Başkent ve Haberal...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Hayatımın anlamı, yaşam kaynağım olan oğlum o kadar özeldir ki milyonda bir ihtimal gelip Erdem Kutalmış'ıma şu ana kadar tıp literatüründe belirlenemeyen bir virüs musallat oldu... Harb Okulunu, Türkoloji'yi, iktisadı, uluslararası ilişkileri anladık da "Tıp" kendi adıma bize göre bir şey değil. Çok uzun ve sabırlı bir eğitim. Öğretmen-öğrenci, usta-çırak, patron-kalfa ilişkisine benzeyen eğitim ve iş birliği ilişkisinin adım-adım yaşandığı, sonuçta insan hayatının söz konusu olduğu alanda hasta-doktor ilişkisi yerine "müşteri" memleketimizde esas olmuş durumda. Bir gece yarısı ateş, baş ağrısı ve ense sertleşmesi şikayeti üzerine taa Kuleli Askeri Lisesi'nde yaşadığım acı bir tecrübe üzerine, ardından 13 yıl önce kaybettiğim ağabeyimin kapıldığı "menenjit" teşhisinin izlerini hissedince alıp götürdüm oğlumu hastaneye. Evimin yakınında ismi lazım değil bir kaç özel hastane var. Üçüncü sayfa haberlerinde olduğu gibi acil servislerde ağrı kesici ve serumdan sonra böylesi vakalar taburcu edilip eve yollanır. Aynısının başımıza gelmemesi için uyardığım pratisyen hekim, oğlumu üniversite hastanesine sevk ederek görevini yerine getirdi. Başkent Ankara'da bizim çocukluk, gençlik yıllarımızda Hacettepe, Ankara ve Gazi Üniversitesi hastaneleri vardı. Her birinin acillerindeki yoğunluğu yaşadığım için ailemizin hastanesi Başkent'i tercih ederek "veliaht prensim"i değerli Hocam Mehmet Haberal'ın kurucusu olduğu o güzide hastaneye götürmeye karar verdim. Sağ olsunlar güvenimizi bugüne kadar boşa çıkarmadıkları gibi yine bize umut verdiler "menenjit" şüphesi ile yatırıp, araştırmaya başladılar. Bugün 13'üncü günü doldurduk. "Ensefalomyelit" teşhisinin üzerine öylesine gittiler ki... Normal koşullarda bir iz bırakan, sakatlık bırakan o alçak viral virüse savaş açarak canım yavrumu kurtardılar. Öncelikle Nöroloji Ana Bilim Dalı'nda uzman doktor olan Seda Köroğlu'na sonsuz teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Henüz gençliğinin baharına 21 yaşında olan Erdem'imi öylesine motive ettiler ki ta başından emanetimizin emin ellerde olduğuna inandık.

***

Evlat acısı ile çaresiz durumda kıvranan bir babanın çaresizliği ile hastane koridorlarında kıvranırken Prof. Dr. Mehmet Haberal Hocam hızır gibi yetişti. Silivri'deki karanlık günlerde yanında olmaktan gurur duyduğum Haberal Hoca, vefa abidesi olarak "hayırdır evlat" dediğinde "oğlum" diyebildim. Elimden tutup, merdivenlerden çıkarak Erdem'imin odasına çıkıp tüm hastaneyi seferber etti. An ve an doktorlardan bilgi aldı. O, Haberal ki günde en az bir-iki nakil ameliyatı yaparak insanlarımıza hayat veren olağanüstü bir bilim adamıdır. 76 yaşına ulaşmasına rağmen kâh İstanbul'da kâh Adana ve Antalya'da böbrek ve karaciğer ameliyatlarına girerek bu memleketin insanlarına yeniden hayat verendir. Neredeyse 15 gündür Başkent Hastanelerindeyim. İki yıl önce "zatürre" teşhisi ile İstanbul-Altunizade Başkent Hastanesinde 10 gün yatmıştım. Hastalara, yakınlarına nasıl davranıldığına defalarca tanık oldum. Yıllar önce kızım Aybikehan da yatmıştı. Merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in eşi ile beraber Sayın Haberal'ın merhum annesinin yattığı katta. Haberal Hocam o sırada Silivri'deydi... Annesinin cenazesine jandarma kontrolünde gidebilmişti. Oğlumun hastalığı esnasında Haberal Hoca ile ilgili hasta ve yakınları ile görüşme fırsatı buldum. Organ nakliyle hayat bulanlar ile görüştüm. Düşünün devrin Başbakanı Bülent Ecevit'in "Cumhurbaşkanı adayı" göstermek istediği Haberal'ı halkın oyları ile seçilen parlamento içinde aday gösterecek biri olmalı... "Kabul edemem. Benim işim insanlarımıza hayat vermektir" demişti. Haberal Hoca malum Ergenekon kumpasında 4 yıl haksızca hapis yattı... Düşünün günde 1, bazen 2 ameliyat yapıp şifa dağıtan Haberal'ın o 4 yıl içinde gerçekleştireceği ameliyatlarda kaç insanımız hayat bulacaktı? Dört kere 365 gün. Çarpı 1 ya da 2... Kaç insanımız öldü? Ya da kurtarıldı? "Anlatılmaz yaşanır" derler ya...

Başkent Hastanesinde yatmış, yakınlarını takip etmiş sıradan ama vergi mükellefi bir vatandaş olarak bu sütunlardan sesleniyor ve Cumhuriyet Savcılarına suç duyurusunda bulunuyorum: "Başta Zekeriya Öz olmak üzere FETÖ'nün tetikçisi savcı ve hakimler ya kaçak ya da tutuklu... Eeyy Savcılar; Sayın Mehmet Haberal'ın haksız tutuklu tutulduğu günlerde kaç organ nakli ameliyatı gerçekleşemedi haberiniz var mı?" En azından daha dün Adana Başkent Hastanesinde bir böbrek, bir de karaciğer nakli gerçekleştirdi. Şimdi birileri bol kepçeden saydırıyor. Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın tutuklu bulunduğu esnada hayatını kaybedenler arasında kimler var? Organ nakillerinin planlarının kaçı gerçekleşmiştir. Ya da gerçekleşmeyerek öteki dünyaya gitmiştir. Değerli dostum Erkan Haberal'ı da öyle bir babanın oğlu olmanın haklı onurunu yaşadığı için kutluyorum. Başkent Üniversitesi Hastanesi ve çalışanlarına sonsuz teşekkür ediyorum.

  • Yorumlar 47
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları