Bayram ve siyaset

Agah Oktay GÜNER

Aziz ve değerli okuyucularım,

Bugün Kurban Bayramı'nın ilk günü hepinizin kurban bayramlarını gönülden tebrik ediyorum. Şehit ve gazi ailelerimizin bu bayramı nasıl bir acı ve elem içerisinde yaşadıklarını biliyorum. Onların acısına iştirak etmenin en güzel yolunun içimizden dua ederek susmak olduğuna inanıyorum. Bayrama elemle giren, PKK tarafından çeşitli tarihlerde kaçırılan asker ve polislerin ailelerini unutmayalım. Gazetelerde gördüğünüz gibi "41 gündür uyuyamıyoruz"  diye feryat eden bu insanlar "biz anneyiz, eşiz yarın bayram ama bizlerin evinde bayram yok" diyerek basın toplantısıyla kamuoyuna sesleniyor.

Diğer taraftan bir coşku, ümit heyecan kaynağı olması gereken bayramda ekonomiyle ilgili 10 kişiden yedisinin umudunun kalmadığını görüyoruz. Yayınlanan araştırmalara göre gelecek altı ayda iş kurmaya olumlu bakan girişimci oranı %22. Geçtiğimiz yıl bu oran %56 idi. Katılımcıların %72'si de önümüzdeki altı ayda Türkiye ekonomisinin kötüye gideceği kanaatinde olduklarını bildirmişlerdir. Aksi görüşte olan ve gelişir diyenlerin oranı ise %18'dir.

     Sayın Cumhurbaşkanı teröre karşı mitingde "yerli ve millî 550 vekil istiyorum" dedi. Ancak, kendilerinin iktidar olduğu 13 yılda parlamentoya taşıdıkları milletvekilleri içerisinde yerli ve millîliği pek çok davranışında tartışma konusu olmuş milletvekilleri var. Bunlar AKP'ye paraşütle inmediklerine göre kendilerindeki değişimi her halde açıklamak durumundadırlar. Bu bir zihniyet meselesidir. Türk milletine sıradan bir sokak kabadayısının seviyesinin de altına inerek küfreden   bir adam devletin çok önemli bir ihalesini almıştır. Yerli ve millî sancısı olan bir başbakan, bir cumhurbaşkanı böyle bir adama değil trilyon dolarlık ihale vermek, onu öncelikle meslek kuruluşlarından ve sonra T.C. vatandaşlığından ihraç ederdi. Ayrıca, AKP iktidarı 13 yılda cumhuriyetin büyük birikimi olan "yerli ve millî" ne kadar devlet kurumu ve özel şirket varsa yok pahasına yabancılara satıldı. Müsaadenizle bu konudaki perdeyi aralayalım olanları bir görelim; öncelikle yabancılara 12 km. kare toprak satıldı. Digitürk Katarlıya, Migros İngilize, POAŞ Avustralyalıya, Şekerbank Kazaklara, MNG Bank Lübnanlıya, Yapı Kredi İtalyana, Denizbank Belçikalıya, OyakBank Hollandalıya, Finansbank Yunanlıya, TEB Fransız'a, AVEA Lübnanlıya, Turkcell Finli ve Rus'a, Telsim İngilize, araç muayene Almana, Demir Döküm Almana, İzmir Limanı Çinliye, Tekel sigara Hollandalıya, Tekel içki Amerikalıya, PETKİM Azerilere, Kuşadası Limanı İsrailliye ve Türk Telekom Araplara satıldı.

      İktidarın ekonomi politikası bütün birikimleri satmaya ve bina inşa etmeye dayanıyor. İktidarın ekonomi siyasetinde üretim kaygısı yok. Zengin tarım kaynakları olan Türkiye, dışarıdan büyük baş hayvan ithal ediyor.

      Kamuoyu, Akkuyu Nükleer Santrali başta olmak üzere bütün ciddi sorunlardan habersiz denecek kadar uzaktır. Siyaset kurumunun gündemi tayin etmesi, gündemi bir ölçüye kadar yönlendirmesi tabii karşılanabilir. Ancak bütün gündem insanımızın şartlandırılmasını hedef alınca bunu savunmak mümkün değildir.

     Akkuyu Nükleer Santrali başta olmak üzere İstanbul Üçüncü Havalimanı, Üçüncü Köprü ve buna bağlı yatırımlar kamuoyunda, bilim çevrelerinde yeterince tartışılmadı. Türkiye ne yazık ki üniversitelerine ilim adamlarına gereken önem ve ağırlığı vermiyor. Siyasetin bu tutumundan Üniversiteler kırgındır ve hatta küskündür diyebiliriz. Hiç şüphesiz sonunda kaybeden yine ülkemiz oluyor.

     Akkuyu ile ilgili araştırma raporları iktidarı çok ciddi bir biçimde düşündürecek ikazlar taşıyor. Türkiye'nin nükleer bir santral inşa etmesinin ne kadar doğru olacağı başlı başına bir tartışma konusu. Ancak yapılacaksa da Akkuyu en yanlış seçimdir. Santral tartışmalarında herhangi bir sızıntı ve arızaya karşı çareler düşünülürken bir nükleer reaktörün soğutma sistemlerinde kullanılan "tek yön soğutma" ve "kapalı devre soğutma" teknolojisinin çevreye etkileri ihmal edilmiştir.  Mersin/Akkuyu'da kurulacak 4800 Megawat kurulu gücündeki VVER-1200 tipindeki santralin soğutma sisteminde kullanılacak Akdeniz suyunun reaktörlerde tek yönlü veya kapalı devre dolaşımı sonucu tetikleyeceği çok ciddi çevre sorunları vardır. Akkuyu'nun coğrafi konumu sebebiyle yani deniz suyu ve hava sıcaklığının yüksek olması nedeniyle teknolojik olarak burada kurulacak santralin tek yönlü soğutma sistemi ile çalışmasının imkansız olduğu belirtilmektedir. Kış aylarında tek yön, yaz aylarında da kuru hava ya da buharlama soğutma kuleleri, yani hibrit soğutma tekniği kullanılması durumunda ise santralin hem gücünde %10'luk bir düşme hem de tek yönlü sistemin kullanılması sırasında denizden çekilen 10 milyar litrelik su, ABD'nin nükleer santrallerinin bulunduğu Kaliforniya kıyılarında olduğu gibi  deniz ekosisteminde  çevresel felaketlere yol açacaktır. Kapalı soğutma kulelerinin çalışması halinde ise havada ve tarım alanlarında asit yağmuru, ağır metal kirliliği ayrıca buharlaşmadan kaynaklanan atık tuz ve minerallerin yaratacağı zararlar kaçınılmaz olacaktır. Santral Akdeniz sahillerinin, dolayısıyla Türkiye'nin turizm gelirlerinin çok büyük kısmının kaybı demek olacaktır. Devlet hayatımıza hakikatin yön vermesini siyasi başarı uğruna gerçeklerin örtülmemesini temenni ediyorum.

 

 

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş