Başörtüsü, dinin bir emri midir, yoksa siyasi simge midir?

İsrafil K.KUMBASAR

Patenti okyanus ötesindeki küresel teröriste ait olan ‘Medeniyetler İttifakı’ toplantısına katılmak için gittiği İspanya’da, kameraların karşısına geçen BOP Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şöyle buyurdu:
- “Velev ki, türbanın bir siyasi simge olarak takıldığını düşünün. Bir siyasi simge olarak takmayı da suç kabul edebilir misiniz? Simgelere bir yasak getirebilir misiniz, sembollere bir yasak getirebilir misiniz? Özgürlükler noktasında dünyanın neresinde böyle bir yasak var?”
Evrensel hukukta ‘temel insan hakkı’ olarak tanımlanan ‘din ve vicdan hürriyetinin’ bir gereği olarak, ‘inanca dayalı’ bir sembolü, zor kullanarak ortadan kaldıramazsınız, yasak getiremezsiniz.
Ancak, ‘siyasi’ olarak kullanılan bir simgeyi de ‘özgürlük’ diye kimseye kabul ettiremezsiniz.
Erdoğan, bugüne kadar başörtüsünün ‘siyasi bir simge’ olduğunu iddia eden çevrelerin eline, ne yazık ki ‘büyük bir koz’ verdi.
Her daim dilinden düşürmediği ‘toplumsal mutabakat’ arayışının ayağına kurşun sıktı.
‘Kurumsal mutabakat’ zeminini ise tamamen ortadan kaldırdı.

***

Başörtüsü meselesinin ‘kanayan bir yara’ olduğunu kimse inkâr edemez.
Bu ülkede yıllardan beri genç hanımlar, başlarındaki ‘örtü’ yüzünden eğitim haklarını kullanamıyor, üniversite kapılarından geri çevriliyor, hizmet dahi alması engelleniyor, horlanıyor, dışlanıyor.
Genç kızları üniversitelere sokmayan zihniyet, bugüne kadar Anayasa’daki laiklik ilkesi, Anayasa Mahkemesi kararları ve AİHM içtihatlarına atıf yapıp, şu gerekçenin arkasına sığınıyordu:
- “Türban’ın Allah’ın emri olduğuna dair Kur’an’da açık bir hüküm yok. Türban, dini siyasi emellerine araç eden kesimler tarafından bir siyasi simge olarak kullanılıyor. Siyasi simge, kamusal alanlarda kullanılamaz.”
Başörtüsü takmakta ısrar eden genç kızlar ise, ‘siyasi simge’ iddialarını kabul etmeyerek şu savunmayı yapıyorlardı:
- “Biz başörtüsünü siyasi bir gaye için değil, sadece ve sadece Allah’ın emri olduğu için takıyoruz.”
Gerekçelerini ise, ‘Anayasal’ bir kuruluş olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun Kur’an-ı Kerim’deki ayetleri, hadisleri, sünnetleri ve icmayı yorumlayarak almış olduğu kararlara dayandırıyorlardı.

***

Din İşleri Yüksek Kurulu, ilgili makamların talebi üzerine, 03.02.1992 tarihinde aldığı 6 sayılı kararında aynen şöyle diyordu:
1. Gerek erkeklerin ve gerekse kadınların gözlerini haramdan korumaları,
2. Kadınların, vücudun el, yüz ve ayakları dışında kalan kısımlarını, aralarında dinen evlilik caiz olan erkekler yanında, vücut hatlarını ve rengini göstermeyecek nitelikte bir elbise (örtü) ile örtmeleri,
3. Başörtülerini, saçlarını, başlarını, boyun ve gerdanlarını iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmaları, dinimizin; Kitab, sünnet ve İslâm alimlerinin ittifakı ile sabit olan kesin emridir. Müslümanların bu emirlere uymaları dini bir vecîbedir.
Aynı Din İşleri Yüksek Kurulu, 30.12.1980 tarihli ve 77 sayılı kararında da yine aynen şu ifadeleri kullanıyordu:
Müslüman hanımların başlarını örtmeleri, vücutlarının el, yüz ve ayakları dışında kalan kısımlarını, aralarında dinen evlenme caiz olan yabancı erkekler yanında açık bulundurmamaları, bazı çevrelerde sanıldığı gibi belli bir zümrenin sonradan ortaya çıkardığı bir âdet veya işaret değil, İslâm dininin açık bir hükmüdür.

***

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.
Bu meseleyi çözecek olan adam, bugüne kadar konuşmadan, dayılanmadan, ‘fincancı katırlarını’ ürkütmeden çözerdi.
Ama başörtülü öğrencilere ‘peruk takmalarını’ öğütleyen Tayyip Erdoğan’ın, hiçbir zaman öyle bir niyeti olmadı.
Onun bütün gayesi, bu meseleyi alabildiğince ‘siyasi sömürüye’ açık tutmak, başı her sıkıştığında ‘istismar malzemesi’ olarak kullanmaktır.
Nitekim önümüzde bir yerel seçim var.
‘Baskın’ bir erken seçim yapmayı planlayan, İzmir ve Diyarbakır dahil bütün belediyeleri silip süpürmeyi amaçlayan Erdoğan, kendisinden umutlarını kesmeye başlayan kitlelere yeni bir heyecan vermek, onları son bir kez daha ‘canlı’ ve ‘diri’ tutabilmek için peşpeşe iki ‘altın vuruş’ yaptı.
Peki başarılı olur mu dersiniz?
Hala ‘uyanamayanlar’ var ise eğer...
Neden olmasın?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş