Balyoz’da “Nerede kalmıştık” safhası

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Tepeden sarkan mikrofonlar yok... “Güvenlik” kameraları -var ama- hoşnutsuzluğunuzu,  “Yüce Heyet” gibi düşünmediğinizi, itirazlarınız olduğunu, iddianameye kanmadığınızı, tiyatro ile hukukun farklı şeyler olduğunu düşündüğünüzü -kalp atışınızdan bile- algılama gücüne sahip  “Büyük Birader Sizi Gözetliyor ekranı” hissi yaratmıyor bu sefer.
Terminolojiye göre sanık, vicdanlarımızda mağdur olanların sayısından dolayı yine bir mahkeme salonunda yapılamıyor yargılama. Ama -hiç değilse- kumpas mimarisinin o  “toplama-esir kampı” görünümlü ilk  “abidesi”nde olduğu gibi diri diri gömülmüş hissetmiyorsunuz içerde.
İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Balyoz Davası’nın yeniden yargılamasına başladığı yer Anadolu Adalet Sarayı(!) içinde bir konferans salonu. Ki ölümü gösterip sıtmaya razı etme rejiminde; bir adliye binasına taşınabilmiş olması bile bu davaya  “çağ atlatmak” gibi aslında.
Günün olayı emekli Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı’nın -yeniden yargılamanın adil olabilmesi için, artık Anayasa Mahkemesi kararından sonra biraz da mecburen- tanıklığı teşrif buyurmaları tabii. Ama öncesinde mekana dair aktarmak istediğim bir ayrıntı var size.
Bana  “manidar” geldi; planlasan olmaz; ironik!
Yıllardır  “PKK’yla mücadelenin bedelini mi ödetiyorsunuz” diye haykıran komutanların yeniden yargılamasının yapıldığı konferans salonu adını; 2012 yılında görev yaptığı Doğu Beyazıt’ta şehit edilen Cumhuriyet Savcısı Hakan Kılıç’tan alıyor.
Çarpıcı...
Silivri’deki karar duruşmasında TSK mensupları “Türk ordusu burada şehit edildi”  demişti. Şimdi o şehidin kanını yerde bırakmamak için başlayan yeni hukuk mücadelesinin çatısı bir adalet şehidinin ismi!
İlahi bir işarettir;
Türk askeri ile birlikte Türk’ün adaleti de düştüğü, düşürüldüğü yerden kalkacaktır belki!
Her yazının bir ritmi olur;
Ne dersiniz bu biraz coşkulu gibi sanki.
Çünkü Kartal’da yolumuz, Silivri’de hiç rastlamadığımız bir duyguyla kesişti:
Umut!

***

 “Yeniden yargılama” olunca, ilk gün göz de, gönül de önce  “öteki” nden farkına bakıyor;
Eh bir spor salonu değil tabii; aileler salona sığmıyor ama sokulmamak, yaka-paça atılmak kadar ağır gelmiyor kimseye.
Gazeteciler yerlerde... Ne gam; bu kez adaletin tecellisine şahit olalım da...
Heyetin tavrı bambaşka.
İlk gün gözlemim -tam olması gerektiği gibi- hiçbir şey hissettirmiyor Mahkeme Başkanı Özlem Karaçam salona. Jestlerinde, mimiklerinde olumlu-olumsuzu bir peşin hüküm yok. (Aman nemelazım; siz yine de dilinizi ısırın da...)
Aileler -eskiyi konuşurken derin bir ahhhh çekiyorlar ama- ümitvarlar; avukatlar da öyle. Sanıklar -arada ayrılık da olmayınca- bariyerlerle ayrılmayınca eşleri, çocukları onlardan; kürsüden tepeden tepeden hakaret eden olmayınca; oynamıyorlar, bu kez gerçekten gülümsüyorlar.

***

O muazzam ifadelere de geleceğim de bir  “ayrıntı” daha.
“Tanıkları bekletmemek için talepleri daha sonra alacağız” dedi sabah oturumunda Heyet Başkanı.  “Cızzzz” etti içim.
Sanık sandalyesine oturtulan ve  “adil yargılanmadıkları” hukuken de tescil edilen o insanlar Silivri’de, Hasdal’da, Maltepe’de, Mamak’ta, Sincan’da, Hadımköy’de yıllarca beklediler. Günlerce, gecelerce hasretle beklediler... Onulmaz acılarla, kimi hasta, kimi yaşlı, kiminin hayatının baharı ama zindanlarda öylece beklediler...
Ama, aman tanıklar beklemesinler!
Adalete en yaklaştığın anda bile yalansın dünya!

***

Son beş yılın -anlayana- en hazin anlarındandı Özkök ve Yalman’ın tanık kürsüsündeki dakikaları. İkisi de ilk işi  “silah arkadaşlarını(!)” selamladı. Sırtları dönüktü; bilmiyorum alan oldu mu selamlarını.
Ve evet; zulmün ortasındaki silah arkadaşlarından yıllar boyu esirgedikleri(!) buydu işte;
Birkaç dakika!
Dünkü gibi  “yok” diyecekleri sadece;
Görmedim, duymadım, bilmiyorum...
Gelmediler, demediler.

***

Ne Özkök’e, ne Yalman’a tek bir soru soran çıkmadı:
- Sanık ve sanık avukatlarından tanığa soru sormak isteyen var mı?
- YOK!
Bir:
Bu saatten sonra söyleyecekleri/söyledikleri, -hukuken elbet bir karşılığı olur ama-  “yok hükmünde”  Balyoz mağdurlarının vicdanında.
“Onca yakıp, yıktıktan sonra ne anlamı var” diyorlar.
İki:
Murat Özenalp “YOK” yere mi öldü şimdi?
Ali Tatar?
Bu  “dert”ten toprağa düşen anneler, babalar;  “YOK”  yere mi kaldırıldı o cenazeler erkenden, zamansız?
YOK yere mi çalındı düğünler, bayramlar?
YOK ya, kolay mı öyle...

 

İbrahim Kafesoğlu anılıyor

İstanbul Üniversitesi’nin -ben ve benim gibi binlerce öğrencisinin gözünde- efsanevi Genel Türk Tarihi Kürsü Başkanlarından Prof. Dr. Abdülkadir Donuk aradı.
Öğrencilerine, sevenlerine, okurlarına duyurulur:
Bugün bir başka  “efsane” nin;  “Donuk Hoca”  dahil sayısız Türk Tarihçisinin  “kaynak ruhu, kalemi, fikri” , bu milletin gelmiş geçmiş en kıymetli bilim adamlarından biri, Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun 30. ölüm yıldönümü. Ve bugün, gün boyu İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kurul Salonu’nda anılacak Kafesoğlu.
Vaktiniz varsa -hatta vakit de yaratarak- kaçırmayın derim.

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları