Baykal’ın istifası ve Türkiye

Özcan YENİÇERİ
Türkiye en sancılı ve tartışmalı günlerini yaşıyor. Ülkede milli olan bütün kurum ve güç odakları etkisizleştirilmiş durumdadır. Sermaye, medya, bürokrasi ve sivil toplum kuruluşları tamamen iktidar yanlısı bir içine girmiştir. İktidar tek başına adeta dayatarak Anayasa’da kritik ve tehlikeli sayılacak değişiklikler yapmıştır. Anayasa değişikliğini iktidar referanduma, ana muhalefet te Anayasa Mahkemesine götürme hazırlıkları yapıyor. İşte tam bu sırada Ana Muhalefet lideri talihsiz bir olay sonrası istifa etmek zorunda bırakılıyor. 
Olan bitenler normal değil!
Erzurum-Erzincan hattında daha doğrusu hukuk cenahında yaşananlar, Silivri tutukluları, suikast iddiaları, gömülmüş silahlar, karakol baskınları, Anayasa değişiklikleri, referandum hazırlıkları ve telekulak iddiaları toplumsal belleğin alt üst olmasına neden olmuştur. Hafiyelik, jurnalleme, takip ve sürekli dinlenme endişesi toplumu sersemletmiştir. Serseme çevrilmiş toplumun irkilmesini sağlayacak, titretip kendisine döndürtecek siyasi sesler de bir biçimde siyaset dışı bırakılmıştır. Ülkenin muhalefete ve ana muhalefet liderine en fazla ihtiyaç duyduğu bir zamanda Deniz Baykal’ın -nedeni ne olursa olsun- bir biçimde istifa etmek zorunda bırakılması doğal ve normal değildir.
Kimin değil niçin yapıldığı önemlidir!
Malum komployu kim yaptı? Nasıl servis etti? vb. sorularının cevabı bu noktadan sonra önemsizdir.  Önemli olan bütün bunların niçin yapılmış olduğu ve kime yaradığıdır? Türkiye yapısal anlamda dönüştürülürken iktidarın önündeki engeller birer birer ortadan kaldırılmak istenmiş olması güçlü bir ihtimaldir. CHP’nin kurultayı öncesi Baykal’dan kurtulma operasyonu olarak da olanı biteni okumak mümkündür? Ancak Önder Sav’ın telefonun dinlenme vakasıyla kasetlerin servis merkezinin benzerliği düşünüldüğünde bu ihtimal zayıflıyor. İçeriden ve dışarıdan her iki tarafın işbirliği etmiş olması sonucu değiştirmiyor.
Dokunulmazlığı olanlar istifa ediyor!
Şu soruları kendi kendimize sorunca yaşananları anlamak imkânına kavuşmuş oluruz: Suçlu suçsuz demeden bir çok asker ve sivil iktidara karşı komplo kurmakla iddiasıyla suçlanıp tutuklanmadı mı? Sonuçtu bu iktidara karşı muhalif duruşu olanlar sindirilmesi sonucunu doğurmadı mı? AB ve ABD’nin Türkiye çıkarı aleyhine olan faaliyetlerini dile getiren onlarca etkili insan bir bahane ile içeri tıkılmadı mı? Millici yayın yapan ART, Kanal B, Kanal Biz, Ulusal Kanal gibi televizyonların sahipleri bugün hala tutuklu değil midir? Böylece AB ve ABD’nin talepleri doğrultusunda iktidarın getirdiği açılım ve düzenlemeleri eleştirecek ve deşifre edecek kimsenin kalmadığı bir gerçek değil midir? Yargı mensupları “gizli tanık”, tele kulak ve türlü çeşit Gestapovari yöntemlerle baskı altına alınmadı mı? Dokunulmazlığı olmayan muhaliflere dokunuluyor. Dokunulmazlığı olan siyasi muhalifler ise istifa etmek zorunda bırakılıyor. Sonuçta bir anlamda Baykalsız siyaset, iktidar için dikensiz gül bahçesi anlamına geliyor. Bu durum da yaşananların ne anlama geldiğini açıklar niteliktedir.
 “Kansız iç savaş”
Diğer yandan bütün yaşananlar “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” ne -ki bu tabir Graham Fuller’e aittir- giden yolda muhalefet engelini aşmaya yönelik olduğu görülüyor. Bu aşamada muhalefetin iki kanadından birisi kırılmış en azından büyük yara almıştır.
ABD’nin The Wall Street Journal gazetesi, “Avrupa’nın dibindeki Müslüman ülke” Türkiye’de ’kansız bir iç savaş’ın yaşandığını yazdı. Aynı yazıda HSYK Başkanvekili Kadir Özbek’in “hükümet yalnızca Avrupa’yı kullanıyor. Türkiye’de her şey bölündü” sözleri de yer aldı. Olanı biteni gördükten sonra Türkiye’de yaşanları dışarıdan birileri “kansız iç savaş” olarak nitelemesinin hiç de nedensiz olmadığı anlaşılıyor.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş