Batan geminin malları

A+A-
Haydar ÇAKMAK

Sizler bu yazıyı okurken seçim sonuçları belli olmuş olacak. Ama biz bu yazıyı yazarken oylama henüz yapılmamıştı. Seçim öncesi özellikle çeşitli gazete ve dergilerde yazı yazanlar sorumlulukları gereği yazının bir gruba haklı/haksız bir şekilde müspet veya menfi bir çıkar elde etmemesi için zamanlama yapmak zorunda kalırlar. Biz de bu yazının ana fikri seçim kampanyası esnasında bütün siyasi partilerin öne çıkarttığı projeleri arasında olduğundan kimseye zarar vermemek için dikkat çekme görevimizi seçim sonrasına bıraktık.
Partiler son dönemlerin modası haline gelen çılgın projeler, herkese maaş, bol keseden özgürlük, etnik bilinç, yeni Anayasa ve diğerleri gibi vaatleri görmekteyiz. AKP dokuz yıldır iktidarda olmasına rağmen sanki ilk defa iktidara gelecekmiş gibi vaatlerde bulunuyor. Bir Allahın kulu da çıkıp demiyor ki aynı teraneyi iki seçim propagandasında da yaptınız; bu üçüncü söz verişiniz, niçin daha önceki iki iktidarınız döneminde yapmadınız?!! Göreceğiz bakalım AKP şu çılgın ve çılgın olmayan projelerini gerçekleştirecek mi yoksa dördüncü bir seçim propagandasına malzeme mi olacak. Bu gün bizim üzerinde durmak istediğimiz konu yoksullara para dağıtma konusudur; zira ülkenin geleceği açısından önemli olduğu kanaatindeyiz.
Hiç şüphe yok ki gerek dinimizde, komşusu açken tok yatan bizden değildir düsturu, gerekse Türk örf ve âdetlerinde yoksul, hasta, düşkün ve çocuklara özel önem verilmektedir. Siyasi partiler özellikle de AKP ve CHP seçimi kazanma stratejilerini para dağıtma mantığı üzerine kurmuşlardır, sanki batan geminin mallarını paylaşır gibi ölçüsüz ve hesapsız bir şekilde dağıtma politikasına ve rekabetine girmişlerdir. Batılı sosyal devlet geleneğinde yoksula ve işsize yardım edilir, ama birtakım şartları vardır. Devlet para yardımı yapma kararı aldığı kişiye eğer bir mesleği yoksa meslek kursu verir, peşinden de iki kez iş teklifi yapar; kişi bu işleri reddetmişse bir daha para vermez. Sosyal yardım yaptığı herkesten gücü ve becerisi ölçüsünde bir hizmet alır. Örneğin yaşlılara, çocuklara, sakatlara ve yardıma muhtaç kişilere bakmaları için en az günde birkaç saat emek ister, hatta sahipsiz köpekleri gezdittirir, ağaç diktirir, bahçe bakımı yaptırır vs. Yani tembelleri ve haylazları besleme sistemi değildir.
Büyük kentlerde evinizde temizlik yaptırmak veya çalıştırmak için bir kişi arayınız bakalım bulabilecek misiniz. Çocuğunuza bir bakıcı arayınız bakalım ne kadar para isteyecekler. Türkiye’de iş ahlakı zaafa uğramıştır. Çalışmadan para kazanma devri açılmıştır. Bu hem dini, hem ahlaki ve hem de hukuki olarak normal değildir. Bu gün Türkiye’de Orta Asya’dan, Kafkaslar’dan ve Balkan ülkelerinden gelen ve kaçak çalışan yaklaşık bir milyon kişi vardır. Benim bizzat tanıdığım birçok ailede çocuk ve yaşlılara bakan yabancı uyruklu insanlar vardır. Bir kez daha belirtelim sakat, yaşlı ve düşkünleri beslemek devletin de, milletin de asli ve ahlaki görevidir ama tembelleri ve fırsatçıları beslemek çok yanlıştır. Komşumuz Yunanistan ve Portekiz bunun tipik örneğidir. Özellikle Yunanistan 1981’de Avrupa Birliğine girdikten sonra krediler, hibeler, fonlar ve AB’nin getirdiği diğer imkan ve fırsatlar Yunanlılar tarafından iyi değerlendirilemedi, siyasi partiler ve hükümetler iktidar hevesiyle hep şirin gözükmek ve dağıtmakla meşgul oldular. Mevcut nesil hem kendi hem de bir sonraki neslin hakkını da tüketti. Bir yığın borç ve işsiz insan... Türk siyasi partilerinin ve politikacıların daha sorumlu ve daha âdil davranmaları gerekir. Bir ata sözümüz vardır: “Emeksiz yemek olmaz.”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları