Bardağı taşıran son damla

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Taksim Gezi Parkında yaşanan üzücü olayları böyle yorumluyoruz. Demek ki bardakta bir damlaya bile yer kalmamış. “Gezi Parkımıza Dokunma” nöbeti tutan 50 kişiye  “Şafak 0perasyonu”  ile  gaz bombası ve Tomalarla müdahale edilmesi ve çadırların yakılması, Türk Milletinin ve gençliğin ayağa kalkmasına yetti. Partiler üstü olduğu belirlenen bu harekete “milli savunma refleksi” de diyebiliriz.
Acaba bardak nasıl doldu? Ve neden farkına varılmadı? On yıllık bir hikaye. 2003’de Kuzey Irak’ta Türk askerinin başına geçirilen çuvalla başlayan, PKK ile anayasa yapılmasına ve Reyhanlı toplu katliamına kadar devam eden, her gün Türk Milletini sarsan olaylar  bardağı doldurdu.  
Bu 10 yıllık dönemde:
-Demokrasi diye diye demokrasi, özgürlük ve temel insan haklarının çiğnenmesi, “tek adam” vesayetinin  kurulması, baskı ve korku toplumunun  oluşması.
-Hür basın, hür toplum, bağımsız ve tarafsız yargının denetim altına alınması.
-Hesapsız şekilde “özelleştirme” yapılması, yabancılara karşılık şartı aranmadan egemenliğin bir parçası olan toprak satışının yapılması.
-2002’de dibe vuran bölücü terörün 2004’ten itibaren tırmanarak, 2013’e kadar binlerce insanımızı katletmesi.
-Dünyada bir benzerinin olmadığı şekilde PKK partisinin TBMM’de faaliyet göstermesi. Yurt sathında örgütlenmesi.
-Medyada, alabildiğine bölücü terörün propagandasının yapılması ve “haklı” konumda gösterilmesi.
-Egemenliğimizin;  Habur, Oslo ve İmralı’da pazarlık konusu yapılması.
-Üniter-Milli (Ulusal) devlet yapısının “Çok ortaklı etnik devlet” e dönüştürülme çalışmaları.
-Kamu kuruluşlarından “T.C” ibaresinin çıkarılması.
-Her vesileyle devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in hedef seçilmesi.
-Türklüğün ayaklar altına alınması ve horlanması. Kendinden olmayan herkesin ve her görüşün aşağılanması ve hakarete uğraması.
-İktidardan yana olanların birinci sınıf vatandaş sayılması. İşe almaların, tayin ve terfilerin, ihale ve devlet kaynaklarının dağıtımının  buna göre yapılması. İkinci sınıf sayılanların ise, yokluğa, açlığa, itilmeye-kakılmaya, horlanmaya maruz kalmaları, iş ve aş isteyenlerin terörist muamelesi görmeleri.
Bardağın dolmasının farkına varılmadı. Varılamazdı da. Çünkü egemenliğin Türk Milletinin elinden alınmasına ve ülkenin bölünmesi dediğimiz bir projeye iman (!) edilmesi, buna mani olmuştur.
İç ve dış güç dengeleri:
Türk Milletinin ve gençliğin ayağa kalkışı devam etmektedir. Bu yaygın tepkiye, açıktan ve net olarak AKP ve PKK karşı çıkmaktadır. Özellikle Başbakanın “yangına” körükle gittiği, sanki AKP’ye  oy veren %50’yi bindirilmiş kıta gibi algıladığı, dün yurda dönerken yine “etnik” vurgu yaptığı görülmüştür. Eski Bakan Ertuğrul Günay, “Bu rant hesabı bizi bitirir” diyerek, işin içinde “rant” ın bulunduğunu  ima etmektedir.
Olayları başlangıçta görmeyen medyanın büyük kısmı, gelişmeler karşısında tutumunu değiştirip, ya desteklemeye ya da Başbakanı aklı selime davet etmeye başlamıştır. Her kesimden sanatçıların tamamına yakını destekleyenler arsındadır.
Dış basın ve “stratejik (!)” ortağımız başta ABD ve batı Erdoğan’a, “Halkın isteklerini dikkate al, aşırı şiddet kullanma, demokratik ilkelerden ayrılma!” uyarısında bulunmaktadır. Şu ana kadar dış dünyadan Erdoğan’a  herhangi bir destek gelmemiştir.
ABD ve batılıların, bu güne kadar AKP’yi desteklerken, şimdi terk etmiş gibi görünmelerinin yorumunu iki şekilde yapmak mümkündür. Birincisi; bu olaylar batılı güçlerin eseridir. Erdoğan’ın  “deliğe süpürülme” zamanı gelmiştir. İkincisi; yukarıda sayılan sebeplerle bardak dolmuş, halk kendiliğinden ayağa kalkmıştır. Bu sebeple Erdoğan’ın duruma hakim olması mümkün değildir. Bir süre hakim olsa da, AKP içinden başlayarak gücünü süratle kaybedecektir. Bu şartlarda halkın yanında yer alarak gelişmeler yönlendirilmeli, yeni döneme geçiş kendi çıkarlarına göre düzenlenmelidir.
Sonuç: Erdoğan; demokrasilerde halkla inatlaşılamayacağını, %50 söyleminin yeni bir bölünmeye yol açacağını, rant hesabının yanlışlığını hatırlayıp, bunlardan acilen vazgeçmelidir. Bilhassa “bardağı dolduran” vahim hatalardan dönmenin yolunu mutlaka bulmalıdır.
Siyasi partiler başta bütün toplum kuruluşları; “Milli refleksin” meşru hedeften sapmadan devamını desteklemelidir.  
Türk Milletinin birlik ve beraberliğini temel alan bir tutumla, iktidarı uyarmalıdır. Her çare, Türk Milletinin bütünlüğünde aranmalıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları