cebinden çıkıyordu...

       Kısacası danışman maaşları kamuoyunu çok yakından ilgilendiriyordu.

       ..........................

       Yurttaşın verdiği vergiler yoluyla toplanan paraların demek ki bir kısmı, danışmanların maaşı için harcanıyor...

       Harcasınlar da, adamlık yapıp ne kadar harcandığını da paraların asli sahiplerine anlatma lutfunda bulunsunlar....

          

*

 

ONDAN BUNDAN

       TÜRKÇEYİ de berbat ettik. "Soykırım" diyerek bu birleşik ismi yanlış kullanıyoruz. Doğrusu "Soykırımı"... Ancak Türk Dil Kurumu sözlüğünde de doğru diye "Soykırım" işaret edilmiş... Tereyağını tereyağ, zeytinyağını zeytinyağ olarak tembel ağzıyla kullanır gibi, soykırımı da soykırım diyerek kullanıyoruz. Hem cahiliz, hem dil tembeli...Dil Kurumu da olsa kimsenin dili modernleştiriyoruz ayağına yatarak ana dilimizi bozmaya hakkı yok. Bir kez daha hatırlatırım...

          *

         BU soru da benden:

         -Dünyanın hangi ülkesinde Cumhurbaşkanı'nın damadı bakan...

         Hem de en önemli bakanlardan biri, Enerji Bakanı...

         Bilmediğim için soruyorum...

         Bu durum da cici demokrasinin meyvelerinden mi!

         *

         BİR gazetede okudum; Erdoğan, Afrika gezisinde konuşurken Afrika kökenli olan ve İngilizken devşirilme bir paşadan sitayişle bahsetmiş...

         Daha doğrusu "Ecdatımız" diye övmüş...

         Bunu da bilmiyorum, ecdadımız o kadar karışık mıydı?

              *

             AVM'lerin ve marketçiliğin ekonomik hayatımızda nelere sebep olduklarını, kimlere zarar verdiklerini görelim artık...

         Beş yılda 83 bin bakkal kepenk indirmiş, hepsi iflas.

         Marketler bakkal makkal tanımaz oldu...

         Küçük esnafın gırtlağına çöktüler, çoğunu nefessiz bıraktılar...

         Hâlâ AVM ve market açılmasını teşvik ediyorlar. Dur diyen yine yok!

 

*

 

BİR SÖZ

        NE için gittiğini bilmiyorsan, nereye gittiğinin önemi yok.

  • Yorumlar 5
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları