Bakın şimdi neler olacak?

Kürşad ZORLU

20. Yüzyılın başlarında da kimlik tartışmaları olmuştu. Ümmetçilik, Osmanlıcılık ve Türklük eksenindeki görüşler daha olgunlaşmadan topraklarımızın önemli bir bölümü elimizden çıkıvermişti. Gerçi o dönemde Türkiye toprakları genişliği ve misyonu itibariyle tek bağımsız İslâm ülkesiydi. Bu nedenle Türklük kavramının dışında taleplerin seslendirilmesi oldukça normaldi. Şimdi ise bambaşka bir tartışmanın içerisindeyiz. Bu kez devleti yönetenlerin başlattığı “demokratik açılım” adı altındaki süreçle eşi benzeri görülmemiş bir kimlik karmaşası ortaya çıktı. Artık böyle düşünen pek çok kişi tarafından Türklük bir “etnisite” olarak kullanılmaya başlandı. Tıpkı aynı ülkenin nüfusu içinde yer alan Kürtler, Lazlar, Çerkezler gibi... Oysa Türklük kavramının yüzyıl önce başlayan büyük tartışmalar ve ağır bedeller sonrasında nihai birleştirici olarak kabul edildiğini vurgulamak gerekir. Üstelik bu karar kimsenin dayatması değildi. Bilakis Türk Milletinin öz ve vicdani kararıydı. Bu fikri oluşum muhakkak ki kültürel eksenliydi. Zaten ırkçı, faşist ya da inkarcı bir çözümleme gerçek Türk milliyetçiliğinin kıyısından bile geçemez. Asıl ırkçılı millet kavramını etnisite ile karıştırma konusunda bilinçli davrananlar ve belli toprak parçalarını baz alarak millet ayırımına gitmeye çalışanlardır. Bakınız dünyada 10.000 civarında etnik kimlik olmasına rağmen millet olgunluğuna ulaşmış topluluk sayısı yalnızca 100 civarındadır. Eğer her etnik kimlik parçası olduğu milletten ayrılmak isteseydi, bugünkü Fransızlara Fransalı, İtalyanlara İtalyalı ve İngilizlere de İngiltereli dememiz gerekirdi ki bu yaklaşımı düşünmek bile söz konusu ülkelerde mümkün değildir. Diğer yandan eğer Türklük bir etnisite ise, Türk dünyası diye bir organizasyonun varlığını tartışmayı bırakmak ve bu millete daha fazla haksızlık yapmamak gerekir.


Olan yine bu ülkeye olacak
Bugünlerde etnik köken ve özerklik tartışmaları giderek alevlenmeye başladı. Geçen yazımızdan bu yana çok sayıda e-posta aldık. Okuyucuların bir kısmı bizim de tespit ettiğimiz gibi büyük bir bıkkınlık içerisinde. “Toprakların bir kısmını verelim yoksa başka türlü çözülemeyecek bu terör sorunu” demişler. Bir kısmı meseleyi daha da ileri götürmüş ve “özerklik isteyenler gitsinler oraya yerleşsinler” diyerek kızgınlıklarını ifade etmek istemişler. Ne yazık ki bu gidiş çok tehlikelidir. Çok kullanılan ifadesiyle “yolumuz yol değildir”. Halkın bu bölünmüşlüğü ve meydana gelen tahrik ortamı içten içe kaynayan husumet duygularını körüklemekte; akraba, eş, dost, komşu demeden insanlarımızın yıllar süren birlikteliğine darbe vurmaktadır. Öyle ki “özerklik” tartışmaları, ülkemizin geneline yayılmış ve PKK’yı düşman kabul eden Kürt kökenli vatandaşlarımızın yaşamını temelinden değiştirebilir. Hak ve servet paylaşımı üzerinden hiç istemediğimiz ötekileştirme girişimleri başlayabilir. Ülkeyi yönetenlerin “demokratik özerklik” sonucuna geçit verip vermeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Fakat bilinmesi gerekir ki Türkiye’de kendisini Türk hisseden ezici bir çoğunluk vardır. Ve bu kesimin akıl, vicdan ve ahlâk ölçüsünü hiçe sayan karar ve uygulamalar hepimize ağır sonuçlar getirebilir. Yeniden şekillenen dünya koşullarını ve provokasyonlarla dolu koordinatlarımızı hesaba katarsak; böylesine bir süreç, öncelikle Türkiye üzerinde hesaplar yapan uluslararası güçlerin aradığı doğal ortamın kurulmasını sağlayabilir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş