Başkanlık sistemi...

Ahmet SEVGİ

Cumhurun başı “başkanlık” istiyor. Genel seçimler arifesinde tartışmayı başlattı. “Tartışma” kelimesini öylesine kullandım. Başkanlık sistemini tartışan martışan yok. Bir taraf ölümüne savunuyor, öbür taraf inadına karşı çıkıyor. “Açık oturum”lara, siyasî konuşmalara bakın, inatlaşmadan başka bir şey görüyor musunuz?
Cenap Şahabettin; “Kadın olsun, kitap olsun cildine aldanma, münderecatına bak” der. Doğrusu, sadece “kitap” ve “kadın”da değil, her konuda “şekil”den ziyade içeriğe bakmak gerekir. Adı ister padişahlık olsun, ister krallık, ister parlamenter sistem, ne olursa olsun toplum yararına ne getirdiği önemlidir.
Cumhurun başı niçin “başkanlık sistemi”ne geçilmesi gerektiğini anlatırken şöyle diyor: “Çünkü siz atama yapıyorsunuz, mahkeme iptal ediyor. O sırada kurumu düşünün. Kurum içi hiyerarşi alt üst oluyor.”
Keşke Sayın Erdoğan “başkanlık sistemi”ni tartışmaya açarken daha âdil, daha eşitlikçi ve daha özgürlükçü bir düzen için başkanlığa geçmek zorundayız diyebilseydi... Gördüğünüz gibi o, yargıdan şikâyetle işe başladı. Cumhurbaşkanı yargıdan rahatsız. İstediği gibi kadrolaşamamaktan dertli...
Aslında tartışmayı yargıdan başlatması Erdoğan’ın “başkanlık sistemi”nden ne beklediğinin ip ucunu veriyor. Cumhurbaşkanımız denetimin olmadığı bir “başkan” olmak istiyor. Oysa  “yargı”nın denetlemediği sistemin -adı ne olursa olsun- sonu diktatörlüğe çıkar.
Sıkça telaffuz edilen “Osmanlı”da da yargı esastı. Padişah, “yargı”yı temsil eden  “şeyhülislâm” dan fetva almadan hiçbir iş yapamazdı. Ne zaman ki şeyhülislâmlık padişahın emrine girdi, bugünkü ifade ile siyasallaştı, Osmanlı’da çöküş başladı.
Meşhur rivayettir bilirsiniz, Fatih Sultan Mehmet’i bir vatandaş şikayet eder. Hakim huzuruna çıkan Padişah -usul bilmezlikten- baş köşeye oturmak ister. Ama hâkimin şu ihtarına muhatap olur:  “Oturma beyim, hasmınla omuz omuza ayakta dur!”
Neticede Fatih Sultan Mehmet haksız bulunur ve hâkim, Padişahın iki elinin bileklerinden kesilmesine hükmeder. Allah’tan vatandaş davadan vazgeçer ve ceza diyete çevrilir.
İşte Fatih Sultan Mehmet’in bir çağı kapatıp yeni bir çağ açmasının temelinde yatan anlayış... Dolayısıyla, hangi sistemle idare edilirseniz edilin, adaleti, yargı denetimini baş tacı etmez ve kararı tek kişinin vermesine rıza gösterirseniz sonunuz felaket olur.
Hem şunu da sormak hakkımız değil mi? Farz edelim ki “başkanlık” iyidir, hoştur, bu sebeple osisteme geçmeliyiz. Bu iş anayasa değişikliği ile olmayacak mı? Anayasayı kim değiştirecek? Türkiye Büyük Millet Meclisi... TBMM’nin başkanı kim? Cemil Çiçek... O zaman başkanlık tartışmalarını niye Cemil Çiçek başlatmıyor?
Muhalefet karşı çıkıyor, TBMM Başkanı’ndan ses çıkmıyor. Hükümet kerhen kem-küm ediyor. Ama “başkanlık” koltuğuna oturacak kişi büyük bir iştahla “başkanlık”ı savunuyor. Bu da ister istemez Cumhurbaşkanı “başkanlık sistemi”ni kendi çıkarı için mi istiyor acaba sorusunu getiriyor akla...
Uzun lâfın kısası; hak ve hukuku her şeyin üstünde görmeden, “Kızım Fâtıma da olsa elini keserdim” buyruğunu içselleştirmeden, sadakati değil liyakati esas almadan, yandaş ve yaldaşlığı ortadan kaldırmadan ve nihayet  “hak”  deyince akan suların durduğu bir anlayışı topluma hâkim kılmadan parlamenter sistemle yönetilsen ne yazar,  “başkanlık sistemi” yle idare edilsen ne fark eder!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş