Bahçıvansın biberin yok gazetecisin dünyadan haberin yok

Selcan TAŞÇI

Ben daha dün duyduysam kimse duymamıştır kibiriyle yaparsan gazeteciliği işte böyle rezil edersin kendini!
Tarih 14 Ocak 2012...
Yeniçağ Gazetesi “Genelkurmay’daki Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi Kapatıldı” başlığıyla yayımlanan haberinde SAREM’in faaliyetlerinin sona erdiğini ilan etti.
Tarih 20 Ocak 2012...
Aradan geçmiş altı gün...
Akşam Gazetesi “Özel Haber”  logosuyla aynı haberi manşetten verdi:
Askerin akıl oyunları bitti: TSK’da düşünce kuruluşuna kilit... Genelkurmay Başkanlığı SAREM’in faaliyetine son verdi

***


Bir gazete bir başka gazetenin haberini manşet yapamaz mı?
Yapabilir tabii!
Bu olaydaki utanmazlık “Akşam Özel” logosunda gizli. Çünkü o logo okuyuca sunulan “Bu haberi ilk kez bizim gazetemizden okuyorsunuz. Bu haber başka bir gazetede yok. Bu haber bize ait. Biz işte böyle herkesi atlatabilen bir gazeteyiz. Biz ajans haberciliği yapmıyoruz, araştırıyoruz, soruyoruz, soruşturuyoruz, üretiyoruz” garantisi!
Sen bunu bile bile bir başka gazetenin tam altı gün önce yayımladığı haberi alıp da hiç çekinmeden manşetten kendi özel haberinmiş gibi sunmakta bir sakınca görmüyorsan;
Ya; bahçıvansın biberin yok misali gazetecisin ama dünyadan haberin yok. Haberin evvelce yayımlanmış olduğunun farkında değilsin; ki mesleki olarak tam bir ofsayt...
Ya da; “aptal” yerine koyuyorsun milleti. “Balık hafızası”ndan medet umup “Amaaan kimse hatırlamaz, ben de yutturum”  diye düşünüyorsun; ki okuyucuna büyük hakaret... Emeğini “çaldığın” demeye dilim varmıyor (düpedüz emek hırsızlığı denir buna) ama en hafif tabirle yok saydığın meslektaşına büyük ayıp!


 


BASINDAN SEÇMELER


İktidar dondurmaya benzer

Gazeteciliğin ağababası İngiliz’e sormuşlar  “gazetecilik nedir?” diye...  “Genel itibariyle Lord Jones’un yaşadığından haberi olmayan insanlara ‘Lord Jones öldü’ demekten ibarettir” demiş.
Tuvalete gitmeye mecali kalmayan Kenan Evren’e yurtdışı yasağı getirilmesi... Budur. 95 yaşındadır. Ahalimiz nazarında... Rahmetli Lord’dan farksızdır. Çünkü... Türkiye’nin ortanca yaşı 28’dir. Yani, nüfusun yarısı 28 yaşından küçüktür.
Star Haber’deyken Eminönü’ne kamera gönderdik, yaşı müsait olanlara  “12 Eylül darbesi ne zaman oldu?”  diye sorduk. Hesapta, 1980’i hatırlayıp hatırlamadıklarını öğreneceğiz.  “Haziranda oldu” diyen bile çıktı iyi mi... Haziranda eylül darbesi!
İlave et bu denyoları... O günleri hatırlayanların sayısı, taş çatlasın 10 milyon kişiye iner.
Dolayısıyla... Laga lugayı bırakıp, arşive girdim. Bugün utanmadan  “demokratım, darbecilere karşıyım”  falan diye atıp tutan arkadaşların, 13, 14, 15 Eylül 1980’de neler yazdığını çıkardım.
 “Evren’in sözleri, her hukukçunun başucuna mukaddes kitap gibi asılacak cinsten sözlerdir, öpüp öpüp başlarına koysunlar” diye döşenmiş biri... Hukuk’tan girmiş, din’den çıkmış.
 “Böylesine olumlu, özlenen sonuçları almaya yönelik harekâta destek olmak, milletçe hepimizin görevidir”  yazmış bi başkası... Bugün  “destek olanlar yargılansın”  diyor!

***


 “Eğer ordumuz ihtilali başarmasaydı, başımıza gelecekleri düşünebiliyor musunuz, hep birlikte bin şükredelim”  diyen var... “Hedef, politikayı değil, çirkinleşen politikacıyı tasfiyedir, hayırlı olsun” diyen var...  “Hainler, küstahlar, demokrasiyi yozlaştıran güçler, geriye itildi” diyen var... Hadiseye ekonomik açıdan yaklaşıp  “işçi-işveren ilişkilerine, hatta, bankadaki paralarımıza bile güvence getirildi”  diyen var.

***


 “12 Eylül darbe değildir”  diye başlayıp  “Kenan Evren’e tamamiyle katılıyoruz, 12 Eylül’ün gerekçesi haklıdır, halkın meşru müdafaaya geçtiği gündür”  diye bitiren demokrat abla var!

***


 “Biz basın olarak, 12 Eylül harekâtının, Latin Amerika’daki askeri dikta rejimlerine benzemediğini Avrupa’ya anlatmalıyız, sağ ol Mehmetçik” diyen, vay yalaka vay var.

***


 “TSK milletimizin son şansıdır, ümidimiz harekâtın başarıyla neticelenmesidir”  diye dua eden de var...  “El ele, kol kola, mutlu günlere gidiyoruz” diyen, durmak yok yola devamcı da...

***


Özetle. “12 Eylül nedir?” derseniz. Ne askerdir aslında. Ne dış mihraktır.
Menderes’i alkışlayan, sonra askeri alkışlayan, sonra Demirel’i alkışlayan, sonra askeri alkışlayan, sonra Özal’ı alkışlayan, sonra askeri alkışlayan, sonra... ABD’ye karşıyken Ecevit’i yuhalayan, ABD’den ekonomi bakanı getirince Ecevit’i alkışlayan, sonra bunları alkışlayan zihniyettir... Gelene ağam, gidene paşam’cı ikiyüzlülük’tür.
Peki, kim bunlar derseniz...
Değerli gençler...
İktidarlar, dondurmaya benzer. Yalanmak ister.
Orasını da yalayayım, aman şurasını da yalayayım derken, yüzüne gözüne bulaşır.
 “Ben demokratım”  diyenlerin ağızlarına dikkatli bakın... Dudaklarının çevresindeki lekeleri göreceğinizden eminim.
Yılmaz Özdil / Hürriyet


 


 


Yetmez ama yürüyün...

Önceki Gün Taksim’den Şişli’ye, Dink’in Agos Gazetesi önünde öldürüldüğü yere kadar yürürken iktidarı protesto eden “Hrant’ın Arkadaşları” gazetecilere çok değil sadece bir yıl önceyi hatırlattı. Dünkü yürüyüşü konu eden  köşe yazılarında ortak bir soru vardı:
Daha önce nerelerdeydiniz?

***


Bekir Coşkun  “Yetmez ama yürüyün”  diyerek, bugün Dink için yürüyenlerin geçmişte “hukukun bittiği” hangi anlarda kıllarını bile kıpırdatmadıklarını hatırlattı:
 “Van’daki sorgulamada kendini hücresinin demirlerine asan suçsuz, günahsız Hoca’nın cenazesini almaya altı kişi gitmişti...
Erzincan’da savcı savcıyı basıp da hapse tıktığında, kapıda üç kadın ağladı sadece...
Gazeteciler, bilim adamları, yazarlar, yayıncılar, akademisyenler sabah karanlığında alınıp götürüldüğünde ve Silivri’de duruşmalar yıllardır bitmek tükenmek bilmeden sürüp gittiğinde, mahkemenin önündeki çadırda sadece sekiz kişi vardı... Toplam 4.5 milyon satan gazetelerin çalışanları yürüdüler arkadaşları için, 200 kişi... Şemsiye sapını terör örgütünün suç aleti saydıklarında ve çocukları tutukladıklarında da kapıda sadece anneleri bekledi çocuklarını...”

***


Mehmet Tezkan da  “daha önce yoktular” dediği dünkü yazısında, bugün “Hrant için adalet”  isteyenlerin dün neleri görmezden geldiğini sıraladı:
 “Daha önce yoktular.. Basılmayan kitaptan gazeteciler tutuklanırken, terör örgütü üyesi olmakla suçlanırken onlar sessizdiler..
Galatasaray’da başlayıp Taksim’de biten hiçbir protesto yürüyüşüne katılmadılar..
Düne kadar..
Bu memlekette olan biteni duymazdan, bilmezden geldiler.. Son zamanlarda değil ama bir zamanlar daha da kötüsünü yaptılar..
Gidişatı olumlu bulmayanları, uyaranları yaftaladılar..
Ergenekoncu dediler, darbeci dediler, askerci dediler, statükocu dediler, eski Türkiye’nin fosili dediler..
Ama bakıyorum.. Bugün kendileri benzer şeyleri söylüyor.. Dün yaftaladıklarıyla neredeyse aynı dili kullanıyorlar..”


Ülkemizdeki örgütlü suçlar nedense aydınlar katledildiğinde değil, iktidarı eleştirdiğinde ortaya çıkıyor... 
Gülhan Elmas


 


 


Jölelinin halefleri belli oldu

Yiğit Bulut’un görevden alınmasıyla Genel Yayın Yönetmenliği statüsünün de kaldırıldığı Habertürk TV’nin yeni yönetimi belli oldu. Ciner Yayın Holding Medya Grup Başkanı Kenan Tekdağ’ın yaptığı açıklamaya göre Habertürk TV Genel Müdürlüğüne Semih Kaya, Yayın Müdürlüğüne Suat Çağlar, Haber Müdürlüğüne ise Oğuz Usluer getirildi.


 


 


Babana sor, anlatsın!..

Mustafa Akyol Star’daki köşesinde 12 Eylül darbesinin ardında ABD’nin bulunduğu iddiasına ‘şehir efsanesi’ demiş. ABD’nin  “başka ülkelerde (meselâ İran’da) darbe torganize ettiği sır değilmiş; çünkü kaynaklarda varmış” ammaaaaaa Türkiye için böyle bir hüküm vermeye yarayacak delil yokmuş...
“İngiltere zinhar yapmaz ama ABD olabülür deee, olmayabülür de” ekolünden gelen Fehmi Koru da kalkmış 12 Eylül’ü ABD’nin yaptığını kanıtlamak için Türkiye’deki ABD elçisinin CIA ajanı Paul Henze’e yolladığı “Paul, your boys have done it” (Senin çocuklar yaptı) mesajının şeceresini çıkarmış.
Onca dil dökmeye ne hacet, Koru aynı gazetede yazdığı Mustafa Akyol’u arayıp “Babana sor anlatsın” dese yeterdi!


 


 


“Ergenekon” olsa gizlenir miydi

Hrant Dink cinayetini Ergenekon’a bağlamayı ve “Katil bir milliyetçidir. Öyleyse bütün milliyetçiler katildir” tezini delillendiremeyenler şimdi de mahkemenin sanıklar ve sanık yapılmadan yırtanlar dışında kimseyi memnun etmeyen kararının yarattığı kaos ortamını kullanıyorlar. Selden kütük kapar gibi, ortamdaki bulanıklığı, öfkeyi, hayalkırıklığını, hırsı fırsat bilip “işte o” diye olayın sorumluluğunu dört yıldır neden olduğunu bilmeden Silivri Cezaevi’nde ömür tüketen insanlara yıkmaya çalışıyorlar. Kimler mi? Taraf’tan Yıldıray Oğur, Yasemin Çongar, Zaman’dan Hüseyin Gülerce gibiler...
Rıza Zelyut’un şu sorusunu yöneltmeli onlara:
“Dink cinayetinin Ergenekon ile bağlantısı olsaydı hiç gizlerler miydi? Bununla ilgili bütün telefon konuşmaları dökülmez miydi ortaya?”


 


 


Ne kolaymış faşizmi bitirmek

Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde düzenlenen toplantıda 19 Mayıs gösterilerinin Ankara hariç ülke çapında yasaklanmasının fikri temeli nedir?
Habervaktim inhternet sitesinde Ali İlbey yazıyor:
 “... Özellikle 19 Mayıs törenleri, Müslümanca giyinen kız öğrenci tipine karşı modern öğrenci tipinin öne çıkarılması gösterileridir. Müslüman anâne ve vecibelerine aykırı bir pornografiye dönüşen bu resmi törenlerle dekolte kıyafeti meşrulaştırmanın yanında bu kıyafetin zahiriyle birlikte ruh ve fikrinin de verilmesi düşünülmüştür.
Bu şenaat ve müstehcenlik alâmetleri taşıyan törenlerde kız öğrencilerin bu kıyafetler içinde ‘çağdaş’ Avrupa’dan kopya edilen çeşitli dans ve jimnastik hareketleriyle utanma ve iffet duygularının kırılması da sağlanmaktadır.
Ayrıca 19 Mayıs gösterilerinde şarkıların, dans ve figüratif hareketlerin eşliğinde öğrenciler Yunan ve Roma kültüründeki kadının ‘cinsel çekicilik’ gösterisini de öğrenmiş oluyorlar.
Böylelikle sözde ‘çağdaşlaşmış yeni Türk kadınının’ ruhunda İslâm’a ait zerre iffet ve hayâ duygusunun kalmaması sağlanıyor...”

***


19 Mayıs’la ilgili kararın fikir babalarından Mümtazer Türköne de Zaman’daki yazısının sonunda şöyle diyor:
  “Dünyada faşizmin en çiğ ve kaba haliyle varlığını sürdürebildiği yerler bizim 19 Mayıs stadyumlarımızdı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın kararı, 1945’te İtalyan ve Alman faşizminin çöküşünden tam 67 yıl sonra, Türk faşizminin sona ermesini ifade ediyor...”
Türk faşizmi böylece bitmiş...  Ne kolaymış  meğer faşizmi bitirmek... Peki yerine  gelen faşizmin adı nedir? Hapisteki 99 gazeteciden rica etsek de, yeni faşizme isim düşünseler...
Melih Aşık / Milliyet

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş