Başımızın belası mı? Başımızın tacı mı?

Altemur KILIÇ

Hayatımın “uzatmalarını” oynarken, eski yazılarımı gözden geçirdim... Sayamadım, ama gazeteciliğe başladıktan sonra, çeşitli gazete ve dergilerde yazdıklarım, galiba 5.000’i geçiyor! Okulun son sınıflarındayken, Reha Oğuz Türkkan’ın “Ergenekon” (Evet ERGENEKON)  “Bozkurt” ve “Gökbörü”, Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon’un, “Çınaraltı”  dergilerinde Turancı-Türkçü-Milliyetçi yazılar yazmıştım... Okuldan sonra da, Ebüzziya’ların, “Tasvir”, Ahmet Emin Yalman’ın  “Vatan” gazetesinde, köşe yazılarım var... Sonra da bugün, YENİÇAĞ’a kadar hep milliyetçi gazetelerde ve bir de New York Times ve Wall Street Journal gibi İngilizce gazetelerde makalelerim yayınlandı... Bu yazılarda yanılgılarım, yanlış değerlendirmelerim var... Elli yılda, beş bin yazı yazarsan, hiç yanılmaz mısın? Fakat ana çizgimden; Atatürkçülükten, milliyetçilikten ve de Turancılıktan, hiç inhiraf etmemişim.
Sapmadığım ve başından beri doğru değerlendiğim bir konu “bölücülük” , PKK ve APO. 1980’lerden önce, Cumhuriyetten sonraki “Kürt isyanları”, yabancıların bu isyanları tahrik ettikleri ve “Büyük Oyun” konusunda tahlillerim var. Sonra Kürtçülerin kıpırdanmaları hakkında uyarılarım var... Ama asıl, 1984’de, Eruh-Şemdinli baskınıyla,  PKK’nın -APO’nun- ortaya çıkması üzerine, terörün Türkiye’nin bütünlüğüne karşı, büyük bir tehdit olduğunu, PKK’lıların ne “özgürlük savaşçıları”  ne de “bir avuç çapulcu” olduklarını yazmışım.  Bölücülerin, “Büyük Kürdistan” nihai emelinden söz etmişim. Nihayet 1999’da, APO idam hükmü giydiği gün, Mudanya rıhtımında, televizyonlara, “Bu adam asılmazsa başımıza bela olur” dediğim ve sonra da yazdığım, “kayıtlarda”. APO’nun, daha sonra kendisine “hain alçak” dediğim için, hakkımda hakaret davası açması, Bakırköy Cumhuriyet Savcısının da bana “şikâyetçi Abdullah Öcalan, sanık Altemur Kılıç” diye celp göndermesi de “onur ve iftihar belgeleri” olarak arşivimde! Kısacası. Güneydoğu/PKK /APO konusunda, hiç yanılmadığımı övünmek için değil, aynı konuda buna karşılık, bugüne kadar süren ve şimdi en yüksek noktasına varan gafleti, yanlışları ve de kafa karışıklığını göstermek için yazıyorum!
Gafletin şahikası: Binlerce insanımızın katili APO, İmralı’da kabına sığamıyor, yandaşlarına PKK’ya uzaktan komuta ediyor. AKP hükümeti, Devlet yetkilileri bu eli kanlı katille, pazarlıklar yapıyorlar. Eşkıyabaşının, “avukatları” aracılığıyla söyledikleri, hatta devlet yetkilileriyle pazarlıkları, AKP hükümetinin bu konudaki tutumuna yön veriyor. TC Devletinin geleceğini o tayin edecek!
Siz, PKK içinde bölünme “şahinler-güvercinler”, BDP’nin, Baydemir’in, “şeflerinden” ayrı düştükleri, vb.. safsatalarına boş verin; asıl APO’nun “Silahlı mücadele miadını doldurdu” dediği için Baydemir’e, sunturlu zılgıt vermesine bakın. Baydemir, ne PKK ile ne de APO ile mücadele edecek değil. Son söz, APO’nun! Gerçek şu ki; APO başımıza sadece bela olmadı, Devletin “baş” muhatabı oldu ve “barış masasında baş müzakereci olacak”. PKK ile “savaşılmayacak, konuşulacak” ve Başbakanın son dediklerine göre  “gençler” dağlardan, böyle indirilecek!
Ne var ki, tam bu sırada Eşbaşkanlığını Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un yaptığı, Demokratik Toplum Kongresi’nde, Abdullah Öcalan’ın önerdiği “Demokratik Özerklik”  sistemi kapsamında, “Öz savunma birliği” kurulması kararı verildi... Kime karşı? 
Bunları yazdıktan sonra Demirtaş cevabını veriyor; BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş; “Öz savunma gücü, bir polis gücü ve kolluk kuvveti gibi anlaşılmasın. Toplumu, (Kürt toplumu olacak) her türlü kültürel, fiziki saldırıya, kapitalizmin saldırısına, yoz anlayışların saldırısına karşı kendisini savunacak meşru savunma gücüdür”.
Ve gene tam bu sırada TARAF gazetesinin manşetindeki gerçek: AKP’nin, Kürt kökenli Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt, bir yabancı diplomatın kendisine: “PKK (APO diye okuyun?) ateşkesi neden, seçimlere kadar uzattı? Bu tuzak işine yarayacak”  dediğini yazıyor...
Bu tespiti, seçimlerden sonra yapılacak  “Yeni Anayasa” konusuyla yan yana koyun. Baydemir zılgıtı yedikten sonra, APO’nun talimatıyla, Yeni Anayasa taslağını hazırlamaya başlamış. Tabii “Demokratik Özerklik” esası üzerine AKP taslağı ile, bu taslak çatışır mı, örtüşür mü? “Zaman-zemin” meselesi;  “Barış için uzlaşma”; neden olmasın?
Şu sırada toplu durum müsait gözüküyor. Terörle mücadelede, “bölünmez vatanın”  asıl gücü TSK, en zayıf hallerinde. PKK, kendisiyle kahramanca mücadele eden tüm komutanların tutuklanmalarından, “açığa alınmalarından”, Hasdal’da, Silivri’de olmalarından, hiç güç almaz mı? Ve en vahimi, subaylar, genç subaylar, bu olanlara bakarak, mücadele şevklerini, kaybetmezler mi?
Komutanların, AKP’nin İktidara gelmesinden, neden rahatsız oldukları bu gelişmelerle daha iyi anlaşılıyor! “Mim” koyuyorum: Başbakanın, İmam Hatip Okullarını övgüsü üzerine, bu okullardan mezun olanların, askeri okullara, harp okullarına alınmaları de gündeme gelecektir... Neden olmasın! Evet,  “APO başımızın tacı...
Feda olsun kanımız”!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş