Bahçeli ve siyasi partili cumhurbaşkanı

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Toplumlar sistem için değil aksine sistemler toplum içindir. Bir ülkenin hangi sistemle daha iyi yönetileceğini o ülkenin toplumsal yapısı ve tarihi deneyimleri belirler. Dünyanın en iyi sistemi bile kötü siyasi uygulayıcıların elinde toplumun başına bela olabilir. Bu bağlamda iyi sistem ya da kötü sistemden değil, sistemin iyi ya da kötü uygulamasından söz edilebilir.

Türkiye'nin 140 yıllık demokratik parlamenter sistem tecrübesi vardır. Bu bir kazanımın da ötesinde büyük bir birikim, deneyim ve uygulama demektir. Akıl ve mantık, sistemin bu birikim ve kazanım üzerinden gidilmesini emreder.

Günü kurtarmak için geleceği rehin vermek en akıl dışı stratejidir. Sorunlara günübirlik, geçici, yüzeysel ve kişisel çözümler getirmek, çözümlerin en kötüsüdür.

Neye niyet, neye kısmet!

Unutmamak gerekir ki, Türkiye'de 27 Mayıs Anayasası CHP için yapılmıştı, AP'ye yaramıştır. 82 Anayasası MDP için yapılmıştı o da ANAP'a yaramıştır. Yeni anayasa değişikliği de Erdoğan için öngörülüyor ancak kime yarayacağı henüz belli değildir.

Kaldı ki Türkiye'de anayasa değişikliği çoğu zaman sorun çözmüyor, yeni sorunların yaratılmasına neden oluyor.

Hatırlayın 82 Anayasası yargı vesayeti öngördüğü bu nedenle nam-ı diğer jüristokrasiden kurtulmak söylemi altında yapılan anayasa değişikliği ve ardından gidilen referandum sonrası yargı ve bu arada HSYK yeniden yapılandırıldı. 

Yapılan anayasa değişikliğiyle yargı, tarafsız ve bağımsız olması bir yana bütünüyle FETÖ'cü unsurların denetimi altına girmiştir. Sorun çözülmemiş aslında çok daha büyümüştü. Hükümet 17-25 Aralık sonrası yargıdaki FETÖ'cü vesayeti ortadan kaldırmak için olağanüstü bir caba sarf etmesine rağmen hâlâ yargıda bile FETÖ'nün üstesinden gelinmiş değildir.

Yine Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak ortaya atılan 367 krizini kalıcı olarak çözmek için anayasa değiştirildi. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi sorunu çözecek yol olarak görüldü ve öyle de yapıldı.

Hem Cumhurbaşkanını hem de Başbakanı halka seçtirmenin güçler arasında bir çatışmaya neden olacağını Türk siyaseti göremedi. Bugün karşılaşılan anayasal sorun dünkü siyasilerin miyopik bakış açılarının ürünüdür.

Halk oyuyla Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan, seçildikten sonra kendisini halkın seçtiğini bu nedenle de 'parlamenter demokratik sistemin artık bekleme odasında' olduğunu açıklamıştı.

Ve Erdoğan, anayasada olmayan yetkileri kullanmaya başladı.

Ortada anayasayla kendisini bağlı görmeyen bir Cumhurbaşkanı vardı.

Fiilî ve hukuki durum!

Durumdan vazife çıkaran Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın fiillerinin anayasaya uygun hale getirilmesinin devletin temel ve en acil sorunu olarak belirledi. Bahçeli, bu durumun ortadan kaldırılmasına destek vereceğini söyleyerek AKP'den derhal harekete geçmesini talep etti.

Görüşmeler ve buluşmalar sonucunda Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yarattığı fiilî durumu meşrulaştırmak ve yasallaştırmak adına anayasada değişiklik yapılması konusunda anlaştılar.

Binali Yıldırım ve Devlet Bahçeli arasındaki anlaşma, anayasanın değiştirilerek cumhurbaşkanının partisiyle bağının koparılmamasını öngördüğü anlaşılıyor. Mevcut durum siyasi partili cumhurbaşkanlığı olarak tanımlandı.

Tarihin alaycılığı!

Tarihin sunduğu önemli bir gerçek vardır. Hegel buna tarihin alaycılığı der. Bu kavram tam da siyasi partili cumhurbaşkanlığı konusunda yapılması öngörülen düzenlemenin ulaşacağı sonuçla ilgilidir. Ne demişti Hegel? 'Devrim yapmakla övünen herkes, ertesi gün ne yaptığının farkında olmadığını, yapılan devrimin yapmak istediklerine hiç de benzemediğini görmüştür'.

Siyasi partili cumhurbaşkanlığı yürürlüğe girdiğinde Sayın Devlet Bahçeli'nin düşeceği durum da bu olacaktır. 'Biz bunu kastetmemiştik ya da böyle kararlaştırmamıştık' söylemleriyle işin içinden sıyrılmak mümkün değildir.

Kendisini cumhurbaşkanı seçen anayasanın hükümlerine uymayan bir kişinin kendisini siyasi partili cumhurbaşkanı seçen değiştirilmiş anayasanın hükümlerine uyacağının garantisini Sayın Bahçeli verebilecek midir?

  • Yorumlar 6
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları