Balyoz gibi şerh yazısı...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

“Darbeden ziyade hukukun başına indi dedkleri “Balyoz” davasını ilk günden bu yana takip ediyorum. Perşembe-Cuma günü devam edecek duruşmalar için yine Silivri’de olup tarihe tanıklık edeceğim. Binlerce sayfalık iddianamenin ekleri ile beraber tamamını titizlikle ne sanıkların hepsinin ne de yargı heyetinin okumadığı kanaatim giderek artıyor. Bu sütunlardan duruşmalarda yaşananları anlatmaya gayret ettim. Hakkındaki iddiaları tek tek çürütmek ve dosyadaki sahte belgelerle beraber gerçekleri ortaya komak amacıyla savunma yapan zanlılar ile mahkeme heyeti arasındaki diyaloğa şahit oldum. Savcı ve hâkimler ilk defa duymuş gibiydiler. Zanlı ve avukatların savunmalarını kabul edip, tutanaklara geçirmelerine rağmen her defasında “tutukluluklarının devamına” kararını açıklamalarına ne duruşmayı izleyen gazeteci ve izleyiciler ne de hukukçular akıl-sır erdirebilyordu. Hele yurtdışı görevlerinden gelerek duruşmaya katılanların ifadesi bile alınmadan tutuklanmaları, resmen CMK’nın hiçe sayılması anlamını taşıyordu. Bilhassa plan tatbikatı sırasında yurtdışında olduklarını kanıtladıkları halde tutuklu olanların hali içler acısı... Türk Ordusundaki generallerin önemli bölümü ile amirallerin yarısının içeride olduğu davada bütün olumsuz koşullara rağmen adalete olan inanç korunuyor. Nitekim İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Şeref Akçay, tutuklamaların Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu beyan ederek serbest bırakılmalarını istedi. Hâkim Akçay: “Kışladan çıkıp engellenmiş olsalar teşebbüs olurdu. Sadece toplantı yapıp liste düzenlemişler. Bu teşebbüs bile değildir” diyor. Üye hâkimler Mehmet Ekinci ve Birol Bilen’in oy çokluğu ile red kararına dokuz sayfalık şerh koyan Akçay “30 duruşma geçti, daha hangi delliler toplanacak. Zaten savunmaları bile alınmadan tutuklanmışlar” diyerek bu durumun anayasa ve yasalara aykırı olduğunu, ayrıca AİHM sözleşmesi ile korunan doğal ve insani hakları olan “adil yargılama hakkı”nı ortadan kaldırdığını belirterek tutukluların serbest bırakılmasını istemiş.
Başlı başına haber konusu olan bu kararı tek satır bile görmeyen yandaş basının gündeminde Deniz Feneri rezaleti var. Adına yüzsüzlük, pişkinlik ne derseniz deyin, yardım paralarının hortumlanmasını halen savunanlar bu defa manşetlerinde bilirkişi raporunu çıkarıp HSYK tarafından görevden alınan savcı Naci Türkaslan’ın suç işlediğini yazıyorlar. Neymiş efendim 11 milyon değilmiş, bir milyonmuş. Çalınanın azı çoğu olmadığı gibi hortumlananın da olmaz. Bir yanlışlık var ise de ortaya çıkar. Lakin her yanından sehvenlerin aktığı Silivri davalarındaki hukuk skandallarını görmezden gelenlerin hukuk adına feveran etmesini de ahlaki bulmak mümkün değil. İstanbul Emniyetinde bir dakikada 139 görüşme eklenen telefon rezaletine bile “sehven” denilerek, sorumluları hakkında soruşturma bile yapılmadığını unutmuş değiliz.
Unutmadığımız ve okuyucularımıza yeniden hatırlatmak istediğimiz diğer husus ise Fehmi Koru’nun “Ergenekon listesinin Başbakan Erdoğan’a dönemin ABD Başkanı Bush tarafından verildiğini” söylemesidir. Aynı Fehmi Koru, Deniz Feneri Davasının Alman İstihbaratının komplosu olduğunu savunuyor. Eşi geçen dönem AKP milletvekili olan Erdoğan’ın danışmanlarından İhsan Dağı, 9 Ocak 2009’da NTV’de: “Ergenekon adli bir mesele değil. Ulusal-uluslararası düzeyde stratejik tercihlere dayanıyor. Operasyonda AKP iradesi belirleyici, hatta söz konusu bile değil. Uluslararası dinamiklere baktığımızda, NATO’nun, ABD’nin Obama’nın seçilmesinin Türkiye’deki batı karşıtı, Avrasyacı, Rusya yanlısı yapılanmaların çözülmesine ilişkin daha küresel bir irade yarattığını düşünüyorum. Özellikle asker içerisinde son yıllarda ortaya çıkan ABD karşıtlığı, hatta Türkiye’nin ABD-NATO emperyalizminden kurtulması gerektiği yönünde eleştirel pozisyonlar var. Bu tespitler küresel düzeyde de yapılıyor ve bu nokta da bu unsurların TSK’dan temizlenmesine yönelik küresel bir etkininde var olduğu düşüncesindeyim” demişti... İhsan Dağı bunu 9 Ocak 2009’da söylemişti. Ardından da balyoz tutuklamaları patladı. Derken YAŞ toplantılarında gümbürtü, istifa ve emeklilikler... Dağı’ya göre “temizlik” henüz bitmiş değil. 16 Şubat 2011’de “Bin subay tutuklanacak” başlıklı yazımın mürekkebi kurumadı. Her gün üçer-beşer ile 1410 sayısına ulaşılıp “temizlik” gerçekleşmiş olacak. “Küresel iradenin” dayatmalarını yazmaya, Silivri’den notlarla devam edeceğim.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları