Bankacılığın itibarı

A+A-
Remzi ÖZDEMİR

İstanbul'da onlarca AVM'den birinde kahve içiyordum. Alış veriş merkezinin tam ortasında 25-30 tane masa atılmış ve insanlar orada kahve içiyor. Tek bir masa bile boş yok. Merter'deki  bu alış veriş merkezi tam Birleşmiş Milletler binası gibi.

Her milletten birini mutlaka görürsünüz.

En çok Suriyeli ve İranlı var.Ne kadar çok Suriyeli var diye düşünürken masaları dolaşan 30 yaşlarında hamile bir kadın dikkatimi çekti.

Elinde küçücük tablet masaları geziyor bir şeyler söylüyor. İlk bakışta anketör izlenimi veriyordu.

Bir adam ve iki kadının bulunduğu masaya gitti adam eli ile git anlamında işaret etti. Kadının yüzüne bile bakmadı. Kadın utanarak bir başka masaya yöneldi. Resmen kovulmuştu. Dört ayrı masadan da buna benzer tavırla kovuldu.

Tam benim yanımdaki masada da aynı tavrı görünce hamile olması nedeniyle üzülüp bari anketine ben katılayım diye seslendim.

İnanılması güç ama anketör sandığım hanım bankacıymış.

4.5 aylık hamile bayan 9 yıllık bankacı.  Bankasının son dönemde başlattığı dışarıda pazarlama stratejisi gereği kart ve benzeri bankacılık ürünleri satmaya çalışıyor. Elindeki tablet ile kart ve kredi girişi yapıyor. Emekliyseniz emekli maaşınızı taşımanız için müraacatınızı yapıyor.

Avrupa dahil olmak üzere dünyanın bir çok ülkesini gezmiş ve o ülkelerin bankacılık sistemini inelemiş bir gazeteci olarak dünyanın hiçbir yerinde böyle bir sistem görmedim. Bankacının sokak sokak kahve kahve dolaşıp pazarlama yaptığını duymadım. Zaten yaptırmak isteseler de o ülkenin Çalışma Bakanlığı ve bankacılık otoritesi buna izin vermez.

Ama burası Türkiye. Hiçbir otorite bankaları üzmemek için sesini çıkartmaz.  Basın zaten en büyük reklam kaynağı olduğu için banka yöneticilerinin şirinlik haberlerini yapmakla meşgul.

Parayı bastırıp Türk bankalarını alan yabancılar maalesef ülkemizi "bankacılığın Çin'i" haline getirdiler.

Başına koydukları yine Türk yönetici ile bu insanlar sokaklarda adeta dilenci gibi masa masa dolaştırılıp kredi kartı ve kredi pazarlaması yaptırılıyor.

Bu 4.5 aylık hamile bankacının durumu Türkiye'de bankacılığın ne kadar ayaklar altına alındığının en iyi örneğidir.

Bu olay son dönemde "sokak bankacılığı" kavramını başlatan  bankalara göz yuman BDDK'nın ayıbıdır.

BDDK sokak başlarında kredi kartı vs için stant kurulmasını yasakladı ama  bankalar bu işi kahvelere kadar düşürdü ve kimse sesini çıkartmıyor.

Bankaları denetleyen otoritenin bu konuda sesiz kalması bankaları  sokak pazarlamalarını personele hedef olarak vermelerine neden oldu.  Personele günlük ve haftalık müşteri ziyareti adı altında pazarlama hedefi veriliyor.

Bankacılar artık eve hesap açmaya imza almaya gidiyor. Gencecik kızları  bu iş için hiç tanımadıkları insanların evlerine kapılarına gönderiyorlar.  Gitmek için de içinde beş on lira olan akbili verip  sokaklara salıyorlar.  Amaç maliyeti düşürmek…

Bir gün sosyal bir facia yaşanırsa emin olun ki bu Türkiye'nin en büyük ayıbı olacaktır.

Bankacılık bu değil.

Dünyada eşi benzeri olmayan yöntemleri Türkiye'de kullanan bu işgüzar yöneticilere Çalışma Bakanlığı ve BDDK'nın dur demesi lazım. Sokak pazarlamalarını  yasaklaması lazım.

Artık sokaktaki vatandaş da bıkmış durumda. 

Hele esnaf tam kafayı yemek üzere. Müşteriden çok bankacı geliyor iş yerine. Bazı iş hanlarının kapısında "bankacı giremez" yazıyor. Basit bir esnaf lokantasına bile günde 20 tane banka pos pazarlamak için giriyor. İyi de artık pos makinası olmayan iş yeri mi kaldı. Zaten ihtiyacı olan kişiler banka şubelerinin yerini de biliyor hani bankada neyin uygun olduğunu da. Siz buna müşteri ziyareti diyorsunuz ama insanlar artık buna bankacı tacizi diyorlar.

Masa başında oturup insanları kamçılayarak satış yaptırmaya çalışan ve kendini yönetici sanan kişilere sesleniyorum:

Utanın!  Bankacılığı ne hale getirdiniz…

  • Yorumlar 8
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları