Bas küfrü al ödülü

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Atatürk’ün açtığı, Kurtuluş Savaşı’nın merkez karargahı olma özelliği bulunan ve milli mücadele vermiş bir milleti temsil eden TBMM’nin onur ödülüne Türklüğe hakaret eden Pamuk aday gösterildi


ÖDP’li Ufuk Uras, “Uluslararası alanda üstün başarı gösteren ve Türkiye’nin tanıtımına katkı sağlayan kişiler”e verilen TBMM Onur Ödülü için “Nobelli” Orhan Pamuk’u aday göstermiş.
Uras, Pamuk’u “ödüllü” olduğu için aday gösterdiyse, ‘Nobel’ ile ilgili olarak zihinlerde oluşmuş olan ‘sicil lekesi’ algısının gerekçelerini hatırlatalım: Yalçın Küçük katıldığı Ceviz Kabuğu programlarından birinde, Avrupa’da Pamuk’un “edebiyatçı” kimliği ile ilgili yayımlanan eleştirileri okumuş ve bize pazarlandığı gibi bir üstad sayılmadığını ortaya koymuştu. Bunu “batı referansı” yoksa, kendi beş duyusuna dahi itimadı olmayan bir kesime bilgisi olarak sundum. Yoksa Pamuk’un kitaplarının, sadece yaratılmış marka değerinden ötürü aksesuar olarak taşındığını bilmeyen kaldı mı?
Okunan değil satın alınan kitapların yazarı olan Pamuk’un edebiyat alanında Nobel almasının ardından, haliyle bu ödülün arka planındaki menfaat kardeşliği gündeme getirilmişti.


Nobel’i garantilemişti
Şu günlerde Ümraniye Soruşturması tutuklusu olarak cezaevinde bulunan Prof. Erol Manisalı’nın Pamuk’un ödülünü, on ay öncesinden, 19 Aralık 2005’te bir kehanet gibi müjdelemesi ve “Orhan Pamuk Nobeli garantiledi” diye yazması çok konuşulmuştu. Manisalı, o yazısında Pamuk’un Nobel’e neden layık görüleceğini şöyle anlatmıştı: “Pamuk kalkıp Batılı tarihçilerin bile desteklemedikleri Yeni Emperyalizmin, Brüksel’in ve Washington’ın ağzından dile getirdiği görüşleri tekrarlıyor. Bu nedenle Bush’tan ve Brüksel’in memurlarından destek alıyor. Orhan Pamuk acaba Irak’ın işgaline karşı çıkan bir yazar ve düşünür olsa durum nasıl olurdu?  Sömürgecilerin ekmeğine yağ sürüyorsunuz ve bunu özgürlük, demokrasi adına diye pazarlıyorsunuz!”
 Banu Avar da o günlerde TRT için hazırladığı “Sınırlar Arası” belgeselinde, dinamitin babası Alfred Nobel adına düzenlenen “barış” ve “edebiyat” ödüllerini veren ülkelerin silah ihracatçısı olmasının veya Nobel Vakfı’nın ABD’li silah şirketlerince finanse edilmesinin tesadüf olup olmadığını sorgulamıştı. Kaldı ki, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Pamuk’u kutlamaması da önemli bir mesajdı.


Özürcülerin yolbaşçısı
Pamuk, uluslararası savaş sanayinin barış maskesiyle dağıttığı ödüle layık görülmeseydi de, TBMM onur ödülüne aday gösterilmesiyle ilgili çekince oluşur muydu?
Bunun cevabı Pamuk kronolojisinde çok net:
İsviçre’deki Das Magazin dergisine “Bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü ama hiç kimse bunları konuşmaya cesaret edemiyor.” dediğinde yıl 2005’ti. Özürcü, imzacı, iftiracı, inkarcılara yol-yordam gösteren bu sözlerinden dolayı hakkında “Türklüğe hakaret” ten suç duyurusunda bulunuldu. Ancak Adalet Bakanlığı onay vermedi ve  bu dava düştü.
Şişli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin iki defa reddettiği, aralarında Şehit Anaları Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Pakize Alp Akbaba’nın da bulunduğu altı kişinin “Türk Milletinin ferdi olarak” Pamuk’un sözlerine karşı açtıkları tazminat davası ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun “yerel mahkeme kararını bozmasının” ardından devam ediyor.
Orhan Pamuk’un sadece Türklüğe değil, Türklük bilincini oluşturanlara da saldırmayı görev bildiğini gösteren aşağıdaki satırlar, öyle sanıyorum ki, Atatürk’ün kurduğu meclisçe onurlandırılmak istenen kişiye dair en isabetli hatırlatmalar olacaktır:


Atatürk’e hakaret
“Çocukluğunda kız kardeşiyle tarlada karga kovalayan sapık bir padişah... Sonra kasaba meydanına dolanır, Atatürk heykeline sıçan güvercinleri ayıplar... Atatürk kendini içkiye vermiş meyhane kalabalığına Cumhuriyet’i emanet etmiş olmanın güveniyle gülümsüyordu... Atatürk’ün leblebi zevkinin ülkemiz için ne büyük bir felaket olduğu..”
TBMM onur ödülünün ilk sahibi beyin cerrahı Prof. Gazi Yaşargil olmuştu. TBMM 2006 yılında ülkemizde ‘onurlandırılacak kimse bulamadığı için’ ödülü vermedi. 2007’de ödül dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün adayı olan Prof. Dr. İhsan Doğramacı’ya 2008’de ise Prof. Halil İnalcık’a verildi. Bu yıl için Pamuk ile birlikte aday gösterilen diğer isim geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Prof. Türkan Saylan’mış. Vatan gazetesi haberinde “TBMM’nin onur ödülünü kime vereceğine karar vermekte zorlanacağını” yazmış.


Karar çok kolay
Binası, koltukları gibi fiziki koşulları değişse de TBMM eğer hala Mustafa Kemal’in kürsüsüne çıkarak “Düşman bir elimde silahım, bir elimde mukaddes Türk bayrağı olduğu halde adım adım her tarafı işgal ederek Ankara’ya kadar gelecek olursa ben Elmadağı’na çıkacağım. Orada tek başıma ve son kurşunuma kadar düşmanla çarpışacağım” dediği ve mebusların  “Paşam yolundan dönmeyeceğiz” diyerek yemin ettiği yer ise... Eğer o sıralarda Ali Kemal’ler, Damat Ferit’ler, Nemrut Mustafa Paşa’lar oturmuyorsa... Ve bu ödül Kuvay-ı İnzibatıye mensuplarına, milli mücadeleyi çökertmeleri karşılığında vaad edilen Mecidi nişanlarının anlamına sahip değilse... Milletvekilleri, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı karargahlarından en önemlisi olan TBMM’nin onurunu ayaklar altına aldırıp-aldırmayacaklarına karar vermek için neden zorlansınlar?


Mustafa Kemal ilk Meclis’te yaptığı konuşmalarda vatanı işgalci ve işbirlikçilere teslim etmemeye yemin etmişti


++++++

‘Bırakmanın zamanı geldi’
Başbakan Erdoğan, süresi dolduğunda parti tüzüğü gereği milletvekilliğini ve Genel Başkanlığı bırakacağını açıklamıştı. Dün bu köşeden muhalefet liderlerine “Koltuğa Yapışmayın” çağrısı yapmıştı. Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’yi de kendisi gibi davranarak, arkadan gelenlerin önünü açmaya davet etmişti.
Başbakan’ın bu sözleri, özellikle MHP içinde yankı buldu... Çünkü, MHP Tüzüğü’ne göre, Devlet Bahçeli’nin süresi doldu. Parti tüzüğünün 43. Maddesi, “Aynı kişi ara verilmeden beş defadan fazla genel Başkan seçilemez” diyor. Eğer tüzük değişmezse, Bahçeli’nin Genel Başkanlığı bırakması gerekecek. Oysa Bahçeli’nin böyle bir niyeti yok gibi. Parti içinden gelen sinyaller, Bahçeli’nin bırakmayı değil, devam etmeyi düşündüğü yönünde.
Önümüzdeki günlerde atacağı adımlar şimdiden belli: MHP’nin Kasım ayındaki olağan kongresinde tüzük değişikliği yapılacak. Önce MHP Tüzüğü değişecek. Genel Başkanlık için süre kısıtlaması kaldırılacak. Devlet Bahçeli de yeniden aday olacak.
Başlangıçta, bu işin sessiz sedasız halli düşünülüyordu. Ancak, Başbakan’ın yaptığı son açıklamanın ardından gelişmelerin hayli gürültülü olacağı anlaşılıyor.
Üstelik, MHP’de de Başbakan Erdoğan gibi düşünenler var. MHP içindeki muhaliflerden Koray Aydın, Devlet Bahçeli’nin artık bırakması gerektiği görüşünde.
 Aydın, “Tüzük ortada” diyor:  Tüzüğümüze göre, genel başkanlık için 12 senelik bir süre öngörülüyor. 12 yıl, bir genel başkanın yapacaklarını ortaya koyması açısından yeterli bir süredir. Ayrıca, uzun süren genel başkanlıklarda heyecan kayboluyor.
Aydın’a soruyorum: Bahçeli’nin yerinde siz olsaydınız ne yapardınız?
 “Aday olmazdım” cevabını veriyor: Parti tüzüğünde ortaya konulan anlayış, doğru bir anlayıştır. Dolayısıyla, ben tüzüğümüz ne diyorsa onu yapardım. Bakın bütün partiler olağanüstü kongreye gidiyorlar. Bizim de tüzükteki bu madde yüzünden Kasım ayındaki olağan kongreden önce olağanüstü bir kongre yapmamız zarureti var.
Aydın’ın söyledikleri, yoruma gerek bırakmayacak kadar açık ve net. Belli ki, Koray Aydın’ın gözü MHP Genel Başkanlığı’nda. Devlet Bahçeli’ye, “Artık bırakmanın zamanı geldi” mesajını gönderiyor. “Sıra bizde” diyor. MHP’deki tartışmanın, partiyi olağanüstü kongreye götürme ihtimali yüksek.
* Emin Pazarcı / Takvim

 

++++++

Erdoğan: Kalmak için şartları zorlamam
Emin Pazarcı önceki gün köşesinde, Başbakan ile görüşmesinden şu notları aktarmıştı: Başbakan,“Bu sözler, benim siyaseti bırakacağım anlamına gelmez” dedi: Tüzüğü değiştir, kendine uydur... Ben bunu yapamam. Siyaset yapmak için ille Başbakan ve Genel Başkan olmaya gerek yok.
Başbakan, kendisini bağladı, parti yöneticiliği ile milletvekilliğini ne zaman bırakacağını şimdiden açıkladı. CHP ve MHP içindeki tartışmalar ise devam edip gidiyor. Başbakan’ın dikkatini muhalefete çekip, sordum: Bu açıklamanızı Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’ye “Artık sizin de bırakmayı ve çekilmeyi bilmeniz lazım” çağrısı olarak değerlendirebilir miyiz?
Cevabı,“Tabii ki” oldu. Başbakan, muhalefet liderlerini de zamanında çekilmeye davet ediyor. Bir başka ifade ile ülkenin önünü tıkamamaları gerektiğini söylüyor.


++++++

Manda kafası
Tek derdi okşanmak

Sarkozy ve Merkel iç politikaya yönelik sığ ve ilkel açıklamalar yaptığında davul çalıyoruz.
Yunanistan... İngiltere... Temmuz’da dönem başkanı olacak olan İsveç... Son üç gündür Türkiye’ye yönelik inanılmaz olumlu açıklamalar yapıyorlar ama çıt yok...
Övgülere aldırmayıp... Gerçek olmayan, sığ ve kaba çıkarcılık kokan iddialara böylesine duyarlı olmak normal mi? 
* Mehmet Altan / Star


++++++

MİNİ YORUM
Suç dosyaları

 “TBMM Orhan Pamuk’a onur ödülü verir mi?” sorusuna cevap ararken, bir dostumuz milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kalkmasını bekleyen suç dosyalarını hatırlattı. Devlet İhale Kanunu aykırılıktan, resmi evrakta sahtekarlık, hakkı olmayan yere tecavüz, yalan beyanda bulunmak, kamu kurumunu dolandırmak, hırsızlık, adam yaralamak, tehdit, cezaevine yasak madde sokmaya çalışmak, silahlı yağmaya kadar... Ama ben hala umutluyum. En azından ‘henüz’ hiçbiri hakkında ‘vatana ihanet’ ile yargılanma talebi yok.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları