Başbakan ne yapmaya çalışıyor?..

A+A-
Haydar ÇAKMAK

Geçmişte Türk İsrail ilişkileri birçok defa sorunlar yaşamış ve krizler çıkmıştır, ama hiçbir zaman bu kadar ulusal ve uluslararası kamuoyu tarafından bir televizyon dizisi gibi merakla izlenmemiş ve basında bu kadar tartışılmamıştır. Bu durumun en önemli nedeni, Başbakanın özellikle sorunu abartarak ulusal ve uluslararası, özellikle de Arap ülkelerinde kendini popüler yapmaktır. Eğer bu davranış narsistizm (kendini çok beğenme, kendine âşık olma) denen bir hastalık sonucu değilse ülke için çok tehlikelidir. Zira Türk halkının çıkarlarını dokuz kişinin intikamını almak için tehlikeye atmak, yurtseverler için gereksiz ve abartılı bir davranıştır. Bu milli hassasiyeti PKK teröristleri tarafından şehit edilen askerler veya Karabağ’da Filistinliler gibi Müslüman olan Azerbaycan Türklerini şehit eden Ermenistan’a karşı göremiyoruz,  dolayısıyla kendimizi aldatılmış hissediyoruz.
Başbakan popüler olmak için iyi bir kaynak yakaladı ve bunu sonuna kadar kullanacaktır, zira Filistin ve Yahudilik dinciler için temel ortak ideolojidir. Ancak bu popülerliği acaba Türk ve Arap halklarının yararına mı, yoksa İspanya başbakanı Zapetero ile birlikte yürüttüğü ve eş başkanlığını yaptığı “Büyük Orta Doğu Projesi” çerçevesinde batılı halkların çıkarına mı kullanılacak. Zira projenin yaratıcısı ve destekleyicisi ABD ve İsrail, radikal ve dinci Müslümanları bir türlü kontrol edemiyor, onları kontrol edecek bir mekanizma ve bir kişiye ihtiyaçları var. Başbakanın dünya dincileri arasında yıldızlaşmasına ABD ve İsrail’in müsaade etmesi görülmüş bir durum değildir. Biz başbakanın buna alet olacağını düşünmek istemiyoruz ama şeytan bu ya aklımıza getiriyor işte.
Türk-İsrail ilişkilerinin gerilmesinin nedeni şüphe ettiğimiz gibi planlanmış değilse eğer ciddi sonuçlar doğurabilir, zira her iki ülkede de dinden nemalanan iktidarlar mevcut. Dolayısıyla rasyonel olmayan kararlar almaları muhtemeldir, zaten bu davranışı her iki taraf da demeçlerinde ve birbirlerine dayattıkları koşullarında gösterdiler. İsrail’in dinci ve aşırı milliyetçi hükümeti uluslararası bir suda yabancı bir ülke bandıralı gemiye saldırarak uluslararası hukuku ihlal etmiş ve dokuz kişiyi katletmiştir. Bunlar ciddi suçlardır ama bu ve benzeri olayları birçok defa yapmış ve yanına kalmıştır. Bu kez Türk devletini karşısında bulmuştur. Recep Tayyip Erdoğan bu İslami felsefeyle Suriye veya Ürdün başbakanı olsaydı kimse ciddiye almazdı. Türklerin seçtiği bir başbakan olduğu için ciddiye alınmaktadır.
İsrail özür dilediği takdirde suçu kabul etmiş olacaktır. Türkiye veya bir başka ülke uluslararası mahkemeye giderse suçunu kabul etmiş İsrail’e ceza verecektir. İsrail devleti bunu yaşamak istememektedir. Erdoğan İsrail’i cezalandırma konusunda samimi olsaydı, Birleşmiş Milletlerde İsrail’in dostlarının yer aldığı bir komisyon kurulmasına ön ayak olmazdı. Başbakanın ısrarı üzerine BM’de kurulan Palmer komisyonunun raporunun İsrail’in lehine çıkacağı herkes tarafından bilinmekteydi. Özellikle komisyon üyesi seçilen eski Kolombiya devlet başkanı, Erdoğan gibi uluslararası Yahudi kuruluşları madalyası sahibi ve iki ülkenin askeri ve ekonomik işbirliğinin temelini atan kişi olan, Albaro Uribe’nin komisyona seçilmesine Türkiye’nin ses çıkarmaması bir işbirliğini çağrıştırmaktadır. Ayrıca komisyonun, BM’nin ve İsrail’in zamanlama yapmasına izin verilmiştir. Kendileri açısından en iyi zamanı seçerek raporu açıklamışlardır.
Bu her iki radikal hükümet içinde arayıp buldukları bu krizden zararlı çıkmaları kaçınılmazdır. Politik ve diplomatik kayıpların yanında ekonomik olarak da kaybedeceklerdir. 2010’a göre yaşanan krizlere rağmen ticaret hacminin %26 artarak 2011’de 4 milyar doları bulacağı hesaplanmaktadır. İhracatın 1.5 milyar, ithalatın da 1.2 milyar dolar civarında olacağı ve geri kalanının da iki ülke arasındaki askeri ve  müteahhitlik vs. gibi işlerden tamamlandığı bilinmektedir.  Krizlerden önce 2008 yılında Türkiye’ye gelen İsrailli turist sayısı 558.183 iken bu rakam 2010’da 109.600’e inmiştir. Binlerce Türk genci bu yüzden işsiz kalmıştır. Başbakanın yaptığı son açıklama da son derece sorumsuz ve tehlikeli bir açıklamadır. Dincilerin Filistin’e gönderecekleri yardım gemilerine Türk askeri gemilerinin eşlik edeceğini duyurmuştur. Bu savaşa davetten başka bir şey değildir ve tehlikeli bir maceradır. Filistin davası, Arap-Yahudi sorunu biz Türklerin sorunu değildir. AKP ve Erdoğan ideolojisini gerçekleştirmek istiyorsa, bunu Türk milletinin imkanlarıyla ve onların parasını harcayarak ve Türk kanını dökerek değil, gitsin kendisi halletsin, bu bizim işimiz değildir. Arapların İsrail’e karşı Filistin davasını desteklemek ve onlar için savaşmak iki farklı politika ve davranıştır, karıştırmamak gerekir. Ayrıca Başbakanın provoke ettiği bu tehlikeli politikanın Arapların da yararına olmadığını düşünmekteyiz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları