Bakalım Silivri ne zaman müze olacak

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

BASINDAN SEÇMELER

Bakalım Silivri ne zaman müze olacak

Deniz orada yatmıştı.
Yusuf, Hüseyin...
Orada asıldılar.
Bülent Ecevit, Muhsin Yazıcıoğlu orada yattılar,  sağcı solcu, Mustafa Pehlivanoğlu, Necdet Adalı... Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Fakir Baykurt, Kemal Tahir, Halikarnas Balıkçısı.

***


Darağacı var, orijinal.
19 can, yağlı urgan.

***


Tecrit hücresi var.
Nasılmış acaba diye hissetmek istersen, kelepçelenip içeri tıkılıyorsun, drann diye örtüyorlar demir kapıyı, bir saat kalıyorsun... Anlıyorsun saat denilen kavramın seneden  uzun olduğunu.

***


Ki, o tecrit hücresinden çıkınca... “Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar, ve ben, ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak, bu kadar mavi, bu kadar geniş olduğuna şaşarak, kımıldamadan durdum, sonra saygıyla toprağa oturdum, dayadım sırtımı duvara, bu anda ne düşmek dalgalara, ne baş aşağı, ne baş yukarı, bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım... Toprak, güneş ve ben, bahtiyarım” demiş Nazım... Anlamaya çalışıyorsun.

***


Kulaklık var.
Takıyorsun...
Beynine saplanmış tornavidayı kanırtırcasına, işkence dinliyorsun.

***


Kişisel eşyalar var... Muhsin Yazıcıoğlu’nun seccadesi, Bülent Ecevit’in kasketi, Hüseyin İnan’ın idamdan sonra jiletle kesilip çıkarılan fanilası, Deniz Gezmiş’in cigarası.
Ranzalarda, son mektuplar...
“Gün gelecek hiç bitmeyecek, gün gelecek sana kavuşacağım. Ağlamayı bil, gülmeyi unutma, cezaevini sev demiyorum ama, bu kötü yataklarını asla unutma.
Zincir soğuk, zindan yaş, belki biraz üşürüz, hele başım zindandan çıksın, görüşürüz” diyen satırlar.

***


Ve, bi şey daha var...
4’üncü koğuşun duvarında.
Poster.

***


“Nedir o poster”e geleceğiz elbette ama, 4’üncü koğuş deyip geçmemek lazım... Utanç Müzesi’nin simgesi, 4’üncü koğuş... 80 kişi kapasiteli güya, 200 kişiyi tıkmışlar oraya, ranzaları bitiştirip, ayaklı-başlı yatmışlar, yer kalmadığı için, mecburen nöbetleşe uyumuşlar.

***


Başarısız firar için kazılan tünellerden biri de, 4’üncü koğuşta... Ve, ölüm orucuna yattıkları için tutukluların diri diri yakıldığı, sözde “hayata dönüş” operasyonunun başladığı koğuş o.

***


İşte o koğuşun...
İdeolojilerden, yasadışı örgütlerden ibaret sanılan o 4’üncü koğuşun duvarında
bi poster var.

***


Fenerbahçe posteri!

***


1988-1989 sezonunda şampiyon olan Fenerbahçe’nin posteri... Schumacher, Oğuz Çetin, Şenol Ustaömer, Hasan Vezir, Turhan Sofuoğlu, Nezihi Tosuncuk, Müjdat Yetkiner, Hakan Tecimer, İsmail Kartal, Aykut Kocaman, Rıdvan Dilmen.

***


Kime ait, kim yapıştırmış oraya, bilinmiyor. Cezaevi boşaltıldıktan sonra yapılan temizlik sırasında 4’üncü koğuşun duvarında bulunmuş...
Müzeye dahil edilmiş.

***


Belli ki, müebbete mahkum Alcatraz Kuşçusu’nu hayata bağlayan kanarya gibi... Kanarya posteriyle hayata tutunmuş 4’üncü koğuştan biri.

***


Ve “memlekete zararlı” diye zulmedilen insanların “milli” futbolcularla gurur duyduğunu... Tecrit atmosferinde “derbi
nasıl biter?” diye sohbet ettiklerini, Galatasaraylı, Beşiktaşlı diye birbirlerine takıldıklarını düşünüyorum... Yüreğime kıymık batıyor.

***


Yazının burasına kadarını muhtemelen hatırlamışsınızdır... Ulucanlar müze olduğunda yazmıştım. Ve, dün, öylesine enteresan bi gelişme oldu ki, devamını yazmaya karar verdim.

***


Çünkü...
23 sene sonra...
Ulucanlar’ın duvarındaki o efsane poster, Oğuz Çetin, Aykut Kocaman, Rıdvan Dilmen, Turhan Sofuoğlu, Hasan Vezir, Hakan Tecimer...
Silivri’ye geldi iyi mi!

***


“Milli” gururlarımız, Saffet Sancaklı, Semih Yuvakuran, Engin İpekoğlu, Selçuk Yula, Şenol Çorlu, Erdi Demir, Ogün Altıparmak, Aydın Örs’le beraber... Duruşmayı izlediler.

***


Alcatraz Kuşçusu’nu
hayata bağlayan kanarya
gibi... Kanarya’yla hayata tutundu Silivri.

***


Ve, içerdeki posterleri dışardaki duvarlara yapıştırılan efsane bi kadro daha var orada... Genelkurmay Başkanı, şeref madalyalı subaylar, saygın profesörler, gazeteciler, halkın “özgür” iradesiyle seçilmiş milletvekilleri... Bakalım, ne zaman müze olacak Silivri.
Yılmaz Özdil / Hürriyet


 


 


Almanya Cumhurbaşkanı  Christian Wulff görevinden istifa etti. Hukukçu Dr. Volkan Günel bu bağlamda merak etmiş, soruyor:
- Olur da bizim cumhurbaşkanı istifa ederse istifasını kime verecek?
İstifayı kim kabul edecek?
Bizde bir cumhurbaşkanının istifa edebileceği akla gelmediği için olacak bu konuda anayasa ve diğer yasalarda bir açıklık yok. Hoş, Gül Bey’in de böyle bir niyeti zaten yok...
Melih Aşık / Milliyet


 


SİZDEN GELENLER


“Kara propaganda” Nedir? Ne değildir?

Bilerek mi bilmeyerek mi, kasıtlı mı kasıtsız mı, art niyetle mi masumane mi yapılıyor bilmiyorum, ama içinde “kara propaganda” geçen haberlerde kamuoyunu (hatta ilgilileri) yanlış yönde etkileyecek bilgi hataları bulunmaktadır... Sonuçta herkes bu kavrama olumsuz bir anlam atfederek bakmaktadır. 
Oysa kara propagandanın bu tanımlama ile hiçbir ilgisi yoktur. Bir propagandanın “kara” olması verilen bilginin içeriğiyle değil, kaynağın durumu ile ilgili bir konudur.
“Kaynağına göre propaganda” 3’e ayrılır: Beyaz (Açık), Gri (Bulanık) ve Siyah (Kara) Propaganda... Beyaz propaganda, propagandayı yapan (bilgiyi / mesajı veren) kaynağın (kişi / grup / kurum vs.) kimliğinin açık ve net bir şekilde bilinmesi halidir. Gri propagandada kaynak muğlaktır, “kim söylemiş?” sorusunun yanıtı net değildir. Kara (ya da bazı kaynaklarda geçtiği ismiyle Siyah propaganda ise, kaynağın kendisini belli etmeyip / saklayıp, farklı bir kimlikle yayın yapması durumudur.
Şimdi dikkat!..: Her üç propaganda türünde de verilen bilginin doğru ya da yanlış, gerçek ya da sahte, aklama ya da karalama olması gibi bir husus önem taşımaz.
Alican Türk / Emekli Sosyolog Albay


 


 


Yeniçağ’a mektup...

Türkiye’nin ve Yavru Vatan Kıbrıs’ın milli yayın organı oldun... Bizim gözümüz kulağımız ve dert ortağımızsın. Bütün teşkilatınla, sahibinle, yönetiminle, yazar ve muhabirlerinle bize bilgi ve ilham veriyorsun. Sana yazı yazan, köşelerinde yeni bilgilerle bizi karşılayan, daimi ve konuk yazarların bizim bacımız, kardeşimiz, abimiz, büyüğümüz, önderimiz oldular. Hiçbir menfaat gözetmeksizin; bu delice esen, kökünden söküp kurutan, yok eden samyeline karşı, tek vatan, tek yürek, tek bayrak mefkuresi altında tek yumruk olmamızı, milli varlığımızı ve Atatürk Cumhuriyeti ilkelerini korumak için; milli birlik ve de diriliş çağrısında bulunuyorsun. Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi Kuvayı Milliye ruhuyla kükrememizi isti-yorsun...
Belli mi olur? Kemaller gibi ne güneşler doğar Türk ulusunun ufuklarında... 
Turan Kırılmazoğlu / Emekli Öğretmen


 


 


Sitem...

Sizin de bildiğiniz gibi 5 yıldır süregelen, tarihimize kara bir leke olarak geçecek olan ve maalesef adına Ergenekon deme cüretinde bulundukları Türk Milletini yok etme amaçlarının bir aracı olan davalarda; Sevgi Erenerol hanımefendi,  Neriman Aydın ve Fatma Şahin olmak üzere, değerli Müyesser Yıldız’dan başka  3 kadın tutuklu daha var.
Malum nedenlerle, 4 yılı aşkın tutuklu olan Sevgi Hanım ve 3 yılı aşkın tutuklu olan Neriman Hanım’a maalesef başta medya olmak üzere gereken destek verilmemiştir.
Lütfen ama lütfen vatanseverliklerinden bir nebze bile kuşku duyamayacağımız bu kadınları da sayfanıza taşıyınız. Bu sizin vatanseverlik, gazetecilik göreviniz olduğu kadar bir hemcinsleri olarak boynunuzun borcudur.
Miraç Kavala


+++

 

Jules Verne bir kâhin mi? Bir aziz mi? Yoksa bir intihalci miydi bilemem!..
Ama adamın yazdıklarından biri hariç, hepsi asrımızda gerçekleşti...
- Denizler Altında Yirmi Bin Fersah,
- 80 Günde Devr-i Alem,
- Ay’a Yolculuk v.s.,
Hepsi artık hayal olmaktan çıktı. Biri hariç:
“Fareli Köyün Kavalcısı”nda, köyü istila eden farelerin, bir çobanın kavalından çıkan sihirli ses ile toplanıp, topluca uçurumdan aşağıya atlamaları konu ediliyordu.
Günümüzde insanlığını kaybetmiş, maneviyat yoksunu olarak formatlanmış (eğitilmiş) beyinler; işinde gücünde çalışan, verilen işi yapan, önüne konanla yetinen, üreten, vergi veren, askere giden, eh 5 yılda bir rey verip, sözde demokrasiye katıldığını zanneden sessiz sözsüz çoğunluğa (yığınlara) bakın neler yapıyor.
Halkın ekmeğiyle oynuyor. Genetiği değiştirilmiş versiyon zararlı gıdalar, başta kanserojenler olmak üzere, metabolizmayı mutasyona uğratan ürünler üretiyor. Bunlar insana zararlı denildiğinde, bu sefer hayvanlara yediriyor. Peki, o hayvanı kim yiyor?..
Günümüzde tavuğa benzer piliç, eti andıran GDO ve hormon yüklü kimyasal, süte benzer beyaz içecek ve yoğurt tadında bir plastik mi yiyoruz ne?!..
Başarılı olmuş elektrikli araçları toplayıp imha eden sömürücüler çetesi; çaresi bulunmuş birçok hastalıktan insanların ölmesine gülerken, kâğıt paralarla aldıkları ilaç formül ve patentlerini istedikleri güne kadar kilitli kasalarda saklamaktadırlar.
Televizyon seyrederken, gözün göremeyeceği beynin kaydedeceği gizli görüntü darbeleriyle “şartlı refleksler” uyandırılıyor. Bunu, televizyonculukta “25’inci kare” denilen bir metotla yapıyorlar. Komşumuz Rusya dahi, bu metodu yasakladığı gibi, yayınlayan TV’ler hakkında da kapatma yaptırımları uyguladı.
80 yıldır sömürgecilerin “kobay lâboratuarlarında” yetişenlerin bunu anlayıp algılayabilmelerini beklemek safdillik olur.
AVM’lerde yayınlanan umumi mekân müziklerinin içine “simule system” olarak montajlanmış “16 decibel altı” gizli telkin yayınlarıyla bizi tüketime yönlendiren, sadece beyninizle işiteceğiniz ve bilinç altımıza yapılan yayınları, aslında; hukuk ve ahlâk dışı şuuraltımıza yapılan bombalamanın, taarruz ve iğfalin vehametini, boyutunu düşünün.
Yedi düvel ensemizde, “sözde yeni ve sivil” Anayasa gündemimizde.
Biz mi yapacağız?, “Önümüze konanı mı yiyeceğiz” mücadelesini vermek varken, arkadaşlar Kurultay içinde Kurultay gündemi türeterek “Gerçek Gündem’i” gözlerden kaçırmakta, saptırmakta ve karartmaktalar,
Mevlâ onlara akıl, izan, bize de sabır versin.
Şu hale nazaran;
Kendinizi o köyün nesi olarak hissediyorsunuz?
Yalçın Koçak


 


 


Vatan hainliğinin cezası dünyanın her yerlerinde sabittir. Maalesef günümüzde vatan hainleri her gün televizyonlarda, gazetelerde...
80 yıl önce hain olan bugün baş tacı ediliyor...
Mehmet Güzel


 


 


Cumhurbaşkanı Gül NATO’ya üye oluşumuzun 60. yılı nedeniyle , ‘Türkiye NATO’nun merkezi’ demiş! Nasrettin Hoca’nın ‘dünyanın merkezi işte burası’ demesi gibi!
Engin Balım

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları