Batılılaşma maceramız...

Ahmet SEVGİ

1683 Viyana bozgunuyla Batı’ya karşı üstünlüğü kaybetmiş olduğumuzun farkına vardık. Ve o gün bugündür Batı’nın gâlibiyetindeki sırrı anlamaya, onlar gibi olmaya kısacası Batılılaşmaya çalışıyoruz. Bu yolda neler yapmadık ki...
1699 Karlofça muahedesi, Nedim’in  “Gülelim, oynayalım, kâm alalım dünyadan” mısraında ifadesini bulan zevk-ü sefahate dalışımız (Lale Devri), I. Mahmut ve III. Selim’in ıslahatları, kendi ordumuzu kendi elimizle topa tutmamız (vak’a-i hayriye), Tanzimat, 1856 Islahat Fermanı, I. ve II. Meşrutiyet hatta Avrupa Birliği sevdamız, AB bekleme salonuna kabul edilince zil takıp oynamamız (10 Aralık 1999), 2004’te Avrupa Birliği ile müzakerelerin başlaması üzerine Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ı  “Avrupa fatihi” ilan etmemiz ve nihayet Avrupa Birliği Bakanlığı kurmamız... Bütün bunlar Batılılaşma maceramızın tezahürleridir. Ama hâlâ Avrupalılaştığımız söylenemez. Peki, neden?..
Bu sorunun en net cevabını bendeniz Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın 1958’de yazdığı ve İngilizceye de çevrilen (Wehere Are We In Westernization?) “Garplılaşmanın Neresindeyiz?” (Yağmur Yayınevi, İst. 1967) adlı eserinde gördüm. Mümtaz Turhan diyor ki:
Aradan 150-200 sene geçmiş olmasına ve daimî bir Garplılaşma arzusuna rağmen neden bu davada muvaffak olamadık? Bu kadar değiştiğimiz halde niçin Garplılaşamadık? (...) [Biz insanımıza] ilim zihniyetini aşılamadan sadece fabrikalar, geniş caddeler açmak, parklar, barajlar, limanlar yaptırmak, lüks otomobiller, ziraat âletleri, radyolar, buzdolapları vs. almak ve Batılı kanunlar, nizamlar vazetmek suretiyle Garplılaşacağımızı zannetmişiz. (...) Sistem ve müesseselerin iktibası gayet kolay görünmesine rağmen tıpkı hazır eşyanın ithali gibi, bir cemiyeti Garplılaştıramayıp bilâkis cemiyette içtimâî inhilâl (çözülme), ahlâk ve kültür buhranları doğurmak suretiyle ilerlemesine mâni oluyor.
Geçenlerde Torosların bir köyünde rastladığım ve Mümtaz Turhan’ın bu anlattıklarıyla tam da örtüşen bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ali Dayı, 30-35 sene Almanya’da çalışıp emekli olmuş. Ve kesin dönüş yaparak eski köyüne yerleşmiş. Bakmış, köylüler çöpleri evlerin önlerine gelişi güzel atıyorlar. Bundan rahatsız olmuş, gidip şehirden parasını kendi cebinden vererek 20 tane çöp bidonu alıp köyün farklı yerlerine koymuş. Köylülere de, bundan sonra herkes çöplerini çöp bidonlarına atacak diye ayrıca tembih etmiş. Tesadüf bu ya biz de aynı gün o köye uğradık... Gayet tabii, Ali Dayı bizden teşekkür bekliyor. Biz de önce teşekkür ettik ama şunu da sormadan edemedik.
-Ali Dayı, herkes çöpünü bidona atacak, iyi de sonra bu çöpleri kim toplayacak? Bu sıcakta çöpler iki günde çürüyecek, sineklenip kokacak. Sen iyilik yapayım derken köylülere kötülük yapmış olmayasın...
Ali Dayı biraz düşündükten sonra, hay Allah ben bunu niye düşünemedim, diyerek mahcup bir halde yaptığının bir işgüzarlık olduğunu kabul etmek zorunda kaldı.
Ben Batılılaşma serüvenimizin, Ali Dayı’nın çöp toplama macerasına çok benzediğini düşünüyorum. Mümtaz Turhan’ın da ifade ettiği üzere, bazı kurumları, bazı âlet ve edevâtı ithal etmekle Batılılaşmak mümkün olmuyor. Yapılan işlerin önünü sonunu düşünmeden, zararını kârını hesap etmeden, kısacası bir zihniyet inkılâbı yapmadan, Batı’da bu böyle, bizde niye olmasın diyerek yola çıkarsak 300 seneden beri olduğu gibi, 300 sene sonra da yine birbirimize  “Niye Batılılaşamadık?” diye sorar dururuz. İlanen duyurulur...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş