Batı cephesinde yeni bir şey yok!

A+A-
Altemur KILIÇ
AB’nin, sömestr karnesi bekler gibi heyecanla beklenen “İlerleme Raporunda” bütün davalarımıza, iç işlerimize gene burunlarını sokmuşlar. Kıbrıs’tan Türk askeri çekilecek. “Balyoz” sanki gerçek; “kınama”, EMASYA protokolünün; “iç tehdit algılamasının” ve “Milli Güvenlik ve Siyaset Belgesinin” kaldırılmasına “aferin” notu...  “Kürt açılımına” da “teşekkür” ... Ama DTP’nin kapatılmasına, tutuklamalara  “kırık not”! Yani gene “ikmale” kaldık!

Erdoğan’ın öfkesi
Başbakanımız, AB üyesi ülkelerinin Büyük Elçilerine verdiği yemekte, herhalde AB’nin son “İlerleme Raporu” üzerine, “Avrupa’nın gözü kör mü Allah aşkına?” diye patlamış ve demiş ki: “AP raporunda tek taraflı, gerçeklerle bağdaşmayan ve tarafımızdan kabulü mümkün olmayan unsurlara yer verilmiş... Ve katılım sürecine olumsuz tesir edebilecek bir üslub kullanılmış olduğu görülmektedir. Raporda Türkiye’den beklenenler sıralanırken AB’nin Türkiye’ye karşı yerine getirmediği taahhütlere değinilmemiş olması ayrıca düşündürücüdür.
Referandumda Kuzey Kıbrıs’ta Annan Planı’na yüzde 65 ’evet’çıkarken Güney Kıbrıs’ta yüzde 75 ’hayır’ çıkmıştır. Nasıl oluyor da hâlâ burada Türkiye ve Kıbrıslı Türkler suçlu hale getiriliyor. Bu Avrupa Parlamentosu’nun gözü kör müdür Allah aşkına... Biraz gözlerini açsınlar. Kulaklarını doğruya, hakikate açsınlar.”

Asıl körler
Avrupalıların -AB ülkelerinin- gözleri hiç kör değil Sayın Başbakan; onlar özellikle, Türkiye’yi çok iyi görüyorlar ve ne istediklerini, ne yapacaklarını maalesef sizlerden daha iyi biliyorlar... Ve ülkemizin şu karmaşık kafa karışıklığında üstümüze üstümüze geliyorlar! Kolay yenecek lokma olduk! 
Ve eğer yanlış hatırlamıyorsam, Türkiye’yi “Annan Planı tuzağına” düşüren sizin hükümetinizdi! AB’nin ne kabahati var; biz istedik biz bulduk! 
“Avrupa Birliği süreci”, bazılarına göre “nurlu ufuklar”, kamuoyunda -her alanda adeta amentü- “kriterleri” de tövbe, “Allah Kelamı”. Karşı çıkmak, adeta günah! Garip bir durum; Bu “Hıristiyan Kulübüne” tam üye kabul edilmeyeceğimiz muhakkak ama bizdeki malum AB aşıkları, “Kulübün” köpek kulübesinde onlarca yıl daha beklemekte ısrar ediyorlar... Ve bu sırada AB, içimizde kurduğu bilgilendirme bürolarıyla, her kuruma, sivil toplum örgütlerine, hatta basın derneklerine fonlar yağdırarak, içimize nüfuz ediyor ve sözde “imtiyazlı” kapitülasyon ortaklığının alt yapısını hazırlıyor... AB’nin ne olduğunu ne olmayacağını bilenler, basın dernekleri mensupları, yüklü fonları geriye çevirebilirler mi? Ama neticede Türkiye’yi, AB’nin uydusu haline getirmeyi başaracaklar...
AB’nin ne olduğunu, maksatlarını, kısaca hatırlatalım: Uyum, uyum, Terörle Mücadele yasasını “iğdiş” ettiler, Milli Güvenlik Mahkemelerini kaldırttılar, Milli Güvenlik Kurulunu “sivilleştirip” düşmüş ettiler... AB temsilcilerinin, Türkiye’ye her geldiklerinde, ilk ziyaretgâhları, Güneydoğu ve muhatapları da malum Belediye Başkanları ve politikacılar!  “Eyalet Sistemini” istiyorlar ve bunun için de, şimdi mevcut olmayan “Eyalet İstinaf Mahkemelerinin” binaları inşaatına fonlar yağdırıyorlar! Azınlıklar konusundaki ve TSK’yı etkisiz kılmayı amaçlayan raporları yazan yalaka yazar ve aydınlara, kuruluşlara verdikleri fonlar da en azından ilginç! Kıbrıs’a gelince; Karen Fogg’un dalavereleri ve Annan planı rezaleti unutuldu mu? Bütün bunları bizim güzel gözlerimiz için mi yaparlar?

Atatürk kriterleri-Kopenhag kriterleri
AB yalakaları, “AB kriterleri, Mustafa Kemal’in çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak hedefiyle aynıdır” derler... Ama Mustafa Kemal’in, Türkiye’nin, yabancıların plan ve projelerine göre ilerlemesinin, asla düşünülemeyeceği sözlerini unuturlar... Biz AB açılımında devam ededuralım... AB’nin nurlu ufuklarına ulaşmak yarından, çıkmaz ayın son çarşambasından da yakın..
Bu hazin durumu, yabancı bir çizer çok iyi ifade etmişti: Türkiye sırtında heybesi -tarihi ve milli değerlerimiz- Kaf dağının ardındaki karanlık, bulutlu ufuklara doğru yürüyor!
Ve bu  “amentü”  öylesine yerleşti ki, muhalefet bile, her hususta bu nakaratı tekrar ediyor:  “Avrupa sürecinde böyle olur mu?”  diyor... Ancak, gerçekte, ülkemizde olanlar, hep bu  “süreçte” oluyor! Uyanmamız için kaç haramiden, kaç sopa yememiz gerekecek?
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları