Barış engellenemez

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Annan Planı döneminde duymaya çok alıştığımız “Barış engellenemez” sözleri yeniden aynı kaynaklar tarafından piyasaya sürülmeye başlandı. Bunlar gerçek barışın adaya 1974’de Türk Barış Harekâtı ile geldiğini, on binlerce Rumu EOKA B tarafından katledilmekten, Yunanistan’ı Askeri Cunta’dan kurtardığını görmek istememek, Kıbrıs’ta devam eden görüşmelerin “iki taraf arasında”  uzlaşma için yapılmakta olduğunu da anlamak istememektedirler. Bunlar var olan barışı bozmak ve bizi avucunun içine almak için uğraşmakta olan Rum tarafının hizmetkârı durumuna gelmişlerdir ama farkında değillerdir. Bunlar Annan Planını halkımıza kabul ettirmek için ödenekli veya ödeneksiz “barışa” inanmış kişiler olarak, halkımızın ve özellikle gençlerimizin beyinlerini yıkamak için uğraşan gönüllü olduklarını söyleyen kimselerdi. Bunların tüm patronları sonradan “Rum tarafı bizi evet diyecek diye aldattı” demişlerdi. Barış dedikleri Annan Planını Rum da kabul etmiş olsaydı şimdiye mal-mülk kavgaları başlamış, memurlarımızın yarısından fazlası işsiz kalmış, Kıbrıs Türkleri güvenlikleri için getirilecek on bin yabancı askerin insafına terk edilmiş olacaktı. Lord Hannay’e göre on bin kişilik bir BM gücüne ihtiyaç vardı çünkü ilk yıllarda olaylar beklenmekteymiş.
Şimdi  “barış engellenemez”  diye yeniden harekete geçenlere sormak gerekir: Hangi barıştan bahsediyorsunuz? Hiç olmazsa, iki tarafın liderlerinin üzerinde mutabık kaldıkları bir belge ortaya çıkmış olsaydı. Acele ettiniz. Annan Planında da ne olduğunu ve Kıbrıs Türklerine ne getirip onlardan neleri alıp götürdüğünü bilmediğiniz, okumadığınız 9 bin sayfalık Annan Planını halka “kabul ediniz; barış engellenemez” derken de gözleriniz kapalı başkaları adına misyonerlik yapmaktaydınız. Şimdi de ortada “fol yok yumurta yok” ama yine de siz “barış engellenemez” diye beyin yıkayıcılığa başladınız. Ayıp değil mi, günah değil mi?
Hangi barıştan bahsediyorsunuz? Engellenemez dediğiniz barış, Hristofyas’ın EOKA’dan aldığı ilhamla ve EOKA’nın gösterdiği yöne doğru ilerleyerek, Makarios’un yolunda yürüyen ve Kıbrıs meselesi 1974’de başlayan istilâ meselesidir diyerek 1963-74 yıllarını olmamış farz ederek kendini meşru Cumhurbaşkanı olarak görmekte olan bu adamın öngördüğü barış mı?
Annan Planı döneminde KKTC ortadan kalkıyor, ayrı egemenliğiniz tanınmıyor, mal mülk konuları açmaz içinde bırakılmış, Türkiye’nin  hakları sulandırılmış, Türk-Yunan dengesinden eser kalmamış bir ortamda, süratle Rumların çoğunluk idaresine dönüşebilecek bir planı, detaylarını bilmeden, tümünü okumadan kabul etmiş olan sizlerin geçmişten ders alma yeteneğiniz de mi yok? Halkınızın endişelerini, korkularını kaale almadan, toplu mezarlarda yatanların sorumluluğuna bakmadan, Türkiye’nin Kıbrıs üzerinde var olan haklarını düşünmeden yola çıkmış propaganda yapıyorsunuz. “Barış engellenemez” ! Size sormazlar mı? Hangi barıştan bahsediyorsunuz? Hangi barış engellenemezmiş? Engellenemeyecek barışın temeli nedir, ilkeleri nedir, bu barışın içinde Türk halkının hakları nasıl korunmaktadır? Bu sorulara verebileceğiniz cevaplar var mı? Ortada henüz bir uzlaşma planı bulunmadığına göre siz bu halkla niye alay ediyorsunuz? Annan Planı döneminde  “barış engellenemez”  kampanyasının para babaları son aylarda faaliyete geçtiler. Sizlerin de bu mesnetsiz “barış engellenemez”  propagandasını zamansız ve zeminsiz başlatmanız için bunlardan emir mi aldınız?
Yabancı uzmanların değerlendirmelerine göre Talat- Hristofyas görüşmelerinin birinci safhası, esas temel konularda olduğu kadar tarafların vizyonları açısından da, ümit verici değildir. Hristofyas “Türkiye Rum idaresini Kıbrıs hükümeti olarak tanımaz, askerlerini adadan çekmez ve kolonizasyona son vermezse anlaşma olamaz” demektedir. Karpaz’ı, Maraş’ı, Güzelyurt’u, Lefkoşa’nın Türk bölgesinin yarısını da istemektedir.  “Garanti Anlaşmasına gerek yoktur, Türk askeri adadan çıkmalı, AB’nin Türklere verilecek haklarla ilgili olarak kalıcı derogasyonlar vermesini kabul etmiyoruz”  da demektedir. Sn. Talat da karşıtı ile her konuda anlaşabileceği konusunda kuşkulu olduğunu gizlememekte ve bu nedenle BM’den hakemlik isteme yanlışında ısrar etmektedir. Görüşmeler (Kıbrıs Türkleri açısından kabul edilmesi mümkün olmayan) tek halk, tek devlet, tek egemenlik esası üzerinden devam ettiği halde Rum liderliği Türkiye’den daha da tavizler beklemektedir. Ortaya koydukları hükümet idaresi 1960’dakinden daha karmaşık, üç beş yıl içinde  “işlerliği yoktur”  diyerek yırtıp atabilecekleri bir formüle dayanmaktadır. Siz bunlara mı  “barış”  diyorsunuz? Siz, bu halkın son seçimlerde ortaya koyduğu resme bakmıyor musunuz? Haydi ona bakmadınız, aynaya da mı bakmıyorsunuz? Halka ve gençlere söylediğiniz yalanlardan kızaran yüzünüzü görmek mi istemiyorsunuz, yoksa yüzünüzün kızardığı, vicdanınızın sızladığı da mı yoktur?     
Gençler uyanınız. Sizi kandırmak, devletinizden, bağımsızlığınızdan, egemenliğinizden, Türkiye’nin garantisinden mahrum etmek isteyenler yabancı odaklar adına faaliyete geçmiş bulunmaktadırlar. Bunlara Annan Planı zamanında yaptıkları yanlışı hatırlatın ve  “size yeniden kanmayacağız” diyerek kapıyı gösterin. Devletinizi ölesiye koruyacağınızı, egemenliğinizden ve Türkiye’nin fiili ve etkin garantörlüğünden asla vazgeçmeyeceğinizi, bütün dünyaya ve bu gafillere göstermek zamanı şimdidir.

Yazarın Diğer Yazıları