Başlangıçta ‘kaos’ vardı

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

“Avrupa’dan uzaklaşmak, İslam dünyasına doğru yönelmek, Batı’ya sırtını dönmekle suçlanan”(!) Türkiye’nin rüştünü ispat için Ruhban Okulu’nu açmasını öneren Birand, Brüksel’i Olympos’un yerine mi koyuyor dersiniz...
Yunan mitolojisi başlıktaki cümleyi temel alır.
Başlangıç’ta “kaos (khaos)”  vardı; Ucu bucağı olmayan bir kargaşa. Karanlık, belirsizlik,
biçimsizlikti...
Önce “Toprak Ana-Gaia” ve “Gökyüzü-Uranos” oluştu; onların birleşmesinden de diğerleri... Ve  “evren (kosmos)” yani “düzen” kuruldu. “Düzen”, özünde  “savaş arabasının üstünde oturan Zeus”a koşulsuz biat demekti. Nitekim Zeus’un, “Hiçbir kuvvetin sarsamayacağı, hiçbir düşmanın dokunamayacağı bir kudret” olduğu gün sona erdi kaos!

Tanrıları çarpıştırdı
Babası Kronos’u tahtından indirip yerine geçtiğinde kabul görmemişti Zeus. Yer altına zincirlenmiş haldeki Titanlar söylenmeye başlamışlardı. Onlar söylendikçe yer kabuğu çatırdıyor, dağlar yarılıyor, depremler oluyordu... Titanların zincirlerini çözerse onları kendi safına katabileceğini düşündü. Tam tersi oldu; serbest kalan Titanlar ilk önce Zeus’a saldırdı.
Bu kez en az onlar kadar güçlü ve en az onlar kadar vahşi Cyclops’ları çıkardı yeryüzüne. “Dünyayı rahatsız eden fenalıklardan kurtarmak için” onların kollarına ihtiyacı olduğunu söyledi.
Böylece başladı “nankör” Titanlarla, Zeus’un “buyruklarını yerine getirmeye hazır” Cyclopslar’ın kavgası.
Durup dururken nerden çıktı Yunan mitolojisi demeyin. “Başbakanımız”ın izinden gidiyorum! O nasıl İsrail’e hitap ederken “Tevrat”ın dilinden konuşuyorsa... Ben de Brüksel’in şefaati olmadan pek nadir söz söyleyenlere, “evrensel kültür” olarak dayatılan ve “Avrupalının bilinçaltı”nı oluşturan “Olympos’un kitabı”ndan sesleniyorum işte.

Çok eski bir oyun
Mehmet Ali Birand’ın dünkü Posta’daki “dahiyane” önerisini okuyunca, ister istemez “khaos”a sürüklendim.
Yazdıkları, “eksen kayması” adı altında her türlü sömürgeciliğin en eski kuralının uygulandığı yönündeki kanaatimi pekiştirdi.
 BirGün’ün attığı manşeti hatırlayın: “ABD’ye eksen doğrultmaya gidiyorlar!”
Bir şeyi doğrultmak için önce yamultmak en azından yamulduğu sanrısını yaratmak gerekir değil mi?
Birand’ın kafasının içinde yanan ampul şu: “Türkiye, Batı basınında eksenini farklı bir yöne kaydırıp kaydırmamakla sorgulanıyor. Böyle devam ederse, bir süre sonra suçlanmaya başlanacak.  AKP iktidarı neyle sorgulanıyor? Avrupa’dan uzaklaşmak, İslam dünyasına doğru yönelmek, Batı’ya sırtını dönmekle... Bunun doğru olmadığını anlatabilmenin en etkili adımlarından biri nedir? Ruhban Okulunu açmak değil mi?”

Kullanıp atmasınlar da
Barıştırmak için savaştıranlar...
Demokrasi getirecekleri ülkelerde diktatörlükleri destekleyenler...
Özgürleştirmek için işgal edenler...
İstedikleri düzeni tesis etmek için ellerinden gelen kaosu ardlarına koymayanlar...
Şimdi de...
Ruhban okulunu açmak için “İslam dünyasına yönelmiş” olamazlar mı yani?
Sanki ilk defa mı oluyor...

NOT: Düzen için kaos çıkarmayı veya kaosun düzenine ulaşmayı pek parlak bir fikir zanneden Birand’ı kimse uyarmadı mı;
Zeus, onu  “tek tanrılaştıran” savaşta cepheye sürdüğü bütün askerleri sonunda yerin altına gönderdi; Kullandı ve attı yani!..

+++++

Mavi Marmara’ya ne olduysa Antalya’da olmuş
İstanbul Liman Başkanlığı ve İstanbul Gümrük Müdürlüğü belgelerinde geminin İstanbul’dan Antalya’ya gideceği yazılı. Mavi Marmara’da kaptan
Mahmut Tural dahil 29 mürettebat ve sadece 42 yolcu var. Bu yolcuların isimleri tek tek yazılı.
Kaptanın beyanına göre “42 yolcu
dışında silah, patlayıcı madde, uyuşturucu yok.”
Herhangi bir yük, yani YARDIM MALZEMESİ de yok!
Bazı yiyecekler var. Örneğin 1 koli çay, 12 kilo margarin, 5 kilo sosis, 5 kilo sucuk, 6 kilo neskafe, 15 kilo bal, 1 koli ketçap, hardal ve mayonez, 500 kilo ekmek belirtilmiş. Ayrıca 1.200 kilo et, 400 kilo şeker, 100 kilo pirinç gibi gıdalar var.
Mavi Marmara, yine resmi belgelere göre İstanbul’dan Antalya’ya yola çıkıyor. Belgede aynen şu ifade var:
“Geminin İstanbul limanından
Türkiye/Antalya limanına gitmesine izin verilmiştir.”
Resmi izin Antalya’ya, geminin rotası önce Antalya, sonra İsrail’e!
Bu yolcular İsrail’in denetimi altındaki Gazze’ye gideceğine göre, acaba İsrail’den vize almışlar mı?.. Çünkü İsrail’e gitmek için vize almak gerekiyor. Hayır, hiçbirinin vizesi yok!
Gemi Antalya limanına gidiyor ve orada birkaç gün bekliyor. İşte ne oluyorsa orada oluyor. Mavi Marmara’nın yolcu sayısı 546 kişiye ulaşıyor. Demek ki gemiye bir anda 500 kişi birden doluşuyor! Peki gemiye Antalya’dan kimler bindi? Vizeleri var mıydı? Gümrükten geçtiler mi? Geçtilerse nasıl, ne diyerek geçtiler? Yoksa gemiye -Hükümetin verdiği emirle- hiçbir denetim yapılmadı mı?
Gemiye Antalya’da yardım malzemesi vesaire yüklendi mi? İstanbul belgeleri elimde ama Antalya belgeleri ne yazık ki yok.
Muhalefet partileri herhalde işin bu boyutlarının üzerine gidecektir... Çünkü ne oluyorsa Antalya limanında oluyor, ne dümen dönüyorsa yine orada dönüyor...
* Emin Çölaşan / Sözcü

+++++

Medya terörü susturdu
Hemen her konuda ahkâm kesmeye bayılan Yeni Şafak gazetesi bu kez sustu kaldı..
Çete kurmak, kamu ihalesine fesat karıştırmak, rüşvet alıp vermek suçuyla yargılanan Yeni Şafak gazetesi sahibi Ahmet Albayrak bir düğünde Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman ve Yargıtay üyesi İsmail Rüştü ile yan yana gelmişti..
Önceki günkü yazımda bir düğünde buluştular diye töhmet altında bırakıcı yayın yapmak, kafadan suçlu muamelesi çekmek yanlıştır demiştim..
Sormuştum.. Yeni Şafakçılar sizce de öyle değil mi? Cevap çıkmadı..
Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kahraman aradı.. Doğru söylüyorsun dedi; bir yere giderken kim kimdir diye kimlik kontrolü yapacak halimiz yok ya.. 
Zaten ben de buna dikkat çekmiştim.. Medya terörüne..
Salih’in derneği
Sekiz yıl boyunca iktidara toz kondurmayıp sadece muhalefeti eleştiren karikatürleriyle ünlenen Salih Memecan dernek kurdu.. Geçen gün genç gazetecilere medya etiği dersleri vermeye başlamışlar.. Yukarıda anlattığım, konu tam derslik.. Yeni Şafak’ın yayın yönetmeni derneğin yönetim kurulunda.. Genç gazetecilere anlatıp yol gösterse..
HSYK üyesi ile yargılanan bir kişi, bir nikâhta veya düğünde yan yana gelirlerse ne yapmak lazım!..
* Mehmet Tezkan / Milliyet

+++++

Adalet Bakanı  “herkesi samimi olmaya davet ediyorum” dedi. Çok güzel.. Ama önce siz buyurun!
* Güngör Mengi / Vatan

+++++

Hukuk katliamı kimin umrunda
* MAYINLI ARAZİ: İktidar Suriye sınırındaki mayınların İsrail firması tarafından temizlenmesini ve bu ülkeye 40 yıllığına kiralanmasını yasayla kabul ettirmek istedi. Anayasa Mahkemesi iptal etti.
* MEMUR MAAŞI: Memurlardan alınacak vergilerin artırılması için yasa çıkardılar. Anayasa Mahkemesi iptal etti.
* YABANCIYA İMTİYAZ: Türk vatandaşları tahvil gelirlerine yüzde 10 stopaj öderken yabancılara imtiyaz tanıyan yasa çıkardılar. Anayasa Mahkemesi iptal etti.
* YABANCIYA TOPRAK: Yabancılara kontrolsüz toprak satışı için yasa çıkardılar. Anayasa Mahkemesi iptal etti.
* TELEFON DİNLEME: Telefon dinleme işini Başbakan’a bağlı bir birime verdiler. Anayasa Mahkemesi iptal etti.
Devletin tüm birimlerini ele geçirme planını uygulayan AKP, son kale olarak gördüğü yargıyı da tamamen ele geçirmek için son Anayasa değişikliklerini yaptı. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’ni çalışamaz hale getirmek istiyorlar. Demokrasi, hukuk katledilecekmiş, kimin umrunda.
* Can Ataklı / Vatan

+++++

TBMM ‘hayırlı evlat ödülleri’
 TBMM Başkanlık Divanı geçen hafta Dolmabahçe Sarayı’nda yaptığı toplantıda bu yılki  “Meclis Üstün Hizmet ve Onur Ödülleri”  sahiplerini belirledi. Toplantıya katılan Başkanlık Divanı’nın CHP’li üyesi Ahmet Küçük’e bu ödüllerin ciddiyetini sorduk:
- AKP’li milletvekillerinin yandaşlarını, eş, dost ve ana - babalarını mutlu etmek için Meclis’in adını kullanarak verdiği ödüller...
- Yandaşlara ödüller, lafınızı biraz açar mısınız?
- Ödüllerden biri Tayyip Erdoğan’ı otellerinde ağırlayan Rixos otellerinin sahibi Fettah Tamince’ye verildi. Gerekçe, bu arkadaş bir lise yapmış, 23 öğrenciye de burs veriyormuş. Tamam, lise yapmış ama vergiden de düşmüş. O zaman liseyi o mu yapmış oluyor yoksa devlet mi? Ayrıca Fettah Tamince’den çok daha fazla okul yaptıran insanlarımız var ama nedense onlara ödül verilmedi.
- Başka ne gibi örnekler var?
- AKP’li üyelerin oylarıyla ödül verilenlerden biri AKP Milletvekili Güldal Akşit’in babası Galip Demirel. Diğeri AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in babası Hikmet Kiler. Kimler mi önermiş Hikmet Kiler’i?
- Kimler?
- Önerenlerden birisi Bitlis Valiliği diğeri oğlu Vahit Kiler! Ben hayırlı evlat diye bunlara derim.
* Melih Aşık / Milliyet

+++++

İnanmak için keriz olman lazım
Eylül 2002: İşsizlik azaldı, yüzde 9.9’a geriledi. İşsiz sayısı 2 milyon 373 bine düştü.
Aralık 2003: İşsizlik azaldı, yüzde 10.3’e geriledi. İşsiz sayısı 2 milyon 396 bine düştü.
Kasım 2004: İşsizlik azaldı, yüzde 10.4’e geriledi. İşsiz sayısı 2 milyon 428 bine düştü.
Ekim 2005: İşsizlik azaldı, yüzde 10.5’e geriledi. İşsiz sayısı 2 milyon 520 bine düştü.
(...)
Kasım 2008: İşsizlik azaldı, yüzde 12.3’e geriledi. İşsiz sayısı 2 milyon 995 bine düştü.
Ekim 2009: İşsizlik azaldı, yüzde 13’e geriledi. İşsiz sayısı 3 milyon 299 bine düştü.
Dün “müjde” diye açıkladılar...
Mart 2010: İşsizlik azaldı, yüzde 13.7’ye geriledi. İşsiz sayısı 3 milyon 438 bine düştü.
* Yılmaz Özdil / Hürriyet

+++++

Sıra geldi CIA’cılara
“Medyadaki MOSSAD ajanlarını açıklıyorum” diyen Mustafa Akyol, Mavi Marmara skandalını milli çıkarlar penceresinden bakarak analiz edenleri “ifşa” etmiş: “Hemen hepsi, “Batı-merkezli” bir dünyada yetişmiş, değer yargıları ve bilgi kaynakları sadece buradan gelen Beyaz Türkler. Bazıları, siyasi refleksleri Soğuk Savaş’ta şekillenmiş dış politika eliti. Diğer bazıları da, İslam’a ait her şeye alerjisi olan ve Müslüman dünyaya olabildiğince uzak durmak isteyen yerli İslamofoblar.” Bir de lütfedip ispat edilmedikçe “satılmış” diye yaftalanmalarına karşı olduğu notunu düşmüş... Akyol zaman ayırıp bir gün de; “Batı finans kaynaklı” bir eğitimle yetiştirilmiş, bazıları siyasi refleksleri “okyanus ötesinde” şekillenmiş tipler olan bazıları da Türklük kavramına olabildiğince uzak durmak isteyen “yerli Türkofob(!)lar” dan oluşan “CIA ajanları”nı ifşaa etse ya... Hem “satış belgeleri” de var; yaftalarken tereddüte düşmez!..

+++++

Yürekli biri çıkar
Şu ilginç kişi, iktidarı, Anayasa Mahkemesi’nin vereceği bir iptal kararını uygulamama, Resmi Gazete’de yayımlamama ve yok sayma eylemine çağırdı ya; bir savcı aradık, anayasanın ırzına geçmeye, ülkeyi birbirine kırdırmaya ve kaos yaratmaya çağıran Osman Can adındaki kişiyi çağırıp ifadesini alsın, soruşturma açsın...
Derken, AKP’nin Çankaya’daki noteri de, durun dinleyelim, konuşsun, demez mi... Anayasayı delme girişimine tepeden bir şemsiye açıldı!
(...)
Can, kaosun parlak adı!
Sanırım yürekli bir savcı eninde sonunda çıkacaktır!
* Orhan Bursalı / Cumhuriyet

+++++

MİNİ YORUM
Duruşmalar
Önceki akşam “Türklüğü buram buram solumam dileğiyle” bir kitap uzatıldı elime. Hanidir böyle mutlu olmamıştım. Yıllardır yeniden basımını beklediğim “Duruşmalar” nihayet piyasada. Bu kadar “ah” alan yargı vak’asından sonra, Necdet Sevinç’in kaleminden, Oğuz Han’ın mahkeme başkanlığında yapılan tarih yargılamasını “oh” çekerek okumak, paryalaştırılmak istenen ruhlarımıza şifa olacak eminim...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları