Bayramın ardından...

Ahmet SEVGİ

Hayırlısıyla bir bayramı daha kutladık. Kurbanlar kesildi, büyükler ziyaret edilip elleri öpüldü. Kırgınlıklar, küskünlükler unutuldu... Allah’tan sağlık ve huzur içinde nice bayramlar niyaz ediyoruz...
Sizleri bilmem ama bendeniz bayram boyunca hep Yunus’un şu dizelerini mırıldanıp durdum:
“İsmâîlem Hak yoluna//Cânımı kurbân eylerem//Çünkü bu cân kurbân sana//Ben koç kurbânı neylerem...”
Kurban bittiğine göre şimdi oturup bu mısraların bizi cezbeden yönünü anlamaya çalışmak sanırım faydalı olacaktır.
Öncelikle şunu belirtelim ki Yunus Emre, Anadolu’da İslâm’ın halk kitlelerine ulaşmasında ve bilhassa dinin özünün anlaşılmasında birçok din âliminden daha etkili olmuştur. Mezhep imamları, şeyhülislamlar, kadılar, müftüler elbette İslâm’ı çeşitli yönleriyle inceleyip kurumsallaştırmışlardır. Ancak, Yunus, dini doğru anlama ve anlatma noktasında çok daha farklı bir şey başarmıştır ki yüzyıllardır ibadet ve inanç sistemimizde bir sapma yaşanmamışsa bunu biraz da Koca Yunus’a borçluyuz diye düşünüyorum...
“Nedir Yunus’un yaptıkları?” derseniz dilimin döndüğü, kalemimin yazdığı kadarıyla anlatmaya çalışayım...
Yunus Emre, İslâm’ın bazı şeklî hareketlerden ibâret olmadığını, her ibâdetin cemiyet hayatında muhakkak bir karşılığının olduğunu görmüş ve bu gerçeği halkın anlayacağı bir üslûpla şiire dökerek o ruhun nesilden nesle büyük bir vecitle aktarılıp hafızalarda yaşatılmasına vesile olmuştur ki kanaatimizce onun bu hizmeti her türlü takdirin üstündedir...
Mesela; Yunus: “Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil//Yetmiş iki millet dahı elin yüzin yumaz değil”  derken, hikmet-i teşrîiyesine (arka plan) uygun yapılmayan ibadetlerin birtakım mekanik hareketlerden öteye geçemeyeceğini ne kadar güzel ifade etmiş değil mi?
Gerçekten de eliyle veya diliyle başkalarını rahatsız eden bir kişinin kıldığı namazın dinimizin emrettiği namazla hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü namaz insanları kötülüklerden alıkoymalıdır. Aksi halde, yaptıklarımızın (namaz, abdest) gayri Müslimlerin ellerini yüzlerini yıkamaları yahut spor yapmalarından bir farkı kalmaz...
Yunus Emre, bayram boyunca dilimden düşmediğini söylediğim mısralarında da kurbanın hikmetini yine veciz ifadelerle anlatıyor bizlere:
“İsmâîlem Hak yoluna//Cânımı kurbân eylerem//Çünkü bu cân kurbân sana//Ben koç kurbânı neylerem...”
Demek ki esas kurban edilmesi gereken nefsimizdir. Yani İsmail misali kendimizi Allah yoluna kurban etmeye hazır olmalıyız. Böyle bir teslimiyete hazırsak o zaman bıçak bizi kesmeyeceği için devreye kurbanlarımız girecektir. Diğer bir ifade ile kurbanlarımız bizim yerimize bıçağın altına yatan fedakâr canlılardır. Yunus’un çok güzel ifade ettiği bu kurban anlayışını cemiyete hâkim kılabilseydik sokak ortasında sopalarla yere yatırılarak kurbanlar kesilir miydi?
Yenişehirli Avnî’nin de dediği gibi ibadetler nefsin terbiyesi için vazedilmiştir. Kıldığımız namaz, kestiğimiz kurban, verdiğimiz zekât, tuttuğumuz oruç vs. daha olgun bir insan olmamız için bizlere yeni merhaleler kazandırmıyorsa bütün bu ibadetlerimizin Allah indinde hiçbir değeri yoktur:
“Avniyâ terbiyet-i nefsin içindir tâat//Yoksa Allâh’a ne tâat ne ibâdet lâzım...”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş