Başbakan Erdoğan Suriye’yi aklından geçirmemelidir!

Özcan YENİÇERİ

Suriye ve Türkiye’yi dost ve kardeş olmaya, tarih, din, kültür, coğrafya ve jeopolitik mecbur kılmaktadır. Bir ülkeyi komşusuna düşman; düşmanına komşu yapan strateji, en kötü stratejidir.
Ülkeler rejimlerden ve yönetimlerden çok daha fazlasıdır. Rejimler ya da yönetimler çoğu kez milletleri de temsil etmezler. Milletler ve coğrafyalar kalıcı, rejimler ve yönetimler ise geçici ve konjonktüreldir. Ne  “Baas Partisi”  Suriye ne de AKP -aldığı şu kadar oya rağmen- Türkiye demek değildir. Kısacası ne Esad Suriye ne de Erdoğan Türkiye’dir.
Yönetimdeki şahsiyetlerin temsil ettikleri zihniyet belirli bir süre için ülkelerinin kaderleri üzerinde etkin olabilir. Ancak geçicidirler er ya da geç kaderlerine hükmettikleri toplumların başından çekilip gideceklerdir. Kalıcı olan her iki milletin din, coğrafya, değer ve tarih kardeşliğidir.
Suriye’deki Esad yönetiminin despotik, katliamcı ve zalim olması Türkiye’nin Suriye’ye savaş açmasını ya da düşmanlık göstermesini gerektirmez. Tersi de doğrudur. Suriye’nin senelerce katliam yapan terörist örgüt başını Şam’da muhafaza etmesi, Türkiye’nin Suriye muhaliflerini Türkiye’de muhafaza etmesini ve örgütlemesini haklı kılmaz.
Unutmamak gerekir ki Suriye beş yüz yıla yakın İstanbul’dan yönetilmiştir. Ancak İstanbul, hiçbir zaman Şam’dan yönetilmemiştir. Bu nedenle Suriye’nin yaptığı hataları Türkiye’nin tekrarlaması söz konusu olamaz.
Başbakan Erdoğan ile Beşşar Esad arasındaki ilişkiler de Türkiye-Suriye ilişkilerine indirgenemez. Tayyip Erdoğan’ın, bir zamanlar aile dostu olan Beşşar Esad’la ilişkilerinin bozulması, Türkiye-Suriye ilişkilerini de bozmasının gerekçesi olamaz. Sorunlu bir demokrasiye sahip olan Türkiye’nin Suriye’ye demokrasi ihraç etmek gibi bir lüksü de yoktur. Suriye’ye karşı Amerika’dan daha çok Amerikancı gibi davranmak da Türkiye’nin tarihi birikimlerine aykırıdır.
Bu bağlamda Başbakan Erdoğan’ın Suriye’de meydana gelen olayları Türkiye’nin  “iç işi”  olarak görmesi ve göstermesinin akıl alır bir yanı da yoktur.
Aslında İngiltere, Fransa, ABD ve diğer Batılı ülkelerin Türkiye’nin, Suriye’deki olaylara müdahale etmesine yönelik teşvik edici tavırları her şeyi açıklar niteliktedir! Bu bağlamda Erdoğan ve hükümetinin Suriye’ye yönelik kullandığı dil facia ölçüsünde yanlıştır. Bu durum, Türkiye’nin X gününde Suriye’ye müdahale edeceğini değil her iki halkın birbirlerine olan güvenini sarsacağı için kaygı vericisidir.
Suriye mezhep, etnisite, ekonomi, coğrafya ve tarih yönünden Türkiye’nin devamıdır. Şam’da her eve düşen ateş, yalnız o evi değil Türkiye’deki bazı evleri de yakmaktadır. Bu bakımdan her iki ülkenin yönetimlerinin halkları birbirine düşman edecek eylemlerden süratle kaçınmaları gerekir.
Başbakan Erdoğan, Suriye ile ilişkileri işbirliği ve dostluk temeline oturtamıyorsa düşmanlık temeline de oturtmamalıdır.
Beşşar Esad gitmelidir! Ama bu Türkiye’nin, İsrail’in ya da Batılı ülkelerin istediği için değil.  Suriye halkı istediği için gitmelidir. ‘Irak’ta Saddam gitsin de ne olursa olsun’ diyen insanlar vardı. Saddam Irak’tan gitti. ABD bölgeyi işgal etti. Irak’ta ABD işgali ve sonrasında ölenlerin sayısı en iyi tahminlere göre bir milyonun üstündedir. Ölen bir milyonun üstündeki Müslüman için Irak’ta Saddam’ın olup olmamasının önemi yoktur. Aynı şey Suriye için de geçerlidir.
Suriye’de çağ ve zaman Esat’ların aleyhine akıyor. Zaman artık Esad’ların değildir. Ama zaman fırsattan fırsat yaratanların ya da fesatların da olmamalıdır. Esad’ın gitmesinin
faturası Türkiye ve Suriye halkına
çıkarılmamalıdır.
Yavuz, Mısır’ı fethettiğinde  “Mısır’ı aldık ama Sinan’ı da kaybettik!” demişti. Umulur ki, kimse bir gün  “Esad gitti ama Suriy de bitti!” demez.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş