Baykal ve Kılıçdaroğlu rakip değildir

A+A-
Afet ILGAZ

Kılıçdaroğlu’nun başkan adaylığını açıklamasından sonra CHP’de insanı endişeye sevk eden bir kutuplaşma başladı. Oysa Baykal ve Kılıçdaroğlu birbirine rakip olamayacak kadar CHP’nin lehine davranmak isteyen iki politikacıdır.
Baykal’ın “karizma” sına kimse yetişemez. Entelektüel birikimi, devlet adamlığı vasfını çok iyi taşıması, belagati, temiz geçmişi onun liderliği fazlasıyla hak ettiğini gösteriyordu ama ne yazık ki bizim bu tespitlerimizi iktidar ve yabancı güçler de elbette keşfettiler, gördüler. Yoksa o amansız şantaj nasıl yapılırdı, niye yapılırdı!
Baykal’ın AKP ile reytingini neredeyse baş başa bir hale getirmesi, milli konularda cesur ve etkili çıkışları, Türkiye’nin, bu kötülük ortamında temiz bir nefes almasını sağlıyordu.
Ama bu günler de geçer. Baykal inançlı bir adamdır. Her şerde bir hayrın olduğunu istifa konuşmasında da söylemiştir. Şimdi vaktin AKP’nin oyununu bozmak ve partinin bölünmesini engellemek vakti olduğunu bilir. Biran önce çıkıp düşüncelerini açıklamalı ve partisinin büyük çoğunlukla yanında olduğunu Kılıçdaroğlu’yla da istişare ederek partililerin birbirleri için acı sözler söyleyerek iktidarın ekmeğine yağ sürmesini engellemelidir. Şundan eminim ki Baykal için önemli olan genel başkanlık değil, partinin gelecekte de yaşanacak alçakça iftiralardan korunmasıdır.

Başbakan, tarihini ve ecdadını bilmiyor
Başbakan bir konuşuyor pir konuşuyor. İnsan cevaplamaya, düzeltmeye yetişemiyor. Sayesinde  “köşe yazarlığı”  kolaylaşıyor.
Yunanistan’da Patrikhane sorulduğu zaman:
“Ecdadımı rahatsız etmedi, beni de etmez”  dedi ya, ört ki ölem. Hangi birini yazarsınız. Halet Efendi’yi mi, Patrik Gregorius’u mu, Mora isyanını ve isyanda ve sonrasında ölen binlerce Müslümanı mı, Benderli Ali Paşa’yı mı?
Bu konuda on beş yıldır belki otuz yazı yazmışımdır. İsterseniz yeniden ve sondan başlayayım.
Benderli Ali Paşa’nın Patrikhane sokağına adının verilmesini Patrikhane istemedi diye, sokağın adı değişti. Neyse, “Sadık Ahmet” sokağı koymuşlar da insan bir derece teskin oluyor. Oysa o adı o sokağa Atatürk koymuştu. Atatürk’ün resimleri ve paranın üstündeki fotoğrafı niye değişti diye sözüm ona çok anlamlı sorular soran iktidara işte bunu da hatırlatıyorum. O sokağın adı Patrikhane istemedi diye değişti değil mi? Sadettin Tantan zamanında bu teklif kabul edilmemişti.
Başbakan, II. Mahmut’u da bilmiyor herhalde. Bilse, padişahın Patrikhaneyle başının nasıl derde girdiğini de bilirdi. Olan Benderli’ye oldu. Halet Efendi’nin fitnesiyle Paşa önce Kıbrıs’a sürüldü, sonra da idam edildi. Padişahın elbette övülecek tarafları vardır ama o dönemin, bu döneme olan benzerliğini siyasi kargaşadan, fitneden, yabancıların ajanlarıyla başardığı idamları, haksız azilleri de görmeden olmaz.
Benderli, sadrazam oluşundan birkaç gün sonra, memleketi zarara sokan ve fitneye boğan unsurları temizlemeye başlamıştı. Mesela saraya giden suya zehir koyarak ve suyolcuların oturduğu kale burcuna mazgallar açarak İstanbul’a zarar vermeye çalışan üç Rum suyolcuyu idam ettirerek işe başladı. Yunanistan’la irtibatta bulunan üç patriği ve Fener’deki patrik Gregorius’u da ölümle cezalandırdı.
***
Gelelim Tepedelenli Ali Paşa’ya. O sırada Yanya valisiydi. Rumların isyan içinde olduğunu saraya bildirdi. II. Mahmut’un danışmanı Halet Efendi de bu bilgiyi Patrikhaneye bildirdi.
İkinci Mahmut’un Mora’daki ayaklanmaları incelemesi konusunda Yunanistan’a yolladığı adam ise Etniki Eterya üyesi bir Rum’du. Saraya Yunanistan’daki durumun sulh ve sükun içinde olduğundan ve Yunanlıların Padişaha sadakatinden bahseden bir rapor verdi.
Benderli, Halet Efendi fitnesini duyurmaya çalışırken kendisi sürgüne gitti. Halet Efendi Rumlara destek verenin Tepedelenli olduğunu söyleyerek onun da Rum fedaileri tarafından öldürülmesini sağladı. Benderli’nin yerine getirilen dönme Hacı Salih Paşa, kendisinin de azli üzerine Padişaha çıkarak bütün bildiklerini anlattı. Halet Efendi’nin Rumlara verdiği desteği bütün belgeleriyle ortaya koyunca Halet Efendi büyüsü bozuldu. Halet Efendi önce Konya’ya sürüldü, sonra da idam edildi.
Ama olan Osmanlı’nın Balkanlardaki topraklarına ve hakimiyetine olmuştu. İsyan, Osmanlı tarafından bastırılmakla birlikte Avrupalıların iç işlerimize karışması sonucunda, Yunanlıların bağımsızlığının kazanılmasına sebep oldu. Böylece zafer kazanmış bir isyan, Osmanlı’daki diğer isyanlara sebep olacak ve devletin parçalanması hızlanacaktı.

***
Şimdi, Başbakanın “Ecdadım razı, ben de razıyım” sözlerinin nasıl anlamsız, yanlış ve tehlikeli olduğunu siz düşünün.

Yazarın Diğer Yazıları