Başbakan Erdoğan D. Türkistan’a gidiyor

Kürşad ZORLU

Başbakan Erdoğan bu ay sonunda Kazakistan’a gidiyor, ardından kısa bir süre sonra Çin Halk Cumhuriyeti’ne resmi ziyarette bulunması bekleniyor. Aldığımız bilgiye göre Çinli yetkililer ziyaret kapsamında Başbakan Erdoğan’ı -kendi ifadeleriyle- Sincan Uygur Özerk bölgesine de davet etmişler. Bu ilk bakışta bir ön alma girişimi olarak görülse de başkent Urumçi’ye direkt uçak seferlerinin başlaması ve teknolojideki ilerlemeler karşısında üstü örtülecek fazla bir şeyin kalmadığını söylemek mümkündür. Doğrusu, eskiden devletin en tepesi de olsa Doğu Türkistan’a gitmek daha zordu. Çünkü orada olup bitenleri Türk Milletinin penceresinden görmeniz ve duymanız gerektiğinde her şey daha zorlaşıyor ve hatta içinden çıkılmaz bir vaziyet alıyordu. Başka bir deyişle Doğu Türkistan meselesi zaman içerisinde diplomasinin “korkulu rüyası” yahut uzak oynanması gereken bir stratejik oyunun parçası olarak kabul ediliyordu. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Son olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Doğu Türkistan’ı ziyaret etmiş ve birkaç gün sonra (5 Temmuz 2009) onlarca insanın hayatını kaybettiği “Urumçi Saldırıları” başlamıştı. Konuyla ilgili olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Doğu Türkistan’daki vahşet boyutuna varan olayların bir an evvel engellemesi ve sorumlularının adalet karşısında hesap vermesi gerektiğini, konuyu Birleşmiş Milletler nezdinde gündeme getireceklerini ifade etmişti. İtalya’daki bir toplantı sırasında “âdeta bir soykırım yaşanıyor” sözlerini kullandığını da hatırlatmak gerekir. Kısa bir süre sonra Türk Dışişleri ise resmi olarak “Çin’in iç işlerine karışmak gibi bir niyetlerinin olmadığını” açıkladı. Diplomasinin resmi olmayan yönüne bakarsak bu açıklamanın Başbakan Erdoğan’ın sözlerini bertaraf etmesi söz konusu değildir. Devletler farklı ağızlardan zaman zaman bu tip değişik sözler kullanabilir. Ama esas olan nihai hedefe hangisinin yöneldiğinin belirlenmesidir.
Bu çerçevede Türkiye ve Çin’i birbirine bağımlı hale getiren, önümüzdeki dönemde daha fazla işbirliğine sevk eden gelişmeler yaşanıyor. Uygulamaya dönük somut örnekler vermek gerekirse, 15 milyar dolarlık ikili ticaret hacmimizin büyük bölümü bizim ithalatımızdan oluşuyor. Orta Doğu’da Türk ve Çinli firmalar birlikte büyük ölçekli işler yapıyor. Ankara-İstanbul hızlı tren hattının ikinci evresi de Çinli’ler tarafından inşa ediliyor. Şimdilerde İstanbul’daki 3. Köprünün yapımına talipler. Türkiye ile birlikte askeri tatbikatlar gerçekleştiriliyor. Küresel ölçekteki avantajlarının bir yansıması olarak her geçen gün daha fazla ekonomimizin içindeler.
İşte tüm bu sebeplerle Başbakan Erdoğan’ın Çin ve muhtemel Doğu Türkistan ziyareti önem taşımaktadır. Açıkçası böylesine hassas bir dönemde (Orta Doğu-PKK sorunu) Türkiye-Çin ilişkilerinin her iki ülke açısından pekiştirileceği kanaatindeyim. Fakat Doğu Türkistan’daki soydaşlarımız için bir şeyler yapmanın çoktan zamanın geldiğini hepimiz biliyoruz. Burada yapılması gereken “iç işlerine müdahale algısı” yaratmadan proaktif diplomasi ile soruna olabildiğinde neşter vurmak. Bekleyip göreceğiz. Başbakan Erdoğan önce Kazakistan’a gidecek; Türk Dünyası liderleri ile görüşecek. Ardından Doğu Türkistan’da olacak. Umarım bu kez Urumçi’den beklediğimiz ses gelir ve baskı altındaki soydaşlarımız kaderlerine terk edilmediklerini görür.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş