Başbakan andıcı itiraf etti

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

“Başbuğ’u görevden al” talimatlarına kızan Erdoğan TRT’deki canlı yayında kendini tutamadı: “Emniyet’te operasyon yaptık. Ama orduda böyle bir tasarrufum yok. Genelkurmay Başkanı dava açabilir!”

Haftasonlarını TRT 1’de programa çıkıp daha da zenginleşerek geçiren çift kimlikli, bir koltukta kırk karpuzlu Yenişafak yazarı Fehmi Koru’nun, Taha Kıvanç imzasıyla  yayımlanan yazısını okuyunca, Erdoğan’la “politik” değil de “sanatsal” bir açılım yaptıklarını düşündüm. Mekanı seçenlere, restore edenlere, yine giyime, kuşama methiyerlerden geçilmiyordu yazıda...
Keza, programın diğer sunucusu Milliyet yazarı Derya Sazak’ın da “Söz konusu Başbakan’la el teması kurmaksa, domuz gribi bana vız gelir tırs gider” pozunun yerleştirildiği ve manşetten iç sayfalara uzayan geniş “demokrasi kahramanı yaratıcı” yazısı özenle döşenmişti...
Rutin gazete turumuzun Vatan durağına geldiğimizde bir de ne görelim?
Meğer TRT 1’deki program hiç de öyle “kuşlar, çiçekler, böcekler...” kıvamında, “dostlar işte görsün” diye yapılmamış. Erdoğan hanidir üstüne üstüne gelen “görevden al” manşetlerine, köşe altından aba gösteren yazarlara, telkinlere, akıl hocalarına okkalı bir “yetti gari...” çekmiş.
Vatan’ın “Görevden almayı çalışmış”  başlıklı haberiyle duyurduğu önemli ayrıntıya göre, Erdoğan, “Başbuğ’u görevden al” taleplerinin olduğunun hatırlatılması üzerine, “Biz de biliyoruz almayı da, kazın ayağı sandığınız gibi değil...” minvalinde algılanmaya müsait şu cevabı vermiş:
“Anayasa’daki başbakana karşı olan sorumluluk hangi çerçeve içerisindedir? Bunları değerlendirmek lazım. Biliyorsunuz Genelkurmay Başkanı, başbakanın ataması ile gelmez. Bakanlar Kurulu’nun teklifi ve Cumhurbaşkanı’nın onamasıyla gelir. Peki bunun tam aksi olması halinde durum ne olur?
Orada da başbakanın tasarrufu yoktur. Süreç tam tersine devam eder.
Peki, itiraz halinde neresi olur?
İtirazın kabil olması için askeri yargıya itiraz eder. ”
Bakanlar Kurulu’nun teklifi üzerine Genelkurmay Başkanı’nın görevden alınmasının, Cumhurbaşkanı’nın tek başına yaptığı işlem sayılamayacağı ve itiraz edilebilir olduğunu anayasa hukukçuları da doğruluyorlar.
Demek ki hakikaten Başbakan bu konu da “çalışmış”. Bu “çalışma”, Genelkurmay’ın varolduğu iddia edilen “AKP’yi bitirme planı”na karşı, AKP iktidarının da “Genelkurmay’a darbe” planına kalkıştığının itirafı değil midir?
Başbakan’ın “Genelkurmay Başkanı’nı nasıl görevden alırız” çalışmasının sonucu olarak yaptığı bu uyarı veya hatırlatma da Başbakanlık andıcı?..
Hele Erdoğan’ın bu açıklamaları “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda üst düzeyde operasyonlar yaptırdık. Ardından emniyette üst düzeyde operasyonlar oldu” sözlerini de sarfettiği bir ortamda yaptığı ve noktayı “Genelkurmay Başkanı görevden alınırsa dava açabilir!.. ” uyarısıyla koyduğu düşünülürse, TRT 1’de yayınlanan Politik Açılım’ın bant kaydı da, başka türlü bir “darbe planı”nın delili sayılamaz mı?
Aylardır doğruluğu ispatlanmamış bir belge yüzünden ülkedeki kurumları birlikte görevlerini yapamaz hale getirenler, bakanlıklar ile başlayan, Emniyet’te gelişen operasyonların finali için daha en başından “karargah” sahnesinin seçilmiş olduğunu ve bunun için fellik fellik mevzuat boşluğu arandığını düşündüren bu açıklamalardan sonra ne yazacaklar?
Son bir ayrıntı: Erdoğan aynı programda “Savcılık bu hafta içerisinde kim bilir kimleri davet edecekler” demiş...
Belki de kimseyi davet etmeyecekler, belki bu haftayı dosya üzrinde çalışarak geçirecekler. Yine, yeniden cevabı alınmamış o malum soruyu sormak gerekmiyor mu:
“Kim bilir kimler” diye önem derecesi yükseltilmiş birilerinin dinlenip dinlenmeyeceğini nereden biliyor sunuz?

 

++++++

Erdoğan’a koz verdi:
‘Koltuğa çakılı kaldın’
Başbakan Erdoğan, aylar önce bir açıklama yapıp, Ak Parti Genel Başkanlığı’nı bırakacağını söylemişti. Baykal ve Bahçeli’ye de açıktan  “Siz de koltuğa yapışıp kalmayın”  mesajını vermişti.
Erdoğan, benzer bir açıklamayı MHP kongresi öncesinde de yaptı. Bu defa, direk olarak 2002 seçimlerinde MHP baraj altında kaldığında Genel Başkanlıktan çekileceğini söyleyen Devlet Bahçeli’yi hedef aldı:
- Ben tükürdüğümü yalamam. 2011’de Allah ömür verirse benim son milletvekilliği adaylığım olacak. Birileri gibi orada çakılıp kalmam.
Erdoğan da biliyordu ki, MHP kurultayında tüzük değişikliği yapılacak. 43. Madde’de yer alan  “Aynı kişi ara vermeksizin 5 defadan fazla Genel Başkan seçilemez”  hükmü değiştirilecek.
Bahçeli’nin önü açılacak.
Nitekim öyle de oldu.
Oysa, Erdoğan da istese parti tüzüğünü çok rahat değiştirebilirdi.
Partisi içinde Erdoğan’ın liderliğine yönelik hiçbir tartışma yok.
MHP’deki durum ise öyle değil...
Koray Aydın, bu tüzük engeli yüzünden olağanüstü kongre istedi. Konu mahkemeye kadar taşındı. Devlet Bahçeli’ye sert eleştiriler yöneltildi.
Bu eleştiriler, sert tartışmalar ve gerginlikler içinde tüzük değişikliği yapıldı. Devlet Bahçeli’nin, MHP Genel Başkanlığı koltuğunda oturmasını engelleyen düzenleme kaldırıldı.
Öyle görünüyor ki, bu tablo önümüzdeki dönemde de sıkça kullanılacak. Özellikle Erdoğan ve çevresi tarafından Devlet Bahçeli’ye hep aynı eleştiriler yöneltilecek:
- Koltuğa yapıştın, bırakmadın!
* Emin Pazarcı / Takvim

 

++++++

Yurttan sesler mecburi davetli
Fırat Kozok, ne yaptı, ne etti, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın oğlu Ahmet Şirvan Kılıç’ın düğün törenini izledi. İşte izlenimleri:
“Aynı saatlerde TRT Ankara Radyosu’nda da hareketli dakikalar yaşandı. TRT’nin kadrolu halk müziği ve sanat müziği sanatçıları saat 17.00 sıralarında Ankara Radyosu’ndan araçlarla Bilkent Otel’e hareket etti. Sanatçıların yanı sıra ses düzenini sağlamak için bir de tonemeister de düğüne gitti. Otele gelen TRT ekibi düğünden saatler önce son hazırlıklarını yaptı. Düğünün başlamasıyla birlikte sanat müziği ve halk müziği sanatçıları art arda sahne aldı. TRT’nin sanatçı ve teknik personel için önce görevlendirme yapmayı planladığı ancak, konunun basının dikkatini çekebileceği düşüncesiyle sanatçıların düğüne ’davet edilmeleri’formülünün uygulandığı öğrenildi. Sanatçılara bu konuda konuşma yasağı getirildi.”
* Işık Kansu / Cumhuriyet


++++++

Bir kere isim ver dişimi kıracağım
Aslı Aydıntaşbaş’ın  “Görüştüğü kaynaklar”, “Bir bakan...”, “Kritik pozisyonda birkişi...” ye dayandırarak yazdığı yazı Milliyet gibi, imajını “güven” üzerine inşa etmiş bir gazeteye manşet olunca şaşırmıştık.
Tezimiz şuydu: “Aslı Aydıntaşbaş iç politika yazsa “bir yetkili”, “bir bakan”dan besleniyor, dış politika yazsa “bir Amerikalı diplomat”a, “Washington’dan bir üst düzey isme “ dayandırıyor bütün iddialarını.”
Bingo!
Dün  “Yıllarca Amerika’da gazetecilik yapmış biri” sıfatıyla  ve “birkaç günlük telefon trafiği”nden yola çıkarak “Washington’un nabzı”nı şöyle kaleme aldı:
 “Obama yönetiminden bir isim”  Washington’un Ankara’ya muhtaç olduğunu hatırlattı, “Washington’da telefonla görüştüğüm bir yetkili” Ermenistan ve Kürt sorununun çözümüne desteğini bildirdi... 
O “partner” olma halini “iyi bir şey” olarak algıladığı için “herşey yolunda” mesajı vermiş.
Tekrarla; Gazeteci elbette haber kaynağını açıklamak zorunda değil.
Ama Aydıntaşbaş’ın ’kaynak açıklamama hakkı’nı bir kalkan olarak kullanarak, her yazısını “meçhul subay” misali, var mı yok mu belirsiz, şaibeli  “bir, bazı, bir takım, üst düzey vs... isim(!)”lere dayandırarak yazması,  “Acaba kendi düşüncelerini yaymak, kendi menfaatine yarayacak kamuoyu yaratmak için pompaladığı senaryoları, inanılır kılmak için, taşeron olarak sanal kahramanlar mı kullanıyor” şüphesi yaratıyor...
Bir gün de hangi kaynaklardan beslendiğini bilerek okuyalım Aslı Hanım’ın yazısını...
Ben dişimi kırmaya hazırım.. Hayalet avcıları gibi bir bilinmeyenin peşinde koşmaktan daha az sancılı olur eminim....


++++++

Gazetecisin haberin yok
Mekan: HaberTurk / İstanbul. Tarih: 8 Kasım 2009 Pazar. Olayın kahramanı: Özdemir Erkan (beslenmeden sorumlu köşe yazarı)
Sen Yılmaz Özdil’in iki gün önce (6 Kasım 2009 Cuma) Hürriyet’in 3. sayfasında yayımlanan yazısını al, “internette keşfettim” diyerek, “noktasına virgülüne dokunmadan”
yarım sayfa bas.
Tam bahçıvansın biberin yok durumu... Sen bütün gazetelere tepeden bak, “biz şöyle iyiyiz, şöyle farklıyız” diye es, gürle... Sonra da burnunun ucunu göreme iyi mi?
Hadi Özdemir Erkan yaptı bir...? (Boşluğu neyle doldursam bilemedim)
İyi de bu “en büyüklerden de büyük” olmaya talip gazetenin editörleri ne yapar? Yazıişleri Müdürü ne yapar? Genel Yayın Yönetmeni ne yapar? “Koca” gazetede “Bu yazı Yılmaz Özdil’in iki gün önceki yazısı” diyecek bir Allah’ın kulu yok mu?
Gazetecisiniz haberiniz yok!
Nasıl olacak bu iş?


++++++

Bir musibet nelere kadirmiş...
NTV’nin medya programı “Yazıişleri” nde cuma günü çok ilginç bir konuk vardı. Milliyet yazarı Melih Aşık. Günümüz iktidarını en sert eleştirenlerden biri. Özellikle “ıslak imza” konusunda koronun söylediklerine ters çıkışlar yapması dikkatleri onun üzerine çevirdi. Tabii ki saldırıların hedefi oldu. Melih Aşık mesleğimizin ilk şartının “sorgulamak” ve “kuşku duymak” olduğunu bizlere hatırlatan bir isim...
“Yazıişleri” programı ise genellikle sorgulamak ve kuşku duymak konularında sınıfta kalan bir program. Kamuoyunda “Bir buçuk adam” olarak bilinen iki sunucusu genellikle konuk ettikleri yandaş yazarlara çanak sorular sormakla ve ağırlamakla ünlüdür. O mavi gözlü çocuk hayran hayran Fehmi Koru’ya bakar mesela. Ali Bayramoğlu’na çok büyük düşünür muamelesi yapılır bu programda... Dönekler, kalemlerini satanlar el üstünde tutulur...
Melih Aşık’ın programa çağrılması bir dönüm noktasıdır. Ne zaman ki Taraf, NTV’yi kendisine düşman etti, NTV’nin de aklı başına geldi... Taraf, NTV’ye dokunmasa hiç umurları dahi olmayacak. Türk medyasını bu kişisel dengelerin yönettiğini bir kez daha öğretti bize bir buçuk adam...              
* Oray Eğin / Akşam


++++++

Cühelâya ithaf edilecek eser
Türk Tarih Kurumu’nun eski Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu, geçen hafta Anadolu’nun tarihi ile ilgili olarak son senelerin en önemli çalışmasını yayınladı: “Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar”ı. 15. ile 17. asırlar arasında Anadolu’nun nüfus yapısını “Tahrir Defterleri”ne yani oymakların vergi kayıtlarına dayanarak naklediyor.
Anadolu’nun etnik yapısı ile ilgili bilinmezlikler ve hala devam eden tartışmalar, Yusuf Hoca’nın eserinin yayınlanmasından sonra nihayete erecek.
Devlet Arşivleri’ne gidip belge incelemelerini bir tarafa bırakın, Türk Tarihini araştırdıklarını iddia etmelerine rağmen o belgeleri, okuyabilecek Eski Türkçe’ye bile aşina olmayan ve elifi gördüklerinde mertek sanacak derecede sahib-i cehâlet zevâtın; mâbadlarını kıpırdatmaya tenezzül etmeden tarihçi olduklarını zannedenlerin ve bir zamanlar hayran oldukları rejimlerin çökmesiyle ortada kalan, tarihe bıkmadan, ideolojik kılıf uydurmaya çalışanların Yusuf Hoca’nın kitabından öğrenecekleri çok şeyler vardır. Türkiye’nin tarihinin öncelikle Türk kaynaklarından yazılabileceğini, bunun da ancak “belge” ile olabileceğini görür ve kimbilir, belki de utanırlar.                
* Murat Bardakçı / HaberTurk


++++++

MİNİ YORUM
Daha çok koşarlar

Çıktıkları en uzun koşu; Atatürk’ü zihnimizden gönlümüzden sileceklermiş ya...
O bizim sonradan öğrendiğimiz bir şey olsaydı belki, bize “ezberletilmiş” bir şey olsaydı mümkündü.
Ama Atatürk “kanımızdaki asli cevherin bedene bürünmüş hali”. Biziz yani. Bizi bizden vazgeçirecek kadar karşı konulamaz hangi teklifle gelebilirler karşımıza? Kan ter içinde, dilleri dışarda, nefes nefese, düşe kalka... Daha çok koşarlar... Ancak koşarlar... Saygıyla, minnetle, rahmetle anıyoruz!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş