Başbakan Bişkek’te öyle bir şey söyledi ki...

Kürşad ZORLU

Dünyadaki baş döndürücü değişim süreciyle birlikte, ülkeler, bölgeler ve coğrafyalar arasındaki duvarlar yıkılmaya devam ediyor. Toplumlar, bireyler ve onların en dinamik unsuru olan kültürel sistemler düşünsel bir çatışma ve farklılaşma yaşıyor. Artık beklentiler, talepler ve algılar “küresel” gelişmelerin odağında şekilleniyor. Özellikle soğuk savaş sonrasında yeniden oluşan ya da belirginliğini artıran Orta Asya, Orta Doğu gibi dinamik ve değişken bölgeler, bugün önemli açılardan homojen bir görüntü arz ediyor. Türkiye ise jeo-stratejik konumuyla bu iki paradigmanın ortasında ve hem birleştiren hem de ayrıştırabilen özelliğiyle tartışmaların merkezinde duruyor.

 
Pergel etkisi
Türkiye’nin söz konusu gelişmelerle birlikte tek kutuplu ve dayatılmış eksenlerde uluslar arası ilişkiler yürütmesi “normal” kabul edilemez. Aksine Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve yönetsel beklentileri ışığında çok yönlü, proaktif ve çağın gereklerine uygun bir diplomasi sürdürmesi gerekir. Bu yaklaşımı Mevlâna’nın pergel metaforuyla da ifade etmek mümkündür. “Pergelin iğneli ayağı sabittir ama diğer ayağıyla yetmiş iki milleti dolaşırım” . Doğrusu teknolojinin ilerleme düzeyi göz önüne alındığında bundan farklı bir refleks Türkiye’yi ancak başkalarının figüranı hâline getirebilir. İşte Türk dünyası bu dengelerin en önde gelen unsuru olarak değerlendirilmelidir. Ne yazık ki Türk siyasetinin bütünsel anlamda Türk dünyası gibi bir gündem ve kaygısının olduğunu ifade etmek zordur. Bugün Türk dünyası düşünce alanı, hamaset ve eksen farklılıklarının tehdidi altında olup, gerçekler ve hayaller farklı güzergâhta seyretmektedir.


Atambayev sempatik ve zeki
Başbakan Erdoğan, böylesine bir eşikte “Biz niye buradayız” diyen bazı gazetecilerin de katılımıyla Kırgızistan gezisini geçekleştirdi. Bu sebeple Kırgız Başbakanı heyecandan uyuyamadığını söyleyerek Başbakan Erdoğan’a sempatik mesajlar gönderdi ve Türkiye için “kutup yıldızımız”  ifadesini kullandı. Fakat ortada şifrelenmiş bir sorun var. Kırgız Başbakan’ın dediği gibi  “Rusya stratejik ortak, biz ise dost ve kardeş ülke”... Dolayısıyla bütün kazanımlara rağmen burada yanlış giden bir şeyler olduğu söylenebilir.

 
İşte o sözler
Kırgız Ulusal Haber Ajansının 2 Şubat 2011 tarihli haberinden hareketle  Başbakan Erdoğan’ın Kırgız parlamentosunu ziyareti sırasındaki şu sözlerini paylaşmak istiyorum: Biz, Türkiye ile Kırgızistan’ı bir milletin ayrı devletleri, birbirimizi ise kardeş olarak sayıyoruz. Belirtmek istediğim şudur ki, aramızdaki mesafenin çok uzak olmasına rağmen, kalp atışlarımız uyumludur. Ayrıca Başbakan Erdoğan, meslektaşıyla yaptığı görüşmede “Avrupa Birliği içerisinde biliyorsunuz Schengen denilen bir uygulama var. Onlar bunu orada uyguluyorsa biz de Orta Asya’da kalkıp kardeş ülkeler olarak aramızda uygularız.” teklifinde bulundu. Açıkça belirtmek gerekirse uzun zamandır beklenilen türden sözler. Ancak aynı sözler daha önce yapılan açıklamalarla yan yana getirildiğinde şu soruyu sormadan geçemiyor insan... Eğer seslendirildiği üzere Anayasadan Türklük kavramının çıkarılması düşünülüyorsa, bu durumda Kırgızlar hangi bütünün parçaları olarak sayılabilecektir? Türk kavramı etnisite ise Kırgız halkı ile mesafeleri yakınlaştıran şey nedir? Hakikaten oralarda olmanın sebebi Türklük değilse ne olabilir?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş