Baskından sonra...

A+A-
Ahmet GÜRSOY

                19 Mayıs...

                Millî Kurtuluş savaşımızın başlangıcı.. 30 Ekim 1918'de teslim olmuş koca imparatorluğun, "İşte her şey bitti. Buraya kadarmış" denildiği sırada Türk milletinin küllerinden yeni bir kıvılcım çıkartarak kendini ateşlediğinin somut örneği..

                Bu sebeple bir dönüm noktası..

                Var oluş mücadelesinin adı.

Başka?

Padişahlık yönetim sisteminden halk yönetimi sistemi cumhuriyete giden yolun başlangıcı.

Osmanlı Devleti bir aile devletiydi. Hanedanlıktı. Gerçi hanedanlık 31 Mart olayları ile kısmen parlamenter sisteme dönmüştü ama kozmopolit toplumsal yapı, henüz uluslaşamadığı için sık sık devlet içi siyasi kavgalar sürüyordu.

Hatırlayın lütfen.

II. Abdülhamit meclisi kapattıktan sonra siyasi örgütlenmeler başladı. Tek adam yönetimine karşı gelişen bu itirazların içinde saray ailesi mensupları da vardı. II. Abdülhamit'in eniştesi Damat Mahmut Celalettin Paşa iki oğlunu (Prens Sebahattin ve Prens Lütfullah'ı) alarak Paris'e gitti. Orada İttihat Ve Terakki Cemiyeti ile birlikte Abdülhamit iktidarını devirmek için gece gündüz var gücüyle çalıştı. Üstelik Prens Sebahattin 1902'de toplanan kongrede dayısı II. Abdülhamit iktidarının devrilmesi için yabancıların müdahalesini önerdi.

31 Mart Vak'asından sonra II. Abdülhamit tahttan indirildi. Yerine V. Reşat getirildi ve yetkileri kısıtlandı. Ancak İttihatçıların karşısına bu defa azınlıkların da desteklediği Hürriyet İhtilaf Partisi çıktı.

Kimler kurdu?

Dr. Rıza Nur, Rıza Tevfik, Damat Ferit, İsmail Hakkı, Lütfi Fikri.

Sonra?

Sonra İstanbul seçimlerini bir oyla İttihatçılar kayıp etti. Bunun üzerine İttihatçılar seçimleri yenileme kararı aldılar ve sopalı seçimler denilen süreçle çoğunluğu elde ettiler. Ancak bu uzun sürmedi. 1912 Mayıs'ında da bir grup subayın öncülüğünde kurulan Halaskâr Zabitan Örgütü önemli bir muhalefet odağı oluşturdu.. İttihatçı hükümeti zorladılar ve iktidara Gazi Ahmet Muhtar Paşa hükümeti geldi. Paşa, kabinesini tamamen İttihatçı karşıtlarından kurdu. Anında seçim kararı aldırdı. Ancak I. Balkan Savaşı başladı. Seçimler ertelendi.

                Savaşta Osmanlı Ordusu bozguna uğradı.

                Barış görüşmeleri başladı. İngiliz yanlısı olarak bilinen Hariciye (Dışişleri) Bakanı olan Kamil Paşa, Edirne'nin Bulgarlara verilmesine sıcak bakınca İttihatçılar yeniden harekete geçti. 23 Ocak 1913'te Enver Paşa'nın öncülüğündeki bir grup Babıâli'yi (Başbakanlığı) bastı. Harbiye Nazırı Nazım Paşa'yı öldüren grup, Kamil Paşa'yı istifa ettirdi.

                Mahmut Şevket Paşa Başbakanlığa getirildi. 1913'te bir suikastla o da öldürüldü ve Edirne bu şartlar altında geri alındı.

                Derken Birinci Dünya Savaşı'na girdik.

Osmanlı Devleti yenildi.

Teslim oldu.

                Yakın dönemin bu siyasi paradoksu içinde 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal ışığının Samsun'dan yandığı görüldü.

                Sonrasını biliyorsunuz.

                Kazandık.

Sevr Antlaşması'yla küçücük bir devlet olmaya zorlanan Türkiye yerine, sınırları, 800 bin kilometrekareye ulaşan bir vatanımız oldu.

Bazı çevreler, bunu beğenmediğini söylüyor. Ama ne yazık ki hazırını korumakta zorlanıyorlar.  

19 Mayıs'la gelen zafer, beraberinde rejimi de değiştirdi. Türkiye yukarıda saydığımız kavgaları bitirecek bir siyasal sisteme geçti. Padişahlık/hanedanlık (aile iktidarı) yerine halkın iktidarı ile millet söz sahibi oldu.

Bazıları halen daha Hürriyet ve İhtilafçı politikaları terk edemedi. Olayları İttihat Terakki karşıtlığı ile açıklamayı sürdürüyor. Ve Atatürk'e hakaret ediyor.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları