Başbakan Erdoğan’ı üzen "Suriye" anketleri...

Ahmet TAKAN

Daha önceki yazılarımızda da dile getirmiştik; 20-21 Mayıs’ta ABD-Chicago’da yapılacak NATO zirvesinin önemini. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın izlediği iç ve dış politikalar açısından tarihi bir viraj niteliğinde olacak bu zirve.
Zirvenin gündeminin yanı sıra başka söylentiler de dolaşıyor iktidar kulislerinde. Bu söylentiler Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde yaşadıklarımızı anımsatır nitelikte.
Önce Tayyip Erdoğan’ın büyük sıkıntısını aktaralım.
Muhalefetin gazete haberlerinden hareket ettiği ülkemizde AKP ve Tayyip Erdoğan, halkın nabzını tutmakta, politika belirlemekte, manipülasyon yapmakta  “anket”  metodunu  “ustaca”  kullanır. Attığı her adım öncesinde ve sonrasında devamlı anket yaptırır Tayyip Erdoğan. Anket sonuçları ise dar bir çevreyle paylaşılır. Sızmaya karşı özel tedbirler alınır. Mesela; parti genel başkan yardımcıları, eğer uygun görülürse anketin sadece kendi alanları ile ilgili olan bölümünü görür. Anket sonuçları, değerlendirildikten sonra uygun görülen medyaya da servis edilir. En son örnekler, AKP’nin oy çıtası ile ilgili olanları. Burada da ince bir manipülasyon yapıldı. Başkanlık sistemi tartışmaları ile birlikte AKP’nin oy oranının yüzde 50’lilerin üstünde olduğu yine milletin kafasına çakılmaya çalışıldı. “AKP’nin oyu yüzde 50’lilerin üstünde”  algısı afyonlanan topluma iyice yerleştirilecek.
Bütün bunlar iyi de!.. Başbakan Erdoğan’ın bugünlerde masasında duran ve pek bir kimseyle paylaşamadığı anketler var.
Ne mi?
Erdoğan, Suriye’ye müdahale konusunda toplumun nabzını tutmak için üst üste  “özel”  anketler yaptırdı. Anketler de istediği sonuçları göremeyince çok ama çok canı sıkıldı. Erdoğan’ın en son önüne konulan sonuçlara göre,  “toplumun yüzde 67’si, Suriye’ye askeri müdahaleye onay vermiyor” .
Tayyip Erdoğan, Obama’nın yanına gidene kadar anket sonuçları değişir mi? Ben, onu bilemem. Yeni bir gelişme olur da öğrenebilirsem, paylaşırım.
20 Mayıs’taki NATO zirvesi öncesinde Başbakanın sağlık durumu da konuşuluyor iktidar kulislerinde. Denilen o ki;  “Tayyip Erdoğan daha önce ABD’de yaptırmayı planladığı fakat ertelediği kontrollerini bu sefer yaptıracak” . Hatta Başbakan’ın  “kısa bir süre için ABD’de hastaneye yatacağı”  bile söyleniyor.
Bu söylentiler beni 1987’ye götürdü. Başbakan Turgut Özal da siyasi bir ziyaret gerekçesiyle ABD’ye gitmişti. Özal, ABD’de iken medyaya  “hastaneye yattığı”  haberleri sızmış, o zaman ANAP ileri gelenleri haberleri yalanlasalar da gerçek ortaya çıkmıştı. Turgut Özal’a ünlü cerrah De Bakey tarafından baypas ameliyatı yapılmıştı. O günlerin gündemi de İran-Irak savaşı ile birlikte ABD’nin Orta Doğu’ya askeri müdahalesi ve Kerkük-Musul’du. Daha geniş hatırlama için 10 Şubat 1987 tarihli gazete arşivlerinin kısa bir öncesi ve sonrasına bakmak yeterli.
Olup bitenlerin bu kadar benzerliği bence pek şaşırtıcı değil ama ben yine şu anket meselesi için son bir söz söyleyeceğim. NATO zirvesi öncesinde veya sonrasında anket sonuçlarını etkileyecek yeni bir tezgahla karşılaşırsak ona da pek şaşırmamak lazım!..
AKP kulislerinden son bir not ile yazımın ilk bölümüne nokta koyacağım. Tayyip Erdoğan son zamanlarda HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş ile telefon üzerinden görüşme trafiğini artırmış. Gelişmeleri çok yakından takip eden ve farklı yorumlar yapan çevreler var.
Chicago dönüşü sürprizlere hazırlıklı olmak lazım!..


Toplumsal cinnet safhası

Uzun süredir düşünüyordum konuyu ele almaya. Zonguldak’tan gelen acı haber üzerine  “tamam artık”  dedim.
Şu, içinde bulunduğumuz toplumsal ruh haline bir bakın!..
Her gün cinayet ve cinnet haberleri. Hem kişisel hem de toplumsal.
Adliye önünde silahlı çatışmalar... Cezaevi önünde silahlı çatışmalar...
Spor sahalarında meydana gelen olaylar...
Herkes kendi adaletini tesis etmeye çalışıyor;  “Adaleti ben dağıtırım”, “Adaleti biz dağıtırız” deniyor.
Olup bitenlerin meali bu.
Çoklu standartlı adalet anlayışı topluma yerleştirilmeye çalışılınca ne olur?
İşte böyle olur.
Kafanıza göre, canınızın istediklerini içeri tıkacaksınız. İnsanlar niye yargılandıklarını bilemeden yıllarca  “tutuklu” olarak hapishanelerde yatacaklar. “Benim işime gelen yargı çok iyi, işime gelmeyen ise çok kötü”  anlayışını devamlı toplumun kılcal damarlarına zerk edeceksin.
Her daim her kürsüden işine gelmeyen herkese öfke kusacaksın, bağırıp çağıracaksın, hızını alamayınca adamları hapse attıracaksın. Öfke, siyasi üslubunun ayrılmaz parçası olarak TV ekranlarından tamamı  “canlı” olarak topluma aktarılacak. Kitleleri tahrik etmek yoluyla siyaset yapmak birinci vazifen olacak. Kinci gençliği savunup, devamlı hesaplaşma cetveliyle hareket edeceksin. Bir devlet adamı olarak nerede durman gerektiğini, neye karışman, neye karışmaman gerektiğini, nerede konuşmaman gerektiğini bilmeyeceksin.
Sonra,  “imam-cemaat” örneğinde olduğu gibi olup bitenler karşısında timsah gözyaşları dökeceksin.
Allah aşkına söyleyin!
Bir toplumu kimler yönlendirir?
Ey!.. İktidarı ve muhalefeti ile mukaddesatçı geçinen, “insan hakları ve ilericilik”  deyince mangalda kül bırakmayanlar. Nerelerdesiniz?..
Haydi, kürsülerde yaptığınız kavgalarda çenenize hakim olamayıp, üslubunuzu kontrol edemiyorsunuz!..
Peki, şu TV ekranlarından ve gazete sayfalarından akan cerahate    “dur”  diyemiyor musunuz?
 Siyasi partilerin RTÜK’e üye verdiğini hatırlatırım.
Medya patronlarının hışmından mı korkuyorsunuz? Yoksa,  “adamların reklam ilan gelirleri düşmesin”  kaygısı içinde misiniz?
Bir toplum, sabah televizyonlarının başına geçip, aile dizileri adına en hafif deyimiyle  “çöpçatanlık”  dizileri seyrederse,  gelin-kaynana kavgalarının ve her türlü çarpık ilişkilerin faş edildiği, en seviyesiz konuşmaların olağanlaştırıldığı programları izlerse... Akşam da ailece  kan, ihanet, küfür, ensest ilişkiler, devamlı silahlı çatışmaların olduğu ve sokakta herkesin birbirine silah sıkmasını meşru gibi gösteren dizilerin müptelası haline getirilirse. Gayrimeşruluk, “seviyeli ilişki” olarak adlandırılırsa.. Ne olur?..
Birkaçını hariç bırakarak spor programlarına da bir bakın!..
Bugün, sahalarda  “terör” den şikayet edenler, yıllardır sporcu kimliği ile  TV’lerde boy gösterip birbirine hakaret ve küfür edenlere, koca koca camialara en seviyesiz sözlerle hakaret edenlere, neden ses çıkarmadılar!.. Bu programlar dün vardı, bugünde hâlâ devam ediyor. Çok okuyandan ziyade çok seyredenin olduğu bir toplumda; bu tür yayınlarla neler olup biteceği kestirilemiyor mu?
Gençliği korumak ve geleceğe sağlıklı nesiller hazırlamanın tek yolu okullarda süt dağıtıp bunu AKP propagandası haline getirmek mi?
Neymiş?
 “Ak sütü kimse kirletemezmiş” .
 “Ak Parti” ,  “Ak süt”  çağrıştırması öyle mi?..
Okul bahçelerinde neler oluyor?..
 “Zonguldak’ın Devrek ilçesinde, Fatih İlköğretim Okulu 8’inci sınıf öğrencisi Kader Demiroğlu (14), Metin Abacı (51) tarafından okul bahçesinde öldürüldü. Cinayetle ilgili açıklama yapan Devrek Kaymakamı Hüseyin Öner, ’Gönül ilişkisi ve kıskançlığa bağlı bir olay gibi görünüyor’dedi. Öner, Demiroğlu’nun 4 yıl önce de cinsel istismara uğradığını söyledi.”
Okullarda dağıttıkları süt ile basit propaganda yapanlar. Bu olup bitenler karşısında nasıl hesap verecekler acaba?..
Tuz kokmuş bir kere!..

Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş