Başbakan'ın gizli stratejisi

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Gizli planlarına meşruiyet kazandırmak için referandumdan başka çaresi kalmayan iktidar, sonucu etkilemesinden korktuğu muhalif yazarları yaftalıyor. Amaç, halka ‘Boş ver onun ne dediğine, o zaten darbe şakşakçısı’ dedirtebilmek
Başbakan bir yandan kendisi için yapılan eleştirileri “darbecilik” olarak niteleyerek üzerine ısrarla giderken, TSK hakkında ortaya atılan iddiaları da  “kirli oyunlar” ,  “gizli planlar”  olarak niteleyerek doğru kabul ettiğini ima ediyor.
Başbakan bunu neden yapıyor? Bence aklında bir stratejik plan var.
Önce TSK ile ilgili iddiaların şu ana dek ortak paydasına bakalım.
İddiaların hemen hepsi  “şüyuu vukuundan beter” (duyulması meydana gelmiş olmasından daha kötü) iddialar. Ne demek istiyorum?
İddiaların hepsi teşebbüs seviyesinde kalmış ama duyduğumuzda hepimize “vay be buna da mı yeltenmişler” dedirtecek türden. Ortada darbeler veya suikastlar yok ama planları var. Tersten bakalım; vuku bulmuş olaylar hakkında ise şüyulandırma hiç yapılmıyor! 
Geçtim 27 Mayıs’ı, 12 Mart’ı; 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan ile ilgili ortada ne bir iddia var, ne de kovuşturulan / soruşturulan bir komutan! Hadi Evren’i yaş haddinden bir kenara koyalım; Bir’ler, Özkasnak’lar, Büyükanıt’lar hakkında ne yapıldı?
Bugüne dek Taraf Gazetesi’ne başarılı darbelerle ilgili hiçbir servis verilmedi.

Suikastçılar tutuksuz (!)
Vuku bulmak fiilini iddiaların ilgili mahkemelerce karara bağlanması olarak da anlayabilirsiniz.
İddialar önce büyük gürültü koparıyorlar, sonra unut(tur)uluyorlar!
Örneğin, Dursun Çiçek’in darbe planı Adli Tıp’ça ıslak imza terimi kullanılmadan 2. derece orijinal bulundu ama 9. Ağır Ceza Çiçek’i “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunmaması” (13.11.09) nedeniyle tutuksuz yargılıyor. Keza, “suikastçı subaylar” da tutuksuz yargılanıyor.  Dünyada belki de suikast veya darbe gibi en ağır suçları işlediği iddia edilen kişilerin tutuksuz yargılandığı tek ülkeyiz! Hiç tutuksuz yargılanan seri katil zanlısı gördünüz mü? 

Dedikoduyla zihin bulandırıyor
Peki neden böyle yapılıyor?
İnsanların zihninde, hele hele bizim gibi eğitim seviyesinin çok düşük olduğu ülkelerde şüyular (duyumlar, dedikodular) vukuattan (mahkeme kararı) daha çok akılda kalıyor da ondan! Bizde duyulduğunda kıyamet koparan iddialar mahkeme sonuçlandığında çoktan unutulmuştur bile.
Üstelik iddialar ne kadar basitse o kadar kolay anlaşılır, o kadar kolay konuşulur hale gelir! Örneğin ben CERN’ün yürüttüğü Big Bang (Büyük Patlama) Projesi’nde  “Bütün protonlar kayboldu”  diye saçma bir yalan uydursam hiç dikkati çekmez de, “Projenin baş mühendisi projenin en güzel asistanı ile protonların üzerinde mercimeği fırına verirken yakalandı”  diye kıtır atsam  “Kızın resmi var mı?”  diye soran en az 100 adet e-posta alırım.

Sözde demokrasi havarileri
Türk milletinin olguları algılama, hazmetme, karara/kanaate dönüştürme sürecini ve seviyesini çok iyi bilen analistler ülkeyi yavaş yavaş hükümetin istediği yönde değişikliklerin oylanacağı bir Anayasa Referandumu’na hazırlıyorlar. Önce, vuku bulma ihtimali en düşük dönemde darbe sözcüğüne şüyu buldurdular, TSK’yı oldukça gözden düşürdüler, şimdi de yıllardır yazılıp söylendiği halde hükümete eleştiri getiren yazarları bu kez dillerine doluyorlar. Amaç, referanduma gidilecek bir dönemde hükümetin Anayasa Mahkemesi, HSYK gibi kurumlarda, parti kapatma kurallarında, askerin sivil mahkemelerde yargılanmaları vb. konularda kendi lehine yapacağı düzenlemelere karşı çıkacak fikir yapıcıları önden yaftalamak!
“Boş ver onun ne dediğine, o zaten darbe şakşakçısı!”
Göreceksiniz, Anayasa referandumu değişikliklere “evet” diyecek “demokrasi havarileri” ile “hayır” diyecek “darbe heveslileri” arasında geçecek!
Referandumun ardından da  “sivil vesayet” in ne olduğunu iyice öğreneceğiz!
-Cüneyt Ülsever / Hürriyet

* * *

CIA gelininin ilk felaket senaryosu değil
Bir buçuk sene önceydi... Amerikalı bir haber kaynağımla sohbet ederken konu Washington DC’deki düşünce kuruluşlarının senaryolarına geldi. ’Burada her gün o kadar çok senaryo konuşuluyor, üzerinde çalışılıyor ki Türkiye hepsini duysa her gün orada olay çıkar’dedi...
Türkiye bu senaryolardan birini duymuştu... Yasemin Çongar imzalı bir haber günlerce tartışılmış, Genelkurmay’ın onu kınamasına kadar varmıştı. Washington DC’deki Hudson Institute yakından takip ettiği Türkiye hakkında bir ’felaket senaryosu’ hazırlamıştı. Çongar da bu senaryoya ulaşıp haberleştirdi.
Peki neden Amerika’nın başkenti için alelade olan bir senaryo Türkiye’de ortalığı birbirine kattı? Çünkü Çongar’ın haberini yazış, sunuş biçimi, içinden çıkardığı unsurların tek bir amacı vardı: Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak...
Burada bir parantez açmak şart. TSK’yı yıpratmak için işaret fişeğini çakan kişilerden birinin Çongar olması ilginç. Çongar’ın eşi CIA çalışanı. Bilindiği, bugüne kadar Türkiye’de darbeler hep CIA desteğiyle yapılırdı, Paul Henze ’Bizim çocuklar yaptı’diye gururlanırdı. Neden şimdi CIA’in ’gelini’askeri sistematik bir şekilde hedef alıyor? Tesadüf mü?
-Oray Eğin / Akşam

* * *

Maziye bir bakıver...
Nazlı Ilıcak, Sabah’taki köşesinde yazıyor...
Balyoz planıyla ilgili ’Acaba düzmece belgelerle mi karşı karşıyayız?’ diye sorgu sual edilecek bir durum mevcut değilmiş... Durum çok açıkmış... Ama adları “faydalanılacaklar” listesinde geçen bazı arkadaşlar Balyoz Harekât Planı’nı karartmaya çalışıyorlarmış.
Balyoz planının darbe değil tatbikat planı olduğunu savunan bizler zaten bu tavrımız nedeniyle “yararlanılacak gazeteciler” listesinde yer almışız.
Nazlı Hanım mı?
O asılacak gazeteciler listesinde.
O darbelere karşı canı pahasına savaşan bir katıksız demokrat!
Ne var ki, gerçek darbe olduğunda tam tersine darbecilerle birlikte. Onların bir numaralı destekçisi...
Mesela 12 Eylül darbesi öncesi
17 Aralık 1978’de şöyle yazıyor
Nazlı Hanım: “13 ilde sıkıyönetim yürürlüğe girdi. Huzura susamış milletimiz yürekten sesleniyor: Merhaba asker...” 
12 Eylül’den hemen sonra 14 Eylül günkü satırları: “... Bir otorite boşluğu doğmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri, bu boşluğu doldurdu...”
18 Eylül 1980: “12 Eylül bir darbe değildir, diyen Orgeneral Kenan Evren’e tamamıyla katılıyoruz. 12 Eylül ne bir darbedir ne de bir ihtilal.”
16 Ekim 1980: “12 Eylül’ün gerekçesi haklıdır; 12 Eylül terörden bezen halkın meşru müdafaaya geçtiği gündür. ”
Evet dostlar... 12 Eylül’ün şakşakçıları, o kanlı günlerin ortakları şimdi demokrat oldu. Yıllar yılı cuntacılarla cebelleşen bizler ise darbeci... Bir de şu mazi arşivlerden silinebilseydi... Ne iyi olurdu değil mi Nazlı Hanım?
-Melih Aşık / Milliyet

* * *

‘Gazcı kalemler’ deşifre oldu
- Hasan Cemal (Milliyet-25 Ocak): Balyoz, bal gibi bir darbe planıdır. Darbe planlarının hesabını soramayan bir Türkiye’de ne demokrasi olur, ne hukuk devleti, ne de siyasal istikrar... 
- Nazlı Ilıcak (Sabah-25 Ocak): Hazır ortam da müsaitken, AK Parti, muhalefetle de işbirliği yaparak, Anayasa’nın 145. maddesini değiştirsin. İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi ile EMASYA protokolünü tamamen ortadan kaldırsın. 
- Cengiz Çandar (Radikal-23 Ocak): TBMM’nin bilgisi ve denetimi dışında hiçbir belge, altında hükümetin imzası alınmış bile olsa yasal da olamaz, geçerli de olamaz. ‘Kırmızı Kitap’a son... 
- Mümtazer Türköne (Zaman-24 Ocak): Milli Askeri Stratejik Konsept’in yeniden ve sivil irade tarafından acilen yenilenmesi ve askerin önüne konulması şart. Ordu adını verdiğimiz devasa cihazın bütün parçalarının elden geçmesi lazım. 
- Ahmet Altan (Taraf-24 Ocak):  Anayasa değişikliği için bir an önce harekete geçmezseniz, yeni darbeciler yeni planlar yaparlar. Artık bu ülkeyi değiştirelim.
- Eser Karakaş (Star-26 Ocak):  Yapılması gereken en doğal iş sivil otoritenin artık ve nihayet dizginleri ele geçirmesi... TSK’nın kendinden menkul bir iç ve dış tehdit algısına sahip olması tüm bu yaşanan münasebetsizliklerin temel nedenidir.
-Ali Ekber Ertürk / Akşam

* * *

Toplu iğne başı kadar ahlâkınız olsa...
İster kurmay albay olsun, ister general, ister ordu komutanı, ister genelkurmay başkanı, ister diplomat, ister MİT ya da CIA ajanı, ister gazeteci; kim olursa olsun “camileri bombalayacak, kendi uçağını düşürecek, faşist Hitler ile Mussolini’ye özenerek 200 bin kişiyi stadyumlara dolduracak” bir darbe planından haberli olup da 7 yıl saklayıp gizlemişse buna ne denir?  Darbe planı yapmak: Affedersiniz b.kluk. B.ku 7 yıl gizlemek: Affedersiniz b.kçuluk. Ahmet Altan Bey, sizin ve Amerika’dan getirtip ekip olduğunuz kocası CIA görevlisi kızın, toplu iğne başı kadar da olsa  “gazetecilik ahlakınız” olsaydı; “Balyoz darbe planlarını” yayınlayın diye size getiren kişiye; “Arkadaş sen 7 yıl neden bekledin?” diye sorardınız. Darbeyi yapan; b.k. Darbeyi gizleyen; b.kçu. B.kçuya sormayan ne? Ahmet Altan Bey, sen ve darbe şakşakçısı Baban, çok değerli edebiyatçılarımızdansınız; etiket bulmada üzerinize yoktur. B.kçuya; “7 yıl neden bekledin?” diye sormayanlara ne isim verelim? 
-Necati Doğru / Vatan

* * *

Tekel işçisine desteği ‘örgütlü suç’ sayan demokrasi olur mu?
Büyük medya oldu bitti işçiden emekçiden hazzetmez. Bir de iktidar korkusu eklenince uzun süre bunca insanın mağduriyetini pek mevzu etmedi. Birkaç gün önce, bir haber kanalında, Tekel eylemcilerini bulundukları yerden kovmak için, mazeret olarak oradan geçen aileler ve esnafın şikâyetini bahane edenlere karşı, halkla yapılan bir röportajı izledim. Bir kadın, “Ben çocuğumu özellikle bu yoldan geçiriyorum, görsün diye, ne yani hiçbir şey olmuyormuş gibi mi yaşayacağız?” dedi. Sadece bu kadın bile,  Türkiye’den umutlanmak için çok iyi bir teselli oldu.
...kara bir propagandanın hedefi haline geldiğim için, Tekel işçileri mevzuunu vurgulayıp, bu haklı eylemin başka yerlere çekilmesinden çekindim. Dondurucu soğuk altında neler çektiklerini görüp, hiç olmazsa maddi yardım kampanyası başlatalım dedim, eş dost, “Deli misin, bir yandan ’sivil istibdat’ tartışması çıkarmak, diğer yandan ’ahaliyi hükümete karşı kışkırtmak’ diye yaftalanır, örgütlü suç bile isnat edilir, kendini Silivri’de bulursun” dedi. Maksat hasıl olmadığı gibi, adamların direnişi de güme gider, zaten ’iç düşman’ ilan edilirler diye de düşündüm. Sonuçta, bu insanlara içimden gelen desteği veremedim. Haklarını helal etsinler.
Ve işte böyle bir ülkede yaşıyoruz. Emekçinin hak mücadelesine destek olmak için bile bin düşünüp, bir konuşabildiğimiz bir ülkede. Yani bazılarının, daha demokratik bir ülkeye gidiyoruz, o nedenle ’gölge etmeyin’ dediği, Tekel işçisinden, bazı şeylere en ufak itirazı olan herkesin gölge sayıldığı, darbe planlarını sulandırmakla, dikkatleri başka yöne çekmekle, karanlık işlere bulaşmakla suçlanmanın an meselesi olduğu bir ülkede. Böyle bir demokrasi özleyen var ise herkese hayırlı olsun.
-Nuray Mert / Radikal

* * *

Emekçi kurmaylar darbeye hazır!
Anladığım kadarıyla askerler, darbe planlarını kağıda yazmaktan darbe yapmaya vakit bulamadılar. 12 Mart yarım sayfaydı. 12 Eylül 1.5 sayfa. Bunlar beş bin sayfa yazmışlar.
Bence yazma işlemi bittiğinde ya komutan emekli olmuştu ya da sonuna geldiklerinde darbe planının başını unuttular.
Muhtemel darbe sayısı ise: Ayışığı, Eldiven, Sarıkız, Kafes, Balyoz, Ergenekon... Otuzdan fazla  “darbe planı”, elli  “darbe örgütü”, yetmiş “darbe hazırlığı”, yüz bin  “darbeci” ... Bir tek şey eksik: Darbe...
Oysa asıl darbe geliyor. Sıhhıye’deki naylon karargah çadırlarında, emekçi kurmaylar karar aldılar. Muhtıra verildi.
Demokrasilerde “darbeleri” halk yapar. Hiçbir ordu, örgütlenmiş halk kadar güçlü değil... Tekel işçileri işte bunu kanıtlıyor. Bakın ortaya atılan askeri darbe planları AKP iktidarını güçlendirirken, emekçilerin sesleri iktidarı sonun başlangıcına getiriverdi.
Eğer askerlerin “darbe” yapmadığı, sivillerin kendi kaderlerine el koydukları bir demokrasi istiyorsanız... Darbeleri demokrasinin sağladığı silahlarla siz yapmalısınız. Susmadan, sinmeden, korkmadan.
-Bekir Coşkun / HaberTurk

* * *

MİNİ YORUM
Tehdit ve hakaret iletisi takipte

“islami:_hayat86@hotmail.com” adresinden gelen,  Atatürk’ün “deccal”, Yeniçağ mensuplarının da O’nun “köpekleri” olarak nitelendirildiği ve “Ayağınızı denk alın, aksi takdirde denk alacak bir ayağınız kalmaz” tehdidinin savrulduğu e-postayı, dün bu köşeden polisin bilgisine sunmuştuk. İstanbul Emniyet Müdürlüğü yetkilileri sabah erken saatlerde arayıp, ayrıntılı bilgi aldılar ve konunun takipçisi olacaklarını ilettiler. Söz konusu kişi hakkında “Atatürk’e hakaret”ten de işlem yapılacak.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş