Basınımızda Milliyet efsanesi Karacanların azminin eseridir

A+A-
Şemsi SILKIM




Malumunuz, Milliyet Gazetesi geçen hafta el değiştirip tam 32 yıl sonra yeniden Karacan ailesine geçti. Bu vesile ile Milliyet’in ilginç kuruluş hikayesini hatırlatmak isterim. Ali Naci Karacan, Arif Oruç’tan Milliyet imtiyazını 4 aylık senet karşılığında alınca, elinde sadece başlıklı klişesiyle Türbedar sokağına giderek Ahmet Mithat Matbaasında Başmürettip Ahmet Büyükfırat’ın kapısına dayandı. Klişeyi teslim ederek; “Ne yap et, Milliyet’i 3 gün içinde çıkaralım. Bu işin ilmini sen bilirsin, beni karıştırma, gazetenin satışa çıkacağı günden 12 saat önce yanındayım!.” hızla oradan uzaklaştı. Arkasından seslenen başmürettip Ahmet’in,  “Muhterem Ali Naci Beyefendi, kadroda kimler var, kimlerin yazıları girecek, diğer haberlerin gelişi var mı, bunları kim temin edecek!..” sözleri havada kaldı. Ali Naci Karacan, Bozacı Sinan’ın dükkanında karşılaştığı karikatürist Ramiz Gökçe’ye de adeta emir verir gibi şu  müjdeyi verdi:
 “-Ramiz, bozalar senden, 3 gün Sonra Milliyet’i çıkarıyorum, imtiyazı Arif Oruç’tan aldım. Senin de gazeteme güzel bir karikatür hediyen olsun!.”
Deneyimli gazeteci Ramiz, Ali Naci Karacan’ın büyük şahsiyetine mukabil sık sık gazete çıkardığı fakat hiçbirinin ömrünün uzun olmadığını biliyordu ama cevabı olumluydu:
 “-Hayırlı olsun, 2 saat önce harika bir Adnan Menderes karikatürü yapmıştım. Senin kısmetinmiş, ilk sayın için hediyem olsun.”
 Ahmet Mithat Matbaasının başmürettibi ve Ali Naci Karacan’ın da çok inandığı Ahmet Usta, iki gün gözünü kırpmadan, Ali Naci Bey’in İkdam ve Tasvir gazetelerinden imzalı veya imzasız yazılarını, magazin haberlerini toparlayarak, Arap Saffet’in Linoteypinde dizdirmiş, sayfaları da kendi eski klişeleriyle, Ali Naci Beyin gazetelerinde çalışan boş elemanları, muhabirleri de toparlayarak öyle güzel sayfalar ve gazete yapmış ki, ve sayfaların bağlanması, baş sayfaya, Anadolu Ajansı’ndan temin ettiği manşetlik haberi de, Bab-ı Alinin en hızlı sekreteri Sacit Öget hazır hale getirdiğinde gazetenin ilk sayısı hazır olmuştu.
Ali Naci Karacan, hazırlıkları görmek için geldiğinde sevinçle şunları söyledi: “-Yahu, çok güzel olmuş, hazırlıksız gazete demek ki daha iyi oluyormuş. Sizler artık tarihe geçtiniz!...” Sonra da hepsinin gönüllerini almak için sözlerine devamla; “-Ahmet Usta, param olsaydı, hepinize bu gece mükellef bir ziyafet çekerdim!...” deyip sözünü şöyle bağladı: “Ama söz, ileride bunun daha fazlasını hak ettiniz!.”
Ali Naci Karacan böyle bir adamdı, sahibi olduğu gazetelerde daima çalışanlardan yana olmuş, kazandığı paranın büyük bölümünü onlara dağıtmış, kaç kişinin evlenmesinde, nişanında ve kötü günlerinde yardımını esirgememiş ve bazı kişilerin ev kiralarını bile kimseye hissettirmeden ödemişti. İyiliklerini bilmeyen de yoktu ama devamlı olarak para sıkıntısı çekmediği gün de yoktu. Ali Naci Karacan kalp krizi geçirince, sıkıntı daha da büyüdü. Ali Naci Karacan iyileşip gazetenin başına gelince, Kılıç Ali’nin anıları ile 20 bine çıkan tiraj 2 ay sonra yeniden düştü. Askerden dönen oğlu Ercüment Karacan’a şöyle bir öneride bulundu baba Ali Naci Karacan:
 “-Bu işler böyle devam edemez, kafamda bir projem var, öncelikle bir büyük binaya sahip olalım, Rotatif bulup, güzel bir gazete çıkaralım, Milliyet dirilsin ve büyüsün. Yeter ki, sen gazetenin başında ol.”
Ercüment Karacan da babasının fikrine destek verdi. Ali Naci Karacan kısa sürede borç harç bina ve rotatif işini halledip Milliyet için yeni bir dönemin başlangıcını yaptı. Baba Karacan, birikmiş olan borçlarını ödemeye başlayınca bu kez oğlu babasına öneride bulundu:
 “-Babacığım, artık modern ve iyi bir Milliyet  çıkarmanın zamanı geldi, ancak sizin de çok yorulduğunuzu düşünerek genç ve bu işleri yürütebilecek bir yazı işleri müdürü bulalım!.”
Fikri benimseyen baba Karacan, “- Araştır bakalım!” der. Ercüment Karacan’ın aklına Robert Koleji’nden arkadaşı Altemur Kılıç gelir. İlk teklifi ona yaptığında aldığı cevap şu olur:
 “-Biliyorsunuz, ben Devir gazetesini çıkarıyorum.”
 “-Öyle ise bize genç ve kafası işleyen birisini bulabilirmisiniz?.”
Altemur Kılıç’ın cevabı, baba ile oğlunun içine su serper: “Abdi İpekçi... Ancak Abdi asker ve Kore de, sanıyorum dönmek üzere...”
Altemur Kılıç, hemen Abdi İpekçi’ye mektup yazıp teklifi iletir. Abdi İpekçi, Altemur Kılıç’a telefonla cevap verir: “-Ağustos’da geliyorum.”
Abdi İpekçi dönüşünde Cağaloğlu Molla Fenari  Sokak’da Milliyet gazetesine giderek Ali Naci Karacan ve oğlu Ercüment Karaca ile tanışır. Ali Naci Karacan, el sıkışıp anlaştığı Abdi İpekçi için oğlu Ercüment Karaca’ya der ki; “-Yanlış bir iş yapmış olmayalım, 24 yaşında bu genç adama Milliyet gazetesini teslim ediyoruz, rezil olmayalım!...”
Abdi İpekçi, 3 gün devamlı çalışır ve 1 Ekim tarihinde Milliyet gazetesi alışılmışın dışında büyük resimler ve birinci sayfadan spor haberi ile çıkınca Bab-ı Âli’de olay olur. Basınımız da Milliyet ve
Abdi İpekçi efsanesi bir anlamda böyle başlar...



Babasının vefatından sonra gazetenin başına geçen Ercüment Karacan (sağda)
yayın yönetmeni Abdi İpekçi (solda) ile Milliyet’in itibarını daha da  pekiştirdi.

Yazarın Diğer Yazıları