Başbakan Amerika’ya rağmen neden Mısır’a gidiyor?

A+A-
Afet ILGAZ

İsrail önce Mısırlı o kadar askeri öldürdü sınırda. Sonra Mısır’da olaylar çıktı. İsrail elçiliğine gidildi. Elçi ve ailesi İsrail’e döndü. Sonra bizim Başbakan yeni bir “terörle mücadele örgütü” kurdu, onun da eş başkanı oldu ABD ile birlikte. Sonra İsrail’e biz de posta koymaya başladık. Savaş nedeni falan dedik. İslamcı basında Yahudi aleyhtarlığı bu sefer yükselmeye başladı. Sonra bizim Başbakan, ABD’nin istememesine rağmen Mısır’a gitmeye karar verdi. Bunda bir tuhaflık görmüyor musunuz. Hem eş başkanlık devam ediyor, hem ABD’nin sözü dinlenmiyor. Libya’daki ve Suriye’deki söz dinleme işlerini hatırlarsanız, bir tuhaf.
Türkiye’nin Arap ülkeleriyle olan ilişkilerini ve itibarını düzeltmeye çalışmak, İsrail’i koruyacak füze kalkanlarını yurdun bağrına yerleştirmek, Amerikan İslamını Arap ülkelerine taşımak için ne siyasetler döndürülüyor!
Hakkâri’de öğretmen evine kadar inen kurt sürülerinden kendi öğretmenini, polisini, sivilini, askerini, çocuğunu koruyamadan bunları yapmak ve halkın anlayamadığını düşünmek! Belki de doğrudur, halk bunları anlamıyordur ama bir şartla; “henüz” anlıyamıyordur.


Tertemiz alnından vurulmamış, yatmıyor
Tayyip Bey’in Kılıçdaroğlu’ya söylediği o korkunç sözler hâlâ unutulamıyor. Bu, referandum mitinglerinde söylediği korkunç sözlere benziyor. “Kadın mı kız mı bilmem” den tutun da erkeklere hitap ederek “Siz bilirsiniz ne yapacağınızı” tarzındaki laflara, Aleviliğe dair onun ve yardımcılarının yaptığı gaflara kadar!
“Temiz alnımı onun lekeli dudaklarına...” falan. Yeşilçam jargonu desem değil. Yeşilçam’ın havası başkadır. Ona yakışır. (Jargon, söylem, söyleyiş anlamına gelebilir)
Benim aklıma da Mehmet Akif’in “Çanakkale şehitleri”ndeki samimi bir hüzünle dolu o mısraı geldi.
“Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor”
Bir hilâl uğruna yâ Rab, ne güneşler batıyor”
Burada ise öyle bir şey yok. Çok zorlarsam kendimi:
“Verilen sözler uğruna yâ Rab, ne gaflar yapılıyor” diyebilirdim. Zorlamıyacağım, niye zorlıyayım!


Resepsiyon merakı bitti mi?
Artık resmi bayramlarda resepsiyon yapılmayacakmış.
Bir paket olarak güzeldi bu kutlamalar. Alışmıştık. Bir arkadaş da “Resepsiyonlar elde içki kadehiyle ayakta konuşulan yerlerdir” yazmış. Yalan da değil. Tanımı bu.
Kaç yıldır yazarım. Aynen böyle tanımladıktan sonra “Hanımlar, niye bu resepsiyonlara bu kadar katılmak istiyorsunuz” diye sorarım. Tabii, iktidara mensup olanlara sözüm. Şimdi işi “radikal” bir şekilde halletmişler demek ki. Kaldırırsın, olur biter.


18 Eylül Kadıköy Mitingi tehir edildi
Önceki yazımda duyurduğum Kadıköy ” Şehitlere saygı ve komşu ülkelerle barış “ mitingi, konjonktör sebebiyle tehir edildi. Batı şimdi Suriye direnişi karşısında bir geri adım attı. Bundan sonraki girişimleri izleyeceğiz.

Yazarın Diğer Yazıları