Bakanın açıklamasıyla açılım!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

İçişleri Bakanı,  “demokratik/Kürt açılımı”  ile ilgili olarak büyük beklentiler yaratmıştı. Etkili sözler etmiş, iddialı bir inisiyatif ortaya koymuştu. Muhalefet ’neyin açılımını yapıyorsunuz? Açıklayın, pozisyonumuzu ona göre ortaya koyalım’demişti. Sonuçta İçişleri Bakanı basın toplantısı düzenledi. Tartışmalardan “ortak akıl” üreteceğini söyleyen İçişleri Bakanının konuşması daha çok savunmaydı. İktidar olarak biz haklıyız, doğruyu yapıyoruz, muhalefet yanlış yoldadır anlamına gelen sözler etti. Açılıma karşı çıkanları da “önyargılı” olmakla suçladı.

Akan kan nasıl duracak?
Sayın Bakan konuşmasında  “kardeşlik ve huzur projesi” nden bahsetti ama bu projenin kardeşlik ve huzuru nasıl getireceğinden söz etmedi. “Muhatabımız Millettir” dedi ama millete, açılımının neyi içerdiğini söylemedi.  “Akan kan duracak”  dedi ama nasıl duracağını somut olarak ortaya koymadı. “Ülkenin garantisi biziz” dedi ama neden ülkenin garantiye ihtiyaç duyduğu konusuna temas etmedi. İçişleri Bakanı millete ’Bize güvenin, gerisini merak etmeyin’mesajını verdi. Bakan’ın konuşması sadık yandaşlar dışında hiç kimseyi tatmin etmedi. Renksiz bir konuşmaydı. Aslında kimi muhatap aldığı da pek belli değildi. Bakan  “milletimiz”  dedi, Türk milleti demedi. Bayrağımız dedi, Türk Bayrağı demedi. Bu kadar uzun bir konuşma içinde “Türk” kelimesini kullanmayarak önemli bir başarıya imza atmış oldu. “Ülkenin bütünlüğünün garantisi biziz”  derken de ülkenin bütünlüğü konusunda açılımın kamuoyunda meydana getirdiği kaygıları fark etmiş gibi gözüküyordu.
 İçişleri Bakanı, “Bölünme sendromundan kurtulalım. Milletimizi bölmeye kimsenin gücü yetmez” dedi. Ancak Sayın Bakan, başlattığı  “Açılım” furyasının bölünme sendromunu tetiklediğini de görmezlikten geldi. Açılım tartışmaları sırasında edilen sözlerin, yapılan taleplerin ve ortaya atılan iddiaların bölünme korkusu yaratması son derece doğaldı. “Şuyuu vukuundan beter” denecek türden “boşanmak”, “referandum”, “federasyon” sözleri orta yere öylesine boca edilmiştir. Milletin kafasını bundan daha fena ne karıştırır.

Çelişkiler süreci!
Bakan, “Demokratik açılımın amacı ve hedefinin terörü sona erdirmek” olduğunu söyledi. “Demokratik standartların yükseltilmesi”  yoluyla terörün nasıl sona ereceğinden ise söz etmedi. Bu  yaklaşım, Kürt ile Kürtçüyü, halk ile teröristi birbirine karıştırdığı için sorunludur. Terörü sona erdirmek, terörizmle mücadele ya da müzakere sorunudur. Demokratik açılım sorunu değildir. Demokratik açılımın muhatabı, terörist, etnisite ya da mezhep değil Türk milletidir. 
Kısacası Bakan’ın konuşma ve açıklamaları kuşku ve kafa karışıklığına son verecek türden değildi. İktidarın çelişkilerle ülke yönetmesi güven sorununun oluşmasına sebep olmaktadır.  Nitekim Başbakan  “Ulusa Sesleniş”  konuşmasında  “Çerçeveyi biz çizelim gibi bir dayatmamız yok. Çünkü biz Türkiye’nin tamamı değiliz” demişti. Ama aynı Başbakan, bütün Türkiye’yi ilgilendiren  “TRT Şeş” i açarken Türkiye’nin tamamı olmadığı bilinciyle muhalefet partileri dahil hiç kimseye hiçbir şey sormamıştı.
Kısacası milletin karşısında “Türk Milleti”  diyemeyen, “Ne Mutlu Türküm Diyene”  sözünü tartışmaya açan bir iktidar var. Bu zihniyetin  “demokratik/Kürt açılımını”, “Atatürk Milliyetçiliği Bitmiştir”, “Devlet Yenilmiştir”  düşüncesinde olan  “İkinci Cumhuriyetci”lerle gerçekleştirmeye çalıştığı saklanamaz gerçektir. Kendisini Türk milletinin parçası sayanların bu açılıma karşı çıkmalarından daha doğal ne olabilir?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları